Köprü
Sizlerin dere bildiğinize bizler Karadeniz’de ırmak deriz. Biziler iki köy arasından akan, ufak kanalet suyu kadar su taşıyan dereciklere dere deriz. Onlarca derenin birleştiği büyük akarsu yatağınada ırmak denir. Yani Kızılırmak ve Yeşilırmak dan hariç ufacık ırmakçıklara bizler Yeşilırmak gibi değer verir ve aynı sevgiyi gösteririz. Her kasabanın Karadeniz’de bir ırmağı vardır. Coğrafyanın engebeli oluşu, yollarında engebeli oluşunu doğurur, bizlerde iki köyü birbirine bağlayan patika yolların bileşenlerine, yani ırmağın üstüne bir köprü kurarız.
Adını andığım köprü, üstünden arabaların geçtiği betonarme köprülerden değil, “....derede su durulur,üstüne dal köprü kurulur, er yerine vurulur, aslan bre Halilibrahim” dal köprülerdir.....”Köprüden geçti gelin, saç bağın düştü gelin...” türküsünde de gelinin geçdiği köprü üstünden arabaların geçdiği köprü değil, esnek ve uzun bir dal köprüdür. Dal köprü kırka elli santim gibi çapı olan, kimi yerde otuz kimi yerde uzunluğu elli metreyi veya daha da uzun metrajı bulan ağaç kütüklerin bir birine eklenmesiyle,ortasına onbeş yirmi metrede bir suyun içine direkle desteklenen sadece bir kişinin geçebileceği, geçerken tek eliyle tutunabileceği insanın bel seviyelerine kadar gelen korkuluğuyla kurulmuş köprüdür. Sıksık yaşanan su taşkınlarında köprünün ana gövdesi gitmesin diye kimi yerlerde başlarından bir ağaca veya iri bir kayaya tel halat veya demir çubuklarla bağlanır.
Dal köprüden geçerken, bir elinizle yandaki korkuluğuna tutunarak ilerlemeniz gerekir.Siz ilerledikçe, ortalarına doğru,köprünün salınması artar, dengenizi kaybedecek gibi olursunuz. Devamlı köprüden geçenler alışır, bir akrobat gibi tutunmadan geçerler. Köprüden geçerken saç bağını düşüren gelini, muhtemel ki türkü yakan saz sahibi köprünün başından izlemiş, gelinin düşen saç bağıyla heyecanlanmış ve bu türküyü yakmış. Gelin zarif ve nazlı, birazda işveli olduğunu düşlüyorum. Köprü sallanıyor, gelin sallanıyor, gelin korkmuş gibi iki eliyle köprünün ortasında korkuluktan tutunmuş, düşen saç bağına baktığı yok, saz çalan it oğlu gelsin de beni karşıya geçirsin diye, saz çalana çalım atıyor, herif de gelinin karşıya geçirme fırsatı karşısında heyecanını türkü yakmakla yenmeye çalışıyor.
Köprünün orta yeri korkusu bir başkadır. Altından su akar, sende akan suya bakarsan suyla akmaya başlarsın. Su akar sen akarsın, an gelir elin ayağın kendini boşlar ve suya kendini salarsın. Baktırmayız acemileri köprüden geçerken akan suya.Bir suya baktın ve de ortasındasın köprünün, köprüde sallanmaya başladı, korku düşer yüreğine tutunursun korkuluğuna, bırakamazsın. O bulunduğun yere öyle bir sabitlenirsin ki seni üç dört adam oradan kurtaramaz. Mesleksiz ve ekonomik bağımsızlığını kazanamamış kadınlarımızı, köprünün üstünde ürkmüş insana benzetirim her zaman.
Sana eşlik eden kocan olmazsa salınmakta olan köprüden suya düşeceğini sanırsın, sarılırsın kocana, onsuz olursan boğulacağın ürküntüsüyle. Kocan, iyi olsun kötü olsun şu yaşam köprüsünde seni boğulmadan kurtaran insandır, ya o olmazsa sulara kapılacaksın, evsiz kalacaksın, babanda yaşlı sana bakamaz, görümcende veya ağabeyinde seni kendine yük görecektir. Ya çocuklarını nasıl besleyeceksin, kocana çocukları bırakmak mı? Nasıl teslim edersin o sorumsuz insana ömür boyu sahip olabildiğin en yüce değerlerini. Bir dilim ekmeği nasıl bulursun, sana kim iş verecek....... korkular korkular... Sarıl köprünün korkuluğu kocana. Kocan kişiliksizleşmiştir, kumara vermiştir, hovardalığa vermiştir,işsizliğe vermiştir hayatı, ne olursa olsun ondan başka köprüyü sana geçirtecek başka dayanağın yoktur. Belirsizlikler karşısında korkuya kapılıp koruyucuna sarılmak, aşk mıdır sevgi midir, çaresizlik midir? Çaresizlik sarılması aşk bağlılığımıdır? Kaç kişi korkularından sarıldıkları eşlerine bu sarılışı aşk bağlılığı olarak duyumsatabilir ki? İnsanlarımızı korkusuzca kimsenin yardımı olmadan köprülerden geçebilmeleri için,eğitimli, meslekli ve özgür bireyler yetiştirmemiz gerklidir. Aksi halde yaşam boyu layığı olmayan kurtarıcılara sarılıp kalırlar.
|
|