tüm düşlerini kaybetmiş. hiç görmediği ama onu daha iyi bir düşe götüreceğini bildiği bir ismi takip ediyor. endişesi yok. kaygılarını dününde bırakmış. birisini arıyor. farklı bir isim. adını dahi bilmediği bir isim arıyor. sakladığı gözlerini gözleriyle buluşturmak istiyor bu melek... ama kanadı kırık... uçamıyor... ıslıklarıyla söylüyor şarkısını. sesini de ondan başka kimse duysun istemiyor.
daha önce bir çok defa gerçeği duymuş. bir çok defa mutlu olmuş. her defasında daha iyi olacağını düşünmüş. sonunda da kaybetmiş hayallerini.
sürüklenmek istiyor yağmur damlalarıyla bir heyelan gibi bir kalbe, bırakın yağmurlarımı. zerreler dökülsün kanatlarıma diyor, ama sema mı onu dinler, bulut mu, damlalar mı...
kendi kendine kurduğu düşlerine bile söz geçiremiyor artık. uyansa, hiç gerçekleşmeyeceğinden korkuyor. hayallerindeyse o umudu hep var.
bir fısıtı geliyor geceden kulağına, yalan.. diyor, uyanmıyor.
şafakla birlikte güneş dokunuyor göz kapaklarına, o kızıllığıyla yanaklarını okşuyor, saçlarını, dudaklarını,
yalan... diyor melek...
hayallerimde bile bulamazken o sevgili gerçek olamaz... diyor
ve uykusundan uyanmıyor . açmıyor gözlerini.
tekrar gece, tekrar gündüz oluyor. zaman akıp geçiyor.
değişen hiçbirşey yok.
okyanusun ortasında, yelkenlerini yakıyor. gemisi alev alıyor, ve bu düşten en son kurtulan olmak için gerçeğe kulaç atıyor
attığı her kulaçta daha bir sıcaklık hissediyor bir yanında
ve diğer yanı her kulaçta daha bir üşüyor.
kafası zaten karışık, daha da karışıyor meleğin...
zorlanıyor gözlerini açmakta ve korkuyor. hani , gözlerden bandajı kaldırdıktan sonraki ilk bakış vardır ya,
korkarsın görebilecek miyim gerçeği diye, yoksa karanlığa mı gömüleceğim diye sorarsn ya kendine
ve kalbin yerinden çıkacakmış gibi atar ya
içine delicesine bir ümit dolar ya
melek herkesten daha fazla yaşıyordu bunu. hem de herkesten...
gözlerini açmıştı. ve kırpmadan bakıyordu şimdi ileriye
dalıp gitmiş olamazdı düşünden kalktıktan sonra
o,
sadece
altın saatini yakalamıştı ve kareleri yakalıyordu etrafındaki.
güneş batmaya yüz tutmuş. yarısı var, yarısı yok.
meltem rüzgarları titretirken o son demlerini yaşayan büyük alev topu ısıtıyordu onu
sanki, ben yok olana kadar seninleyim der gibi
sanki ayrılan iki sevgilinin eli gibi, bırakmak istemiyordu meleğin tenini.
kanatlanıp güneşe doğru uçmaya başladı melek.
tek kanadı vardı evet.
bir kanadı kırılalı çok olmuştu.
onu götüren kanatları değildi ama.
sevgilisinin gel... sesiydi.
melek, güneşe uçuyordu
sonunda yanacağını bilse de.
sonunda yok olacağını bilse de,
uçuyordu...
hem de hiç durmadan
ve gözünü hiç kırpmadan
sensiz beni neyleyim,
al beni de yanına
ölürsem de, yaşarsam da seninleyim...
|
|