OKUYAN OKUSUN
Bir televizyon programında izlemiştim. 25 yaşında profesör olan uluslar arası üne sahip sn. Oktay Sinanoğlu anlatıyordu. (mealen)
-Bir rektör, Türk diliyle bilim yapılmaz demiş. Ona Türkçeyle bilim yapmayı hiç denedin mi dedim. “Hayır.” yanıtı üzerine ben yaptım, oluyor dedim.
Dilimizde sanat yapılmıyor diyenler de var.
Divan edebiyatını bir yana bırakalım. Karac’oğlan, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, hatta okuryazar bile olmayan Aşık Veysel’i sanatçı saymayacak mıyız? “Güzelliğin on par’etmez – Şu bendeki aşk olmasa.” dizeleri sanat değil de nedir?
Yirmi yedi sene dilimizin zenginleştirilmesi yolunu anlatırken boşa mı kürek çekip, nefes tüketmişim?..
Bilimsel olarak dilimizi türeme, birleşme, derleme ve tarama yoluyla zenginleştiririz.
Türeme; yapım ekleriyle yapılır. Göz den gözlük, bil mek ten bilim… gibi
Birleştirme: gece kondu, bilgi sayar, şıp sevdi… gibi
Derleme: Halkın kullandığı, fakat henüz kültür diline kazandırılamamış sözcük ve deyimleri araştırıp, gün ışığına çıkarmak gibi.
Tarama: Eski eserler taranır. Onlarda kullanıldığı halde günümüzde unutulan kimi sözcükleri anımsatmak gibi… “…Geçilmez sulardan geçit, aşılmaz dağlardan AŞIT versin” (Dede korkut Masalları). “…NİTE gözüm yaşı ırmağı çaydır.” (Sultan Velet)
Gerçi sözcükler de doğar, yaşar ve kullanma alanını kaybederse ölür. Yani unutulur gider. Yirmi otuz sene önce kullanılan kimi tarım araçlarının adını günümüz gençliğinin kaçta kaçı biliyor ve kullanıyor ki… zelve, boyunduruk, cemek, dirgen..gibi.
Şunu da eklemem gerekiyor. Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarını baltalamak isteyen kötü niyetlilerin, sinsice uydurma sözcük yapıp kurumun çalışması gibi piyasaya sürmelerini ben de kınıyorum.
Yabancı sözcükleri halkımız kendiliğinden Türkçeleştiriyor. Cevap sözcüğünü CUVAP diyerek büyük sesli uyumu kuralına uyduruyor. Aynen Kayseri sözcüğünü GAYSERİ’ ye çevirdiği gibi… K, L, R harfleriyle Türkçe kelime başlamadığını halkımız, çoğumuzdan iyi biliyor. Onun için Rıza’ya İriza, Limon’a ilimon diyor… Bu konuda Ziya Gökalp, “Halkın söz yaratmada yollarını benimse.” demedi mi?
Ayrıca kalem dostum sn. Safiye Korkmaz’ın önerisini de destekliyorum. Yabancılar bizim Mustafa’mızı Mustapha, Yaşarmızı Yashar diye yazarken biz neden onların Şekspir’ini, Molyer’ ini okuduğumuz gibi yazmıyoruz? Tiren, sipor, pilan da öyle…
Milletçe kendimize güvenmeli, anlaşılır açıklıkta konuşmalı ve yazmalıyız, diyor; böylece birbirimizi daha kolay ve daha rahat anlayacağımıza inanıyorum.
Paylaşmak istedim.
|
|