Yalnız yürümenin verdiği sıkıntıyla oturdum ilk gördüğüm yere. Biraz esinti vardı dışarıda, biraz soğuk, biraz aşk, biraz da yıllara kırgın. Oturduğum bankın her yerinden hissedilebiliyordum bu esintiyi. Bana acı çektirmek için üşüttüğünü düşünsem de, arada içimi de gıdıklıyordu. Bank da bu durumdan şikayetçi sanırsam, insanların oturupta bir iki hoş sohbetini özlediğini fısıldıyordu sessizce. Sevgilileri, sarılmalarını, aşk ile saflaşan göz bebekleriyle birbirlerine saatlerce bakmalarını özlemiş. Bir kaç sokak köpeğiyle lakırdarlarken ben bozdum sohbetlerini. Rüzgar da biraz olsun acıyarak hafifledi, kendini rüzgara bırakmış, deliler gibi dans eden kar taneleri de toplanıp ciddileştiler birden. Ama bu ciddilik rüzgarın isteğiyle mi oldu, beni biraz olsun anladıkları için miydi anlaşılmıyordu. İçimle doldurmak istediğim sayfaları açtığımda göz yaşlarım yerine, masum kar taneleri ıslatıyordu kağıdı. Benim ağlamamamı istemezmişçesine hızlı hızlı buluşuyorlardı sayfayla. Kendi hayatlarını, ağlamamam için feda eden bu kartanelerini gördükçe iyice ağlayasım gelmişti. Gözyaşlarımla bütün ilgilerini üzerimde toplamak istiyordum. Boynumun ağrısını biraz olsun hafifletmek için kafamı yukarıya doğru kaldırdığım da bütün kar tanelerinin yere düşerken bana baktıklarını gördüm. Bir gökyüzü mesafelik yaşamlarında, erirken, yok olurken bile yaşamaktan mutlu, yaşadıklarından mutlu bir şekilde veda ediyorlardı.Bu mutluluk verilen görevi tam anlamıyla yaptıkları içindi. Biz de böyle veda edebilecek miydik ayrılırken? Önümüzde ki bir kaç yılı sığdırabileceğimiz hayata sitem etmeden? Eriyip, yok olurken bile sevebilecek miydik acaba? Yıllardır beklediğim, en küçük hücremde bile aşk beslemeye başladığım bir insanı kaybetmeyi göze alabilecek miydim? Herşey bu kadar hızlı gelişirken herşeyiyle geride bırakarak hayatı, bir dakikasına bir saniyesine bile acımadan. Kalbim seninle dolup taşarken tiz bir melodiyle sakince sesleniyordu bana. Bulmuştum o konuşurken titreten, sarıldığında bir kuş kadar özgür, öperken yaşadığını hissettiren aşkı. Kokusunu kendi kokum gibi benimsemiştim. Begonyaları bile kıskandırırcasına alımlı ve etkileyici kokuyordu. Papatya tarlasında ki adını koyamadığım, görmesem bile orada, hepsinin ortasında olabildiğini hissedebiliyordum. Göremesem de, ne düşündüğünü, ne istediğini yaşıyordum içimde. Sanki kendimle konuşuyordum konuşurken. Bu kısa süreli yaşantımın ödülü olmalıydı, bunun için o kadar acıyı çekmiştim, bunun için ağlamıştım. Hep bu mutluluğa kavuşabilmek için. Sevebilmeyi öğrenmiştim diğerlerinde, kendimi bunun için donatmıştım. Bu hayatı doya doya yaşamak için, bana bu hayatı yaşattıracak insan için. Yatağımda rahat bir uyku uyuyabilmek için.
Kar taneleri şimdi izin veriyordu ağlamama,
Yukarıdan beni izlemeye başladılar masumca.
Bu sefer ben ağlamıyorum,
Zevk almaya başlıyorum hayattan.
Vedalaştıktan sonra derleştiğim
banktan,
Bir eyvallahımı esirgemiyorum hayata, ve yol almaya başladım dünyama.
|
|