ŞŞŞT, BAKSANA!...
İnsanlar birbirlerine değişik ortamlarda, değişik zamanlarda, değişik şekilde hitap ederler. Bunların akla ilk gelenleri, şöylece sıralanabilir: Köyde eşlerin birbirlerine başkalarının yanında adıyla hitap etmeleri ayıplanır ya da öyle sanılır. Erkek, hanımına genellikle anasının veya babasının adının, varsa lakabının yardımıyla seslenir. Güllü’nün kızı, çolağın kızı, körün kızı gibi… kadın ise kocasına elin yanında “ULA” , eğer kocasından üçüncü kişi olarak söz ediyorsa “BİZİMKİ”, “KENDİ” veya “KENDİSİ” gibi seçeneklerden birini kullanır. Kül döken, kaşık düşmanı, Köroğlu gibi çeşitlemelerle erkeğin hanımı için uygun gördüğü isimlendirmelerdendir.
Eve sinirli gelen koca, daha dış kapıda iken narayı patlatır:
- Gıeyyzz!.. Evde misiniz?!
İnsanların sokakta birbirlerine emmi, dayı, teyze, abla, abi, dede, nene gibi akrabalık isimleriyle seslenmelerine alışılmıştır. Ama bunun da inceliği olmalı. Yaşları birbirine yakın olanların birbirine dede veya nene demeleri, kabalık değilse de densizliktir. Eğer yukarıdaki hitaplardan birini mutlaka seçmek zorunda kalırsak duruma göre bunlardan en sevimlilerini, abi ya da ablayı seçebiliriz.
Kimisi de karşısındakinin adını soyadını bildiği halde – sırf gıcıklık olsun diye – lakabıyla, yoksa bir eksikliğiyle seslenmekten hoşlanır. Hiç mi bir şey bulamadı, bu kez kendisi lakap takar, öyle seslenir: Derviş, şirket, ihtiyar, kel gibi…
Bunun en çarpıcı örneği, bizim köyde yaşanmış: Ağabeyi yeni muhtar seçilen bir delikanlı, o havayla tarlada çift sürmekte olan babası yaşındaki birini selamlamış:
- Kolay gelsin! Bereketli olsun Çolak!
- Hoş geldiiiiiin, sefa geldin Cıkka. Be terbiyesiz Cıkka, sen bana kolay gelsin Hasan Emmi desen, ben de sana hoş geldin sefa geldin Mustafa deseydim, daha iyi olmaz mıydı?
- Resmi dairelerde de akraba ismiyle hitap etmek çirkin oluyor. Karcaoğlan’ın deyişiyle: “Bir yiğide emmi demek güç olur / Bir kız bana emmi dedi neyleyim.”
- Oyna bakalım Kayseri’li diyen arkadaşına,
- Adımı bilmiyorsan beyefendi de. Diye tepki gösteren arkadaşının çıkışı da manidardı.
Ancak kendisine beyefendi denilmesini istemeyende varmış. Günümüzde kimi makam ve meslek sahipleri, makam ve meslek isimlerine iyelik zamiri getirilerek çağrılmayı özellikle arzu ediyorlar. Bunun sonucu olarak da müdür bey; müdürüm, hacı; hacım, doktor; doktorum oldu. Bana bizzat ders veren kişi öğretmen im’dir ama diğerleri sadece öğretmendir. Komutan bana komut verdiyse komutanımdır.
“Mahkeme kadıya mülk değildir.” Bu söz bir kimsenin bir makamda ömrü boyunca kalamayacağını anlatır. Bu gün belli bir makamda iken “beyefendi, hitabını beğenmeyenler, yarın bu makamdan ayrılıp sokağa çıktıklarında kendilerine dede, hacı, beybaba, hatta usta diye hitap edildiğini duyunca beyefendi sözcüğüne öyle bir ısınacaklar ki onu mum yakıp arayacaklar.
|
|