Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Kaldıran Kaldırımlar okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
Kaldıran Kaldırımlar |
| Kategori |
: |
Hikaye |
| Ekleyen |
: |
hivda |
| Eklenme Tarihi |
: |
13.12.2011 |
| Okunma Sayýsý |
: |
151 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
KALDIRAN KALDIRIMLAR
Gözler sizin üzerinizde, spotlar sizi gösterip, alkışlar sizi şaha kaldırırken ben zifiri karanlıkta bir objeden ibarettim. Karanlık yok olup aydınlığa yenilince odalarınıza, mabetlerinize çekilip gelen tebrik ve çiçeklerle ilgilendikten sonra geceyi kutlamaya giderken çıkışta karşılaştığınız 'bana' ağzınızdan zorla çıkan umarsız, isteksiz, ilgisiz bir şekilde üslubu size ait olan, sizleri yansıtan çerçevede ama kimselere ait olamayacak sözcüklerle 'iyiydin' ve 'iyi geceler' diyerek spotların ve alkışların bana gelmediğini bir daha yüzüme vurarak gecenin karanlığında bir hiç olup yok oldunuz.
Bir hiç olmadan karanlığı yarıp yoluma devam ederken hastane yolu üzerinden bıyıkları daha terlememiş, hayatın silesini yemiş, ağzından sigara düşmeyen çocuktan aldığım kaçak sigaramı yakıp normalden çok daha zehirli dumanını içime çektikten sonra Themis'in uğramadığı hayatımın herhangi bir gecesinin etkisinden kurtulmaya başlamıştım. Sözde yayalar için yapılmış ama daha çok arabaların kullandığı, her gün zengin, fakir, akıllı, deli, çalışan, çalışmayan binlerce insanı kaldıran vefakar kaldırıma çöküverdim. Akıldan yoksun bu kalın kafam ayaklarıma hakim olmaya başlayınca kaldıran kaldırımlardan zor da olsa kalktım. Ayaklarım beni dedemden babama, babamdan bana kalan nice acılar, sevinçler, mutluluklar, ölümler görmüş boyası dökülmeye yüz tutulmuş, acısını temeline gömen, sevincini bahçesindeki kiraz ağaçlarına sevk eden yuvama varmama az kalmıştı. Baba yadigarına vardığımda beni zifiri karanlığın sessizliği karşılamıştı. İçeri girip odama çıkarken bizim yadigardan inleme sesleri geliyordu, belli bir ritm eşliğinde evimin içini 'gırc gırc' sesleri kaplıyordu. Uyumak için odama vardığımda zaman gece yarısına çoktan el sallamıştı. Günün yorgunluğunu, acısını uyuyarak atmak istiyordum.
Yeşillikler içerisinde el ele tutuşmuş, memleketimin o temiz havasını içime çekerek hayatın aslında o kadar da kötü olmadığını düşünüyordum göz bebeklerinin içinde gülümseyen yüzümü seyrederken. Mutluluğun doruklarından beni uçurumun diplerine düşüren, babamın annem için aldığı o eski telefonumuzun dayanılmaz sesi olmuştu. Karşıdaki sesin bedenimi titrettiğini telefonu kapattıktan beş dakika sonra anlayabilmiştim. Onunla beraber geceyi kutlamak için gittiği alkol evinden zil zurna sarhoş olarak çıktıktan, en az onun kadar sarhoş olan başka birisinin baba parasıyla aldığı lüks arabasının altında kalmıştı. Hastaneye vardığımda beni beyaz bir kapı, boş koridor bekliyordu. Bu geçmeyen dakikaların hayatımın en zor anları olduğunu sanıyordum. Yüz yirmi sekiz dakika sonra doktorun yanıma gelip başımın sağ olmasını dilediğinde, artık hiçbir şeyimin sağ olmayacağını düşünüyordum. Umutlu bekleyiş sona ermişti beyazlar içindeki doktoru gördükten sonra, işte bu anlar hayatımın en zor anları olmuştu.
Hiçbir zaman benim olmayan seni, bu dünyada bir daha görememek, beraber konserlere çıkamamak, sesini duyamamak düşünceleri beni bitiriyor ben de sigaraları bitiriyordum. Günler geçtikçe durumumda bir gelişme olmuyor hatta her geçen gün daha kötü oluyordum. İhtiyaçlarımı gidermekten ve yatağıma uzanıp sigara içmekten başka bir şey yaptığım yoktu. Bakkalın çırağının haftada bir gelip istediklerimi getirdiğinde ağzımdan çıkan birkaç cümleden ibaretti bütün konuşmam. Kendi kendimle dahi sesli konuşmuyordum.
Uzun zamandır açmadığım penceremi açıp temiz havayı ciğerlerime çektikten sonra kahvaltımı yaptım. Yeni kararlar almanın vakti gelmişti. Benim benden başka kimsemin olmadığını ve böyle yapmamın beni yok edeceğini anlayarak artık eskisi gibi eve kapanıp umutsuz olmayacağıma karar verdim.Ceketimi alıp baba yadigarından çıktığımda beni kırk yıllık komşumuzun bahçesindeki limon çiçeklerinin kokusu karşılamıştı. Sevdiğim kadının kokusundan sonra en çok sevdiğim kokuyla güne başlamam güzel günlerin geleceğinin fermanlı elçileriydi. Romantizmin yüreğimde tavan yapmasını sağlayan bu kokunun sahibi genç ağaçlara göz kırptıktan sonra kaldıran kaldırımlarda yol almaya başladım. O gün bütün gün kaldıran kaldırımlardaydım, bir hiç olmadan bir hiç olmamak üzere.
Güneşi başka diyarlara yolcu ettikten sonra baba yadigarına merhaba dedim. Üstümü değiştirip biraz dinlendikten sonra çalışma odama geçtim. Yıllarca, yüreğimin ve aklımın hücrelerinde taşıdığı sözcükleri kalemimden doğurtuyordum profesyonel bir ebenin acemi bir yazar çocuğu edasıyla. Seneler önce düşünüp aylar önce yazmaya niyetlendiğim 'Aşık Tanık Sanık' adlı hikayeme başlamıştım. Hikayem "Anadolu'nun bir kasabasında yetişen bir gencin İstanbul Üniversitesi Edebiyat Bölümü'nü kazanmasıyla başlar. On sekiz yaşındaki Hasan'ı dayısı, askerlik arkadaşının üç ay önce ölmüş babasının iki odalı evine yerleştirir. Hasan, iki gün sonra yatak odasında bir defter bulur. Defterin üç ay önce ölen ihtiyarın olduğunu anlaması uzun sürmez." Hikayemi bu defterin içindekiler ve Hasan'ın yaşadıkları oluşturuyor.Yazalı bir saat oluyordu. Hasan bulduğu defteri okuyacağı sıra babamın annem için aldığı telefon beni ebelik görevinden ayırdı. Telefonu açtığımda karşımdaki ses beni, seyircilerin alkışladığı spotların üzerimde olacağı sahnelere davet ediyordu. Yarın öğlen buluşmak için sözlendikten sonra telefonu kapattım. Hedefime ulaşmanın sevinci ve sevdiğim kadının yanımda olmayışının getirdiği üzüntüyü beraber yaşıyordum.
Sözlendiğim yere sözlendiğim saatten erken gitmeme rağmen sözlendiğim, kahvesini yudumlarken bekliyordu beni. Geç kalmamış olsam da özür dileyip gelen garsona kahve siparişimi verdikten sonra sohbetimiz başlamıştı İlim Hanım'la. Beni sahnelere davet eden genç organizatörün teklifi hoşuma gitmişti. Tek şartımın spotların sahnedeki herkesi göstermesi olduğunu söyleyince, genç organizatörün gözlerimin içine bakıp gülümsemesi, o andan sonraki cümlelerimin birbirinden kopuk, anlamsız olmasına ve sadece tadına baktığım kahvemin üzerime dökülmesine neden olmuştu. Bir hafta sonra sahnede buluşmak üzere ayrıldık.
Ekibimi kurduktan sonra birçok konsere çıktım, maddi geliri az, manevi değerinin ölçülemeyeceği işler yapıyorduk. Yaşadığımız ülkedeki şehirlerin neredeyse yarısını gezdik, üniversitelerde, etkinliklerde, şenliklerde aranan isim olmuştuk. Az paraya çalışıp, çok emek verip bunu dinleyicilerde hissettirmemiz organizatörlerin ve dinleyicilerin gözlerinden kaçmıyordu. On sekiz ay boyunca işimi zevkle ve büyük bir sevgiyle yapıyordum ama hep bir şeyler eksikti içimde. Ne olduğunu bilmeden, ne olduğunu bulma umuduyla bekliyordum.
Provasını yapamadığımız hayatın, hayatımızdaki işin provasını yaparken genç ve güzel organizatörüm yanıma gelip, iki gün sonra görme engelli çocuklar için konser vereceğimizi söylediğinde mutluluğum, mevsiminden önce açan ilk güle konan bülbülünki gibiydi. Bu tür organizasyonları çok sevdiğimden genç organizatörüm İlim, bize sormadan hemen kabul etmiş ve ayarlamış her şeyi.
İki gün sonra konsere çıktığımda ilk günkü gibi heyecanlıydım. Çocukların mutluluğu bizi de etkiliyor ve konserin çok güzel geçmesini sağlıyordu. Konser devam ederken gözüme bir şey takıldı, tam karşımda oturan hayatı benden çok daha iyi gördüğüne inandığım, en az on beş yaşında olan genç kızın gitar çalıyormuş gibi sağ elini aşağı yukarı salladığını gördüğümde içimdeki eksikliği buldum. İçimdeki eksikliğin ihtiyacı olan insanlara bildiklerimi öğretmek, onların ellerinden tutmak olduğunun farkına vardığımda konserleri azaltmaya karar verdim. Fikrimi İlim'le paylaştığımda konserlere devam edeceğimi söyledi. Net bir şekilde ancak ayda bir konsere çıkacağımı belirterek İlim'in yanından ayrılıp bir hiç olmadan bir hiç olmamak üzere kaldıran kaldırımlardan yuvama doğru yol aldım.
Akşam saat sekiz gibi davetsiz bir misafirim geldi en olmadık bir zamanda. Gözlerimdeki kızarıklığı soran İlim'e 'boşver' deyince İlim'in cevabı, ölene kadar unutmayacağım sözler olmuştu:"Sen bana boşver dedikçe ben hep doluveriyorum biliyor musun?" daha önceki 'boşverlerimi' hatırlayarak mahcubiyetimin beni aşması İlim'in göğsünde hıçkıra hıçkıra ağlamama neden olmuştu. Annemin de bir görme engelli olduğunu, babamla beraber anneme önce umut sonra göz olduğumuzu anlatınca İlim2in göğsümde hıçkıra hıçkıra ağlamasına neden olmuştum.
Engelli çocuklara müzik eğitimi veren bir proje başlattık İlim'le beraber. Engel tanımayacak çocukları ve gönüllüleri bir araya getirerek yüreklerde umut, karanlıkta bir ışık olmak istiyorduk. Bu proje sadece öğrencilerimize bir şeyler kazandırmak değil, insanları bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak, insanların yalnız kalmadıklarını hissettirmekti. İki yıl boyunca başlattığımız proje kapsamında gece gündüz demeden bütün gönüllülerimizle amaçlarımızdan sapmadan, insanlara bir şeyler katmak için elimizden ve yüreğimizden gelenin fazlasını yaparak yıllarca toprak altında kalan tohumları yeşertmek ve onları yeryüzünün üstünde başları dik bir şekilde boy göstermeleri için el ele vererek çalışıp durduk. Projelerimizi genişletmek, hedeflerimize ulaşmak için üniversiteli öğrencilerle, işadamlarıyla iş adamlarıyla, esnaflarla, okullarla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, ailelerle görüşerek fikir alışverişinde bulunup yapabileceklerimizi ve yapılabilecekleri konuşup, geniş kitlelere yayılmaya çalıştık. Bunların yanında yerel televizyonlara çıktık, dergilerde ve gazetelerde yazılar yazdık.
İki yıl boyunca verdiğimiz eğitimlerden sonra büyük bir konser vermeye karar verdik. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin yardımlarıyla binlerce kişinin katılabileceği konser alanı ve gerekli olan ihtiyaçlar sağlandı. Yaptığımız son provalardan sonra öğrencilerimizin sahneye çıkma vakti gelmişti. İlk olarak benim konuşmam ile başalyacak olan konseri, içimdeki eksikliği bulmama yardımcı olan kızımız 'Deniz'in' Teoman'ın "İstanbul'da Sonbahar" adlı şarkısı devam ettirecekti. Sahneye çıktığımda içimde tarifi mümkün olmayan heyecanların başkaldırışı vardı. İçimdeki heyecan hücrelerime isyan etmişti. Mikrofonu elime alıp izleyicilere baktığımda ilim'in bakışları beni selamlıyordu. İlim'in güvenli bakışları hücrelerime yardımcı kuvvet göndererek içimdeki isyanı bastırmayı sağladı. Konuşmam ilk olarak etkinliğimize gelen misafirlerimize, böyle bir projede bize yardımcı olanlara, öğrencilerimizin ailelerine ve öğrencilerimize teşekkür etmem ile başladı.
Teşekkürlerimi sunduktan sonra on beş saniye sustum ve konuşmaya başladım. "Hayat sadece bizim yaşadığımız çevreden ibaret değil, sadece bizler de yaşamıyoruz. Bizim yaşadığımız hayatın dışında başka hayatlar da var. Ve insan, yüreğinde umut, aklında hayat amacı ve hedefleri olduğu sürece görebilir, başka türlü sadece gördüğünü sanır." Sözlerimi daha fazla uzatmayarak sahneyi güzel kızımız Deniz'e bırakarak yerime geçtim. Deniz "İstanbul'da Sonbahar'ı" söylediğinde insanları kötülüğün olmadığı yerlere götüren sesi, gitar çalışı, Deniz'e eşlik eden arkadaşları konuklarımızı kendilerinden geçirmişti. Bütün öğrencilerimizin performansı üst seviyedeydi. Konser bittiğinde davetlilerimizin tebriklerini aldıktan sonra bütün öğrencilerimi öpüp, onlara ne kadar büyük bir iş başardıklarını, bundan sonra çok daha güzel işler başaracağımızı söyleyip hepsini teker teker tebrik edip ailelerine teslim ettikten sonra konser alanında İlim'le ben kalmıştık.
"Bugünün hatrına gökyüzü ağlıyor."dedi İlim. "Evet ağlıyor."dedim. Ben ona bakıyordum, o da bana bakıyordu gökyüzü sevinç gözyaşlarını üzerimize boşaltırken. Benim yapamadığımı yaparak, yanıma gelip böyle bir havada bile heyecandan terleyen elimi tuttu ve sıktı o pamuk şekeri masumiyeti ve yumuşaklığıyla.
Elim terli ama. Elindeki ter olmak istiyorum. Aldığım nefese ne dersin? Sustu. Sustum. Gidelim. Nereye? Evimize. Gökyüzü ağladı. Ben ağladım. O ağladı. Kaldırımlar ağladı.
Kaldıran kaldırımlarda yağmurun ve aşkımızın verdiği mutluluğu iliklerimizde hissederek, bu anların hiç bitmemesini dileyerek, ağır ağır yürüdük evimize. Bir hiç olmadan bir hiç olmamak üzere.
Mehmet Kızılyamaç |
|
|
 |
Kaldıran Kaldırımlar Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
Kaldıran Kaldırımlar Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|