Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
ADNAN BEY okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
ADNAN BEY |
| Kategori |
: |
Hikaye |
| Ekleyen |
: |
mehmet |
| Eklenme Tarihi |
: |
31.12.2011 |
| Okunma Sayýsý |
: |
69 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
Arkaya doğru özenle taranmış kırlaşmaya başlayan ipek gibi saçlarıyla kısa kesilmiş aşırıya kaçmayan, ömrü boyunca vazgeçemediği bıyığı en belirgin özelliklerinden biriydi. Ortanın üzerinde boyu, boynundan çıkarmadığı kravatı ve özenle seçilmiş elbisesi, elinden düşürmediği sigarasıyla bütünleşmiş gibiydi. Oldukça geniş anlını dökülen saçlarının bıraktığı boşluk daha da geniş göstermekteydi. Öğretmen Adnan Beyin
. Ders anlatırken ses tonunu en üst seviyede tutardı. Yakın sınıflardan bile anlatılanı dinlemek mümkündü. İşlediğim bir kabahatten dolayı enseme yediğim tokatla kendimi sınıf dışında bulmuştum. İlk yakınlaşmamız bu olayla olmuştu. Ortaokul 3. sınıfta yurtlaştık bilgisi dersimize geliyordu. Yediğim ne tokat nede sınıftan atılmam bile haksızlığa uğramış gibi gelmemişti bana, kızamamıştım. Haklı olduğu beliydi herhalde. Babaannem mahalle terzisi sayılırdı. Kollu dikiş makinesi bozulunca dedem Adnan beyin satılık dikiş makinesini alıp babaanneme getirmişti. Babaannem çok mutlu olmuştu kullanılmışta olsa çalışan bir dikiş makinesi vardı artık yıllar sonra kızının bizim aileye gelin olmasını hep bu tesadüfe bağlardı rahmetlik babaannem. Adnan Bey öğretmen olmanın dışında, iyi bir Atatürkçü, beş vakit namazını orucunu bırakmayan iyi bir Müslüman ve hasta bir Ecevit hayranıydı. Ecevit sevgisi ona hep pahalıya mal olmuştu, önce çok başarılı olmasına rağmen Halk Eğitim müdürlüğünü daha sonra da ilköğretim müdürlüğünü ve hatta okul müdürlüğünü çok gördüler ona muhalifleri. Demokrat yapısını aile içi ilişkilerde de gösterirdi Üniversitede okuyan oğluyla öğretmenler lokalinde briç oynaması çoğu arkadaşı tarafından eleştirilirdi o zamanlar toplum beklide buna hazır değildi. .Tüm varlığı dört evladı olan Adnan Bey benim de kayınpederimdi. Eşimle nişanlandığımızın ertesi günüydük Akşam yemeği için mükemmel bir sofra hazırlamışlı kayınvalidem. Ben heyecandan yaprak gibi titriyordum. Görücü usulüyle nişanlanmış, kendi aileme göre daha derli toplu düzenli bir aileyle birlikteydim. Gözümü ayıramadığım tek varlık nişanlımdı. Adnan Bey babacan tavrıyla __Hanım dolaptaki rakıyı getir. Dedi ve küçük kızına da işaret ederek üçte bardak istedi. Ben ne olacağını anlamaya çalışırken aynı ses bana dönerek; ----Sende benim artık evladımsın, yapacağınız her iyi ve kötü hareketlerinizden benim haberim olmalı. Benden hiç bir şeyi gizlemeyin, Derken rakı koyduğu bardağın birini bana birini de kayınbiraderime uzatıp eline aldığı diğer bardağı havaya kaldırdı. ____mutluluğumuz daim olur inşallah dedi. Anlamıştım ki esas olan bizimle içki içmek değil kastı. Bize yüreğini açtığını, her zaman her yerde bizim yanımızda olduğunu ve samimiyetini ortaya koymaktı amacı. Bu doğal yapısı ömrü olduğunca hiç değişmedi, hep yanımızda oldu tüm samimiyetiyle.
Adnan Bey Şebinkarahisar esnaflarından Kezanç lı Hasan Efendinin ilk çocuğuydu. Onun küçüğü Fatma ve en küçükleri de Musa Kenan olarak üç kardeşlerdi. Anneleri Kezban hanımın kırk yaşında vefatı ailenin düzenini allak bullak etmişti. Adnan Bey on beş yaşlarında bir delikanlıyken iki kardeşiyle birlikte yetim kalmıştı Giresun lisesinde okurken Hasan Efendi onu evlendirerek aileye düzen vermek istedi. Ama erken olan bu evlilik mutluluk getirmedi. Kısa süren oğlunu evliliği bitince Hasan Efendi kendisi evlenerek çocuklarına sahip çıkacak bir anne getirdi aileye. Adnan Bey Giresun lisesinden ayrılarak Trabzon öğretmen okuluna geçerken, Hasan efendinin bir oğlu yaşar da yeni hanımından olmuştu, Hasan efendinin mal almaya gittiği İstanbul’da vefatı ile perişan olan ailenin tüm yükü Adnan beyin omuzlarında kalmıştı.
Önce kendisi komşu kızı Aydilek’le evlenen Adnan Bey kardeşi Fatma’yı da evlendiren, öğretmen olan kardeşi Kenan’la da Baldızı Yurdusev’i evlendirerek onlarında yuva sahibi olmasını genç yaşına rağmen başarmayı becere bilmişti. İlk çocuğuna babasının adını Hasan Ferhat, ikinci çocuğuna da annesinin adını Kezban Nazlı koyarak onların anısını yaşatmak istemişti. Daha sonra dünyaya gelen kızına Neşe, oğluna da Bülent Erdal adını veren Adnan Beyin tek amacı evlatlarını iyi yaşatmak, iş ve meslek sahibi yapmaktı. Onlara hiç yokluk göstermedi iki oğlunu özel mühendislik akademilerinde okuturken kızlarını öğretmen okullarına gönderip meslek sahibi yapmıştı. Çok çalışkan biri olan Adnan Bey ilçede fenni arıcılığı çevreye öğretirken ailesinin giderlerinde ilave katkı sağlıyordu. Salı günleri kurulan ilçe pazarından sepetlerle defalarca meyve sebze taşıyordu evine. Eşim Nazlı beni babasıyla kıyaslarken* Gece kalemimiz yok desek babam hemen çarşıya gider açık dükkân bulamazsa bizim için dükkânı açtırırdı * derdi. Gururla.
1973 yılıydı, Lüleburgaz da öğretmendim. Kopuk uçurtma gibi yaşıyordum. Hayatıma düzen verme zamanım gelmişti. Yaz tatilinde memleketime gitmiştim. Amcamın oğlu öğretmen Orhan ağabeyle ilköğretim müdürlüğüne gitmiştik Öğretmen albümine bakarken tanıdık birine rastlamış gibiydim. Lise son sınıfta öğrenciyken ortaokul ikinci sınıf öğrencisi siyah önlüklü, okul kasketini gözünün düşüren uzun boylu kız geldi gözümün önüne. Evet, bu öğretmen Adan Beyin kızı olmalıydı. Araya konulan aracılar, aracıyken arayı bozmak isteyenler derken Allahın lütfü ve Adnan Beyin izni ile o müstesna insan benim kayınpederim, be de onun damadı olmuştum. Beni kızının nişanlısı değil evinin bir bireyi olarak gördü hep. Ben çok mutluydum bana her an sofralarında yer ayrılıyor, canımdan çok sevdiğim nişanlıma yakın olmak, onun etrafta dolanmasını izlemek bile bana yetiyordu.
Hangi saatte gidersem gideyim, kayınpederimin evinde en küçük dağınıklık göremedim. Nişanlım her daim çok temiz taranmış beline kadar uzanan gür siyah saçlarına taktığı tacı ve özenle dikilmiş elbisesiyle bir sülün gibi ortaya çıkardı. Hep düşünürdüm, bu evde hiç dağınıklık, nişanlımın da özensiz giyindiği an yok mu acaba. Otuz yedi yılda hala bu aradığımı bulamadım. Aynı düzen yıllardır hiç kaybolmadı eşim aynı tertibi düzeni hep sürdürdü yıllardır. Kadere inanır mısınız? Ben de Adnan Bey de kadere inanmışlığımızı yitirmedik. Adnan Bey ömrünün son yılarında yakalandığı amansız dertle boğuşurken doktoruna : ----Sayın hocam! Allahın verdiği ömrü hiç kimse ne uzatabilir ne de kısaltabilir. Sağlığıma kavuşamasam bile bu benim kaderim olduğunu biliyorum Derdi.
Nişanlılık dönemimiz benim acımdan mutluluklara doluydu. Evlilik hazırlıklarımız başlamıştık, benim yol göstericim ve rehberimdi artık kayınpederim. Nişanlım, ben ve kayınpederimle Sivas’a mobilya almaya gitmiştik minibüsle. Sivas dönüşü ilçeye gelecek iki minibüs peş peşe sıralanmıştı. Üçümüz öndeki minibüsün boş olan ön koltuğuna oturmuştuk. Biraz sonra arkadan bir ses -- Adnan ağabey gelin benim arabama binin beraber sohbet ederek gideriz. Diyen Adnan Beyin uzaktan akrabası Minibüsçü Murattı. Adnan Bey __Sağ ol Murat senin araban dolu biz burada gidelim. Deyince Murat inatla bizi arabasına almak istedi. Kendi arabasında ki üç MTA mühendisini öbür arabaya göndererek, bizi yanına aldı. Akşam ilçeye geldiğimizde radyodan açı haberi öğrenmiştik. Bizim binmekten vazgeçtiğimiz araba dağdan uçmuş ve on altı kişi, bizim yerimize de üç mühendis de diğer yolcularla birlikte rahmete kavuşmuştu. İşte kader bu olmalıydı, buna tesadüf demek ne kadar saçma bir görüştür, siz düşünün. Ömrü boyunca bizimle birlikte olmaktan zevk aldığını sanıyorum. Lüleburgaz ‘da, Bayburt’ta, Akseki’de ve Ankara’da ne zaman zorda kalsak başımızdaydı. Benim o nu kıramayacağımı bildiğinden olmalı ki bir şeylerin sahibi olmamız için hep arkamızdan iteleyip durdu. Bu gün sahip olduğumuz az çok ta olsa mal varlığımıza hep onun teşviki ve yol göstermesiyle elde edebildik. Şunu belirtmek isterim ki büyüklerin sözünü dinlemek hep kazançlı geliyor. Onların gönlünü rızasını alsak düşüncelerine değer verdiğimizi hissettirerek, akıl süzgecinden geçirip ortak bir yol oluştursak ne kaybetmiş oluruz ki.
Öğretmenler derneği lokali oldukça kalabalık, küçük salonun her köşesinden esprili konuşmalar, peşinden kahkahalar, bardak ve çatal bıçak şıkırtıları geliyordu. Dipteki yeşil çuha örtülü masada sessizlik hâkimdi. Sırtını duvara dayamış ve gözlüğünü burnunun düşüren orta yaşlı öğretmen Adnan beydi. Arada gözlüğünden aşağıya bakıp elindeki kâğıt destesini incelerken, masa arkadaşlarının briç oyunundaki deklareni dikkatlice izliyor, parmaklarının arasında sıkıştırdığı sigaradan bir nefes çekip, karşısında oturan arkadaşının deklaresinden hoşnut olmadığını gözlüğünün üstünden dik dik bakarak belli ediyordu. Adnan Bey en çok sevdiği sigarası ve arkadaşlarıyla birlikteydi. Öyle sanıyorum ki; zevk aldığı mutlu olduğu şeyi yapmanın huzuru içindeydi. Sabah kahvaltısını hiç acele etmeden yapar, ince belli bardağa koydurduğu son çayına kaşığıyla attığı şeker sanki yetersizmiş bir kaşık şeker daha ilave eder çayı soğumaya başlayınca, özensizce çayını tekrar karıştırdığı kaşığını tabağın yanına koyunca, gazetesini okumaya başlar, elinden düşürmediği sigarasından derin bir nefes çekip, yalnızmış gibi davranırdı. Etrafında damatları ve oğulları sigara içmek sık sık kaybolunca dayanamadı;
---- Bana sigara içmeyerek saygı gösterecekseniz, eksik olsun saygınız, soğuk odalarda gidip gizli sigara içeceğinize benim yanımda içmenize izin veriyorum. Dedi. Yıllar boyunca ben yasağı sürdürdüm, yanında içemedim sigaramı. Fakat ben de onun gibi Maltepe sigarası içtiğimizden olmalı sigarası kalmadığında elini gömleğimin yaka cebine sokar çıkardığı paketten bir tane alırdı. Sigaranın karaborsa olduğu 70 yıllarda Ankara! da Zafer çarşısında çok kuyrukta beklemiş tik birlikte.
Güzel olur Karahisar düğünleri. Bayanlar kız evinde kör şenelin ya da kemençeci Kazımın belki de defçi Fehime’nin çalgısı eşliğinde horon teperken, erkek davetliler oğlan evinde düğün sahiplerince karşılanıp düğünün yapıldığı bahçedeki masalara oturtulurdu. Mezelerle donatılan masalarda vakit ilerleyince muhabbet koyulaşır. İçkinin verdiği rehavetle keyfe gelenler peş peşe havaya ateş ederlerdi, düğünü şenlendirmek için. Zurnacı Nail, haki golf pantolonu, köstekli yeleği ve sekiz köşe şapkasıyla masaları dolaşıp oturak havasıyla ortalığı şenlendirirken, havaya diktiği zurnasıyla yol gösterirdi uzun havalara. Artık horon zamanıdır kafalar çakır keyif olmuş, el ele tutuşan arkadaşlar davulun zurnanın sesini bekliyorlar. Adnan Bey elinde bir sağa bir sola salladığı beyaz mendiliyle horonun başındadır. Zurna ve davulun sesiyle coşan gruptan yer yer nara atanlar ve “Tey! Tey!” sesleri yankılanırken, horon başı komutan edasıyla ayaklarının uçunda zıplayıp peşinden gelenlere yol göstermektedir. Adnan Beyin beklide en büyük arzusu “koçum” diye seslendiği ilk torunu Serdar’ın düğününü görüp horon başına geçmek ve yoruluncaya kadar göstermektir maharetini diye düşünüyorum. Ama ne yaparsın ki bu nasip olmadı bizlere. Serdar’da Adnan Bey de hasta Fenerbahçeliydiler. Ne zaman Fenerbahçe galip gelse hemen Serdar’ı arar;-- Nasıldık koçum! Derken sanki mutlulukların zirvesine çıkardı. Bayburt Lisesinde bir Fenerbahçe Galatasaray maçı izlemiştik birlikte ben Galatasaraylıyım hezimete uğramışlığımız bir tarafa Fenerbahçeli dede torunun tavırları ise unutulacak gibi değildi. Lise müdürü olan değerli arkadaşım Azmi Bey yıllar geçmesine rağmen hala o günü anlatır usanmadan.
Geçen yıllar her şeyi olduğu insanları da yıpratıp, örseliyor. Emeklilik dönüşü terfi edebilmek için tekrar göreve dönen Adnan Bey 65 yaşını bile tamamlayamadan amansız hastalığın pençesine takıldı. Ankara Gazi hastanesinde başlayan hastalıkla mücadele de yorgun düşen bünyesi toparlayamadı bir türlü. Bazı insanların kaderlerinde de ortak yönler vardır. Adnan Bey kolon kanserinden, bende mesane kanseri nedeniyle torbayla tanışmıştık Ameliyat tekrar ameliyat, kemoterapi, radyoterapi derken uzun süren, bitmeyen mücadelesi, umudunu ve yaşama arzusunu kaybettiremedi Adnan Beye. 1997 yılbaşı gecesi bizim evde, küçük halamın beyi İlyas’la birlikteydik. Susuz içtiği rakı bardağını havaya kaldırırken;
--- İlyas! Seneye yine burada kutlayalım yılbaşını söz mü? Derken kendisinin sözünde duramayacağını nereden bilecekti1998zi görmeyeceğini. 15 Kasımda rahatsızlandığını öğrenince evine gittiğimizde oldukça bitkindi. Getirdiğim doktor hastaneye götürmemizi söyleyince yattığı kanepeden hafifçe doğrularak,
---- Mehmet’im! Dedi kısık sesle nedendir bilmem bana hiç Mehmet demezdi ismimi söylemesi gerektiğinde hep Mehmet’im derdi. Senin bana çok hakkın geçti, hakkını helal et, deyip. Üzerindeki yeleğinin cebinden çıkardığı yarım Maltepe paketini ve çakmağını elime sıkıştırdı. Onlar bana hastanede lazım olur, sende dursun. Dedi. Ben hiçbir şey diyemedim, şaşkın ve oldukça da üzgün olmalıydım. Bugün olsa --- Asıl sen bana hakkını helal et, senin yaptıklarının yanında benim has bel kader yaptıklarım, devede kulak bile sayılmaz derdim ve de demeliydim. Saymalıydım yaptıklarını tek tek usanmadan yorulmadan. Yenimahalle belediyesinden aldığım ambülânsla Gazi hastanesine doğru giderken evinden son çıkışı olduğunu ne ben ne de kendisi bilemezdik. Ancak Mevla’m bilirdi. Acil müdahale odasında yatarken hep yanındaydım, çok güzel uyuyordu. Bir ara --- Baba güzel uydun dedim uyanınca ---Ama sırtım buz gibi oluyor demesiyle bu dünyadan ayrılması bir iki saat bile sürmemişti.
Şimdi Karşıyaka mezarlığında solunda kardeşi, meslektaşı ve bacanağı Kenan Musa onun yanında baldızı ve gelini Yurdusev’le birlikte el ele koyun koyuna bekliyorlar ziyaretçilerini. Eşim Nazlı öğle tarifsiz sever ki babasını her ziyaret dönüşünde;
--- Oradan ayrılırken sanki içimde bir şey kopuyor ve babamı bırakıp uzaklaşıyorum gibi geliyor. Derken duygularının açığa vurmaktadır. Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin cümlesine,
Yıllardır zihnimize kazınmıştı adın Adnan Bey olarak, bey olarak yaşadın, biz de yaşadığımız sürece hep yüreğimizde, Adnan Bey olarak yaşatacağız seni.
Aralık 2011 ANKARA Mehmet Kütükçü
|
|
|
 |
ADNAN BEY Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
ADNAN BEY Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|