Sürekli cildimizle temas halinde olan giysilerle muhatabız. Ancak onları her an hissetmeyiz. Bunun önemli bir sebebi var. Derimizdeki alıcılar belli bir süre sonra, cildimize temas eden maddeye ilişkin duyu sinyallerini beynimize iletmeyi durdururlar. Bunun nedeni cildimizin, kendisine temas eden maddeye karşı alışkanlık kazanmasıdır.
Bir an bedenimizdeki bu 'alışma' mekanizmasının olmadığını düşünelim; ne olurdu?.. Üzerimizdeki giysileri sürekli olarak hissetmek kuşkusuz bizim için eziyet haline gelirdi. Dikkatimiz her an çorabımızın sıkan lastiğinde ya da gömleğimizin sert manşetinde yoğunlaşırdı. Hatta bu yüzden, dokunduğumuz diğer cisimlerden gelen sinyalleri algılamakta zorluk çekerdik. Yaşamımız, bu sıkıntılı ayrıntılar nedeniyle zor bir hal alırdı. Dahası geceleri bile rahat uyuyamaz, dinlenemezdik. Çok küçük bir detay gibi görünse de, bu mekanizmanın olmadığını düşündüğümüzde, gerçekte ne denli hayati olduğunu anlayabiliriz.
Burada, 'alışma' mekanizmasına benzeyen ancak fiziksel değil ruhsal olan bir durumdan söz etmek isterim. Kuşkusuz Allah'ın tüm evrene olan hakimiyetinin kanıtları çok açıktır. Ancak birçok insan yukarıdaki örnektekine benzer bir alışma mekanizması nedeniyle, çevresindeki uyarıcı güzellikleri göremez ve kavrayamaz.
Bazı insanlar ilk kez karşılaştıkları bir yaratılış delili karşısında etkilenebilir hatta kısa süreliğine de olsa detaylı inceleyip, üzerinde düşünebilir. Ancak bir süre sonra hissettikleri o heyecanı yitirerek, alışkanlık duymaya başlarlar. Hatta zamanla, gördükleri onlara 'sıradan' gelir.
Alışkanlık anlamına gelen ülfet, insanların, varlıklardaki muhteşem detayları, mucize ve güzellikleri fark etmelerini engelleyen bir perdeye benzer. Bu kimseler evreni saran ihtişama, benzersiz yaratılışın delillerine alışkanlık gözüyle bakar; gaflet ve ülfet perdelerinin altında yaşarlar. Zamanla bu muhteşem yaratılışa dair gerçekleri unutur, bu mucizevi olaylar üzerinde hiç düşünmezler.
Oysa yeryüzündeki tüm varlıklarda sayısız yaratılış mucizesi vardır. Detaylardaki mucizeler, tüm canlılığın yapıtaşı olan atomlarda başlar, olağanüstü denge ve düzene sahip gökyüzü, galaksiler, Güneş, insan vücudu, bitkiler, dağlar, denizlerdeki sayısız detay ve özelliklerle devam eder. Tümünün sahip olduğu özelliklerde bir sanat vardır. Akıl ve hikmet gözüyle bakabilen ve düşünebilen insan, detayları da gördükçe, Allah'ın üstün ilmine, sonsuz gücüne ve benzersiz sanatına daha yakından şahit olur.
Gün içinde birçok konu hakkında düşünürüz. Ancak bu düşüncelerin büyük bir kısmı yararsız, gereksiz, hiçbir sonuca götürmeyen, hiçbir şey kazandırmayan boş düşüncelerdir. Oysa önemli olan, yaşamımızın her anında olayların sebeplerini, hikmetlerini araştırarak gerçek anlamda “derin bir şekilde” düşünmektir.
Örneğin; dişlerimiz oluşurken milyonlarca hücrenin önce kalsiyum depolayıp ardından yan yana gelerek büyük bir blok oluşturması ve devamındaki aşamalar, Allah'ın yaratma sanatındaki kusursuzluğu ve örneksizliği bizlere gösterir. Bu bloğun şeklini de yine bloğu inşa eden hücrelerin belirlemesi büyük bir yaratılış mucizesidir. Alt damakta bulunan hücreler, kendilerinden uzakta bulunan üst damaktaki hücrelerin nasıl bir şekil inşa ettiklerini adeta çok iyi bilirler ve her iki hücre grubu da ürettiği dev bloğu, kendilerine karşı gelecek blokla birbirlerine en uygun şekilde üretirler. Hiçbir uyumsuzluk gerçekleşmez ve 32 kalsiyum bloğundan oluşan karmaşık yapı, birbirine en uygun şekilde inşa edilir.
Mucizevi delilleri göremeyen, ülfet perdelerinin altında yaşayan kişinin, yaşamındaki bu perdeleri tek tek kaldırması çok önemlidir. Gördüğümüz her şeye hikmetle bakmalı ve üzerlerinde derin düşünmeliyiz. Ancak şuurumuzu açtığımız ve evrendeki sanatı görebildiğimizde gerçek mutluluk ve huzuru bulabiliriz…
Fuat Türker
|
|