YOL ARKADAŞIM İLYAS’A
Seni en son gördüğümde; 11 nisan 2009 akşamı biricik ve sevgili oğlun Mustafa’nın düğün gecesiydi. Bem beyaz gür saçlarının örttüğü başını taşıyan geniş omuzların, rengini kaybetmeye başlayan kalın ve gür kaşlarının çevrelediği donuk gözlerinin ışığı gülümseyen yüzüne aksetmekteydi. Petrol rengi takım elbise üzerine cuk diye oturmuş, Allah için güzel yakışmıştı. Mutlulukla yorgunluğu birlikte hissediyordun. Bazen salona gelenleri karşılarken gidenleri uğurlayan herkesi hoş tutma telaşı gözlerinden okunmaktaydı.
Tamzara’lı Bektaş ustanın iki oğlunun küçüğüydün, sizler doğunca kim bilir kaç kuzu kurban etmişti, beklide Keçi beğirten gözesinin çam oluğunu, sulağını sizlerin şerefinize yapmıştı usta babanız, Müşerref hatun tüm sevgisiyle anlında biriken boncuk boncuk ter damlalarını başındaki çitini çıkarıp silmemiş miydi? Derken günler günleri yıllar yılları kovaladı. Çocukluk aşkın üstün geldi. Kütükçülerin sevgili eniştesi, Küpeli Ahmet’in küçük damadı olmuştun. Hayat rüzgârı savurdu sizleri, Çan’a, Kayseri’ye, Boğazlıyan’a, Malatya’ya, derken Ankara ya mali şubenin eline para değmeyen baş komiseri olmuştun. Arkanda temiz bir mazi ve iyi bir sicil bıraktın evlatlarına. Diye düşünürken uyuya kalmışım. Tamzara’da Rahmi Efendinin gözenin başında.
Gözlerimi açtığımda sen yoktun, halbuki şimdi gelmemişiydik Alucra yolundan birlikte, sağıma soluma baktım. Çocukların saklambaç oyununda dedikleri gibi sağım solum ebe dedim. Seslendim Hacı kayasına, Diş kayaya hiç ses yoktu aksi sedadan başka. Koştum Memiş bağına indim; kızılcıkların dibine baktım yoktun, döndüm kasapların bahçeye koştum, üzüm eriklerinin dibine baktım. Bulamadım.
• Gene nereye saklandın sessizce Özlemi, Mustafa’yı Filiz’i düşünmedin mi? Diyelim ki onların arkadaşları var. Ya Nurten ne yapsın tek başına onu hiç mi düşünmüyorsun? Ya ne yapsın Neva ile Zeynep kim olsun onların pamuk dedeleri. Gel artık saklandığın yerden bak seni bekliyor sevenlerin. Ben ne halt edeyim şimdi. Kimle gideceğim Kenan ağılına buham, fındıklıdan dağ fındığı, Zaim ağılından, çakmak taşından böğürtlen toplamaya, Esecek düzünden mantarları kim toplayacak? Yalnız başıma nasıl giderim paşa pınarına koca köprüye, duydum ki. Kapağı atmışsın Gülhane’ye anladım bacanağının oğlu GATA da Hoca buldum işte Marmaris’te bile olsam görüyorum seni. Uzandığın yatağında uyuyormuş gibi yapıp bıyık altından kıs kıs güldüğünü. Aç gözlerini bir kerecik olsun, yoksa gıdıklarım ayağının altını kendini tutamazsın pırk diye gülersen rezil oluruz cümle âleme. Ha unuttum Kasap Süleyman yazmış Tamzara parkında okeye dördüncü arıyorlarmış, soruyorlarmış dostların, kırt kırt sesler çıkaran arabanla yarı kahveye şehre sevabına servis yapasın diye beklemekteymişler; artık naz yapma görmüyor musun sevenlerinin sel gibi akan gözyaşları, sana yapılan duaların ulviyetini sulamakta. Biliyorum bütün yaşananları bildiğini, ama hayatın boyunca içinde yaşattığın ketumiyetin gibi saklama lütfen; ellerini sallamasan bile yeterli bize bir tebessümün. Sanma ki sana kızgın olduğum için yazmıyorum bu satırları, sitem ediyorum sevenlerinin ne kadar çok sevdiklerini bilesin diye. Seni daima seven dostların adına yol arkadaşın.
•
Memiş Mehmet
29 Nis. 09 Marmaris
|
|