Şehirler, insanların gelişimini, kişiliğini, hayata bakış açısını etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Bir bakıma şehirler, insanın gelişiminde aile kadar önemlidir. Osmanlılar’ın da, kendilerinden önceki büyük medeniyetler gibi yerleşim yerlerine büyük önem verdiği ve dönemin şartlarının elverdiği ölçüde gelişmeyi ön planda tuttuğunu söyleyebiliriz.
Var oluş sebebi Allah’ın Kitâbını dünyaya tanıtmak, Allah Kelâmını yeryüzüne yaymak olan Osmanlı Devleti, doğal olarak insana büyük önem vermiştir. Çünkü insan Allah’tan bir parçadır; akıl insana verilen bir nurdur ve Orta Asya Türklerinden beri bu inanış Türklerde bulunmaktadır. Buradan veçhile Osmanlı Devleti, yukarıda değindiğimiz var oluş sebeplerini yerine getirebilmenin ‘insanı üstün tutma’, ‘insanı yaşatma’ değerlerinden geçtiğini biliyor; padişahından yeniçerisine kadar bu bilincin farkında olan devlet görevlileri tarafından yönetiliyordu. İnsanı yaşatmanın da ilk ve en önemli adımı, yaşanabilir bir yerleşim yeri kurmak ve onu geliştirmek olduğuna göre; Osmanlı’nın şehirlere bakışını bu açıdan ele alabiliriz.
Osmanlı şehirleri, çağdaşlarına göre oldukça gelişmiş, çeşitli kuralların şiddetle korunduğu yerleşim birimleriydi. Öyle ki, şehrin düzeninin ve ahenginin bozulmasına sebebiyet verecek en ufak bir yapı bile, gerek âhali gerekse yöneticiler tarafından hoş karşılanmazdı. Osmanlı Şehirlerinin günümüze dek var olabilmesinin altında işte bu duyarlılık ve özveri yatmaktadır. Son yıllarda tahrib edilen, bakımsızlıktan vb. nedenlerden hârab olan yapıları tekrar tarihe kazandırmak için devletin ne büyük meblağlar harcadığı, ne büyük çabalar sarf ettiği düşünülürse, Osmanlı’da varolan bu özverinin nedeni daha iyi anlaşılabilir. İşte asıl medeniyet bu noktada gizlidir, asıl araştırılıp örnek alınması gereken kültür bu kültürdür, çünkü burada özveri çok önemlidir. Sonuçta, bugün üzerinde otuzdan fazla millet barındıran coğrafyaya hakim olmuş bir devletten bahsetmekteyiz, bu devletin şehirlerinden, yerleşim birimlerinden ve dolayısıyla örfünden âdetinden..
Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde, şehirleşmenin henüz artmadığını, kırsal alanlarda yaşayanların dışında, insanların genellikle daha önce Türkmen göçleri sırasında kurulan veya bizzat Roma İmparatorluğunun kurduğu şehirlerde yaşadıklarını müşahede etmekteyiz. Özellikle Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra bu kentin mâmurlaştırılması diğer Osmanlı şehirlerine de bir örnek teşkil etmiş ve bu dönemden sonra hızlı bir şehirleşme süreci başlamıştır. Öyle ki Anadolu’da Bursa, Edirne, Manisa, Antalya, Kayseri, Amasya, Trabzon; Balkanlar’da Üsküp, Domaniç, Saraybosna, Arap dünyasında Şam, Halep, Bağdat ve Kahire gibi kentler hızla gelişmiş ve bu kentlerde çok önemli eserler( cami, külliye, medrese, köprü gibi)
yapılmıştır. Dolayısıyla yapılan bu eserlerle hem o dönem insanlarının ihtiyaçları karşılanmış, hem de şehirlere orijinal ve özgün bir hava kazandırılmıştır. Osmanlı Şehirleri bu yönleriyle, bugün dünyanın sayılı “ özgün medeniyetleri” arasında yer almamızı sağlamıştır.
|
|