Açılış Sayfam Yap  |  Sık Kullanılanlara Ekle     

    

  Arama Motoru :

Makaleler

Haberler

Köşe Yazıları  
     Site Menü
  Anasayfa
  Forum
  Kategoriler
  En Çok Okunanlar
  Yeni Eklenenler
  Seçmeler
  Bugün Eklenenler
  Köşe Yazarları
  Haber Arşivi
  İletişim - Bize Ulaşın
      Kayıtlı Kullanıcı Girişi
  Kullanı adı :
  Şifre :
 

Yeni Üye Kayıt

Şifremi Unuttum


      Reklam
     Kategoriler
  Şiir
  Gündem
  Kişisel
  Hikaye
  Deneme
  Genel
  Felsefe
  Edebiyat
  Günlük
  Makale
  Ekonomi
  Spor
      Haberler
  Meliha Doğu 'nun 2. Kitabı Çıktı! ...
Amatör Yazarlar, löşe yazarı olan Meliha DOĞU 'nun 2. kitabı, raflarda yerini aldı.

"Başını Dik Tutan Hüzün" adı ile, Cinius Yayınevi 'nden çıkan kitapta, Umuda ve sevgiye dair öyküler ve çeşitli yaşanmışlıklar yer alıyor.

Anlatım tarzı ve içerdi ...

  Bu kitapla kızlar okullu olacak ...
'İmkansız(!) Periler...' kitabından elde edilecek gelirle Artvinli kızlar okutulacak.

Türkiye’nin en yoksul şehirlerinden Muş’ta 80 kızı okullu yapan 'İmkansız(!) Periler...' kitabı, şimdi de İngilizcesi'nden elde edilecek gelirle Artvinli kızları okutacak ...

  17'lik yazardan Aşkta Diplomasi ...
Elinizden bırakamayacaksınız!

Cinius Yayınları’ndan yeni bir eser daha kitapçı raflarındaki yerini aldı. “Aşkta Diplomasi”...

17 yaşında, henüz lise öğrenimini sürdüren genç bir yazar olan Beltan Demir’in yayımlanmış ilk eseri & ...

  Hayatı kitap oldu
Yazar Nezih Tavlaş'ın fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in hayatını anlattığı''Foto Muhabiri'' adlı kitap yayımlandı.

Fotoğrafevi Yayınevinden yapılan yazılı açıklamada, kitabın tanıtımının Ara Güler'in 81. yaş günü olan 15 Ağustos cumartesi günü yapılacağı belirtildi.


     Diğer Haberler

  Seksin efsanevi kitabı yeni ...

  Suç işlemedim ki, özür dile ...

  Fransa'nın en çok okunan ya ...

  Gazetesini Okumayan Hürriye ...

  Yahya Kemal Sergisi Açıldı. ...

  ''Murtaza'' Almanca'ya çevr ...

  Kitap dünyasında Google dev ...

  Necatigil Şiir Ödülü, Alova ...

  Şair Arif Nihat Asya anılac ...

  Yağmur Düşerken okunuyor.

  Baþlýk :   Yağmur Düşerken
  Kategori :   Hikaye
  Ekleyen :   ranamarcella
  Eklenme Tarihi :   22.01.2009
  Okunma Sayýsý :   456

  Ortalama Puan

:

10 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 10

Puan Ver? :
  Yazý Ýçeriði
YAĞMUR DÜŞERKEN

Pencerenin önünde ayakta duruyordu. Kapının açıldığı duyulmadı. Oda karanlıktı, zira gecenin ilk saatleriydi. Işıkları henüz açmamış öylece duruyordu. Dışarıyı seyrediyormuş gibi görünse de o anlamıştı ki gözlerinin içi aslında boştu ve dışarıyı görmüyordu.

Arkasını hafifçe döndü. Ayın yumuşak ışığı sokak lambasının ışığı ile sevişirken yanaklarına yansıyordu. Yanakları belliydi ki ıslaktı. Ağlamış olabilir miydi? Oysa ona bu mümkün değilmiş gibi gelirdi hep. Böylesine güçlü bir kadın bir bebek gibi masum ağlamış olabilir miydi? Hem de bugün? Bugünü bozmaya ne hakkı vardı?

- Helena, senin neyin var? Neden karanlıktasın? Diye sordu ama Helena sessizliği kendine dost edinmişti ve onun sesini duymuyordu.

Ona yaklaştı ve elini ıslanmış yanağına doğru uzattı ama Helena ürkek bir sokak kedisi gibi geri kaçırdı kendini. Saklayacak bir şeyi kalmamıştı, zira gerçek ortadaydı. O ağlıyordu. Ona doğru bir adım daha attı ve şu an artık yüzüne düşmekte olan o kızıl ve dalgalı saçlarını eliyle geriye itti. Yanağını okşadı. Yanağı bir bebeğin teni kadar yumuşak fakat ölüm kadar soğuktu. Yeşil gözleri donuktu, oysa o gözler daha önce ona hep gülerek bakmıştı. Deniz gibi kokuyordu. Ay ışığı ile sevişmeyi devralmış beyaz tenini kan kırmızı dudaklar bekâret kanının kirlettiği çarşafların edasıyla parlatıyordu. Dokunuşuyla ürpermişti ve gece mavisi elbisesinin içinden göğüslerinin uçları belli oluyordu.

- Neyin var? Bir haber mi aldın? Diye sordu ama artık cevap beklemiyordu. Öfkeliydi, bugün onun günü olmalıydı oysaki.

- Bak ağlıyorlar, dedi Helena, dışarıyı gösteriyordu.

- Sen kimden bahsediyorsun? Neden böyle ağladın, diye sordu ama artık mantıklı bir karşılık gelmeyeceğine iyice inanmıştı, zira Helena delirmiş gibiydi.

- Onlar için ağladım çünkü onlar düşerken ağlıyorlar. Yere düşerken birlikteler ama ayrılacaklarını bilerek ağlıyorlar sonlarına doğru giderken, her bir damla.

Dışarıya doğru baktı ama sokak boş ve karanlıktı. Duyulan tek ses düşmekte olan yağmurun güçsüz rüzgârla dans ederken tutturduğu sessizlik ağıtıydı. Ama fazlaydı artık bu kadarı. Bugün onun günüydü ve ne Helena ne de bir başkası bunu ondan alabilirdi. O nihayet karar vermişti ve bu hayatındaki en önemli karardı belki. Oysa onun en yakın dostu olan Helena yanında olması gerekirken kaldırıma sertçe düşen damlalarla birlikte ağlıyordu.

Konuşmak istemiyordu ve içindeki heyecanı artık paylaşmaya hevesi kalmamıştı. Arkasını döndü ve kapıdan çıktı. Helena’yı karanlıkta tek başına bıraktı. Damlalarla birlikte istediği kadar ağlayabilirdi. Ne de olsa onun hayatında artık yeni biri vardı. Hatta yeni bir aşk ve bu âşık onun karısı olacaktı yakında.

Monmartre’daki küçük daireyi terk etti. Yağmur hızlanmıştı ve rüzgâr sertleşmişti. Nereye yöneldiğini bilemeden yürümeye başladı ve damlalar yüzüne düşerken bir sevgilinin şehvet dolu dokunuşlarını andırıyorlardı; ıslak, yumuşak ama can yakıcı… Gayesizce yürüyordu ve öfkeliydi. Ama nişanlısının yanına yönelmektense nehre doğru inen merdivenlerin başında durdu ve eski bir tahta köprünün başından aşağıya doğru baktı. Damlalar düşmeye devam ediyordu ve rüzgâr gibi bir sevgiliyi geride bırakıp soğuk sularla karışırken şehri okşayacak olan nehre kavuşuyorlardı. Nehir hızlı ve şehvetlice hareket ediyordu artık son demlerindeki sevgili gibi. Oysa merak etti neden bu nehri narin bir kadın göğsüne benzettiklerini. Belki de şehrin kalbiydi, bir erkek için kadının olduğu gibi.

Nehir hızlanıyordu ve rüzgâr inliyordu. Oysa şehre sessizlik hâkimdi ve saat ilerliyordu. Yağmur ise düşmeye devam ediyordu. Karanlık artık iyice çökmüş dar Arnavut kaldırımlarında yolunu arıyordu. Artık iyice ıslanmıştı. Caddenin karşısına geçti ve ışıkları yanmakta olan bara girdi. İçerisi adi bir kalabalık ile doluydu, zira kadınların kadınlığı kalmamıştı. Kırmızı ruj ona Helena’nın doğal dudaklarını hatırlattı ve iğrendi karşısında duran bu kadından. Oysa Helena ne kadar masum ve güzeldi. O mavi elbise gerdanını kapatıyordu ama bir o kadar da haz vericiydi. Bu kadın altın rengi elbisesini göğüslerine kadar açmış kapıda erkek bekliyordu. Belki hiç giymeseydi bile çekici olmazdı. Yoğun sigara kokusu içki ile karışmış, şehvet sevgiyi unutmuş, içki eşliğinde nefret ve tutku bir olmuştu. Peki, neden bu öfkeyi duyuyordu? Ne beklemişti ondan? Havalara uçup tebrik mi edecekti? Ama tavrı yanlıştı. Yine de neden onu aklından bir türlü atamıyordu? Şimdi koynuna girebileceği bir hayat arkadaşı varken neden Helena’ya duyduğu öfke onun arzularını bu kadar uyandırıyordu?

Kırmızı şarap artık damarlarındaydı ve verdiği sarhoşluk gözlerini bulandırdı ama öfke tatlı sarhoşluk içinde unutulması gerekirken gittikçe kasıklarına doğru iniyordu. Uyuşmak istedi çünkü daha önce Helena’yı böylesine istememişti. Oysa onu artık bekleyen bir başkası vardı. Hesabı ödedi ve yanında oturan kadına nazikçe güldü. Yerinden kalkıp kırmızı kiremit duvara yaslandı, zira ayağa kalkmakta zorlanmıştı. Kapıdan çıktı. Yağmur düşmeye devam ediyordu ama bu sefer yeni sevişmeye başlamış gibi yumuşaktı. Yüzüne düşerken Helena’nın dokunuşunu hayal etti, parmakları yağmur damlaları kadar ılık olmalıydı ve artık nereye gitmesi gerektiğini biliyordu. Yeniden köprüdeydi ve nehir ona gülüyordu.

Monmartre’daki küçük dairenin kapısındaydı yine hiç gitmemiş gibi. Oysa saatler geçmişti. Şehir artık uyuyordu ve yağmur düşmeye devam ediyordu. Yukarı baktı ama ışıklar hala kapalıydı. Belki çoktan uyumuştu. Yavaşça yanına girecekti. Onu yavaşça öpecek ve nehrin şehri okşadığı gibi okşayacaktı. Zira onun kalbiydi o. O ise nehir gibi hızlanacaktı, rüzgâr gibi ürpertecekti.

Kapıyı kendisine verilen anahtarla açtı. Daire boştu. Helena’nın yattığı kanepeye yöneldi. Örtüler dağınık ama soğuktu. Belki burada onu defalarca hayal etmiş ama gözlerini açtığında örtülerle baş başa olduğunu görmüştü. Oysa şimdi burada ve hazırdı. Helena yoktu. Yağmur düşmeye devam ediyordu.

Kapıdan çıktığı anda bir ışık yandı. Meraklı ev sahibi yine her zamanki gibi kapıdaydı. Selam verdi ve başını öne eğdi ama belli ki kadın konuşmaya hazırdı.

- Ben sizi bekliyordum. Helena gitti artık. Geç geldiniz. Geleceğinizi söylemişti ve size bir zarf bıraktı.

Eliyle beklemesini işaret etti ve ucuz ipek sabahlığını eliyle toparlayarak evine girdi. Gözlerinin altı siyahtı ve boyalı sarı saçları dağınıktı. Belli ki içiyordu, ağır bir alkol kokusu mevcuttu. Elinde bir zarfla dönmesi dakikalar sürdü. Uzattı ama elini bir süre çekmedi.

- O nereye gitti? Ne kadar oldu? ,demeye çalışırken sözü kesildi.
- O gitti. Bana son ayın kirasını verdi. Ama elinde eşya yoktu. Olduğu gibi çıktı gitti. Ama sorarsanız mektuba bakmanızı söyledi.

Zarfı açtı. Kadın konuşmaya devam ediyordu. Zaten kendi açıp bakmıştı anlaşılan çünkü zarfın ucu yırtıktı.

- Ben açıp baktım, dedi yüzsüce, çünkü iyi görünmüyordu ve onun için endişelendim.

Kâğıt ıslaktı Helena’nın yanakları gibi.

‘Yağmur damlaları birlikteyken birbirlerini göremezler. Birlikte düşerler dokunarak, sevişir gibi ama asla bir araya gelmeden. Ben seninle düştüm ama sen beni görmedin. Ben kaldırıma çarptım sen ise nehrin bir parçasına… Ben yine hayat bulurum nehrin bir kenarında, yağmur nereye düşüyorsa…’

Ve yağmur düşmeye devam ediyordu…


Rana Marcella Özenç





  Yağmur Düşerken Yazýsýna Yapýlan Yorumlar

Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor.

  Yağmur Düşerken Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz?

Sadece Sitemize Üye Olanlar Yorum Yapabilir.

Üye Ol  |  Þifre Talep


 


Yerli Yapým | Proje Network Ürünleri :
Amatör Yazarlar | Amatör Þairler