Bu hafta sonu, (02.05.2010) VDDK ile rotamızı Ayder, aşağı çaymakçur ve yukarı çaymakçur yaylalarına çevirdik. Her zamanki gibi sabah saat 08 dolaylarında yola çıktık.Çamlıhemşin de çay molası verdik.Fırtına deresinin muhteşem güzelliğini seyrederek yolumuza devam ettik.Suların çoğalma zamanı olduğundan fırtına deresi adı gibi fırtına gibiydi.Deli akıyordu.Köpük köpüktü.Bu güzergahtan daha önce defalarca geçmiş olmama rağmen ilk defa görüyormuşum gibi hayretle, sevgiyle seyrettim fırtına deresini ve içinden geçtiği vadiyi. Kızılağaçların yapraklanmaya başladığı dönemleri olduğu için yapraklar yeşilin en güzel tonuna bürünmüştü. İlerledikçe, çam ve daha başka ağaçların oluşturduğu ormanı da aynı duygularla seyrettim.Bir kaç ay önce ağaçlarının dallarında kar ağırlayan orman, şimdi yeşilin bütün tonlarına ev sahipliği yapıyordu. Gözümün seyrettiği bu güzelliğe, aklım tefekkürle, dilim şükürle eşlik etti. Fırtına deresinin üzerinde ki kemer köprülere ve yamaçlardaki ahşap evlere de bir kere daha dikkatle baktım.Yaşayan tarihimizden bir parçaydılar. Bu eşsiz güzelliklerin arasında yaptığımız yaklaşık iki saatlik yolculuktan sonra Ayder Galler düzünde aracımızdan indik.Ordan sonra yolumuza yaya devam ettik.Karlı yollardan, aşağı çaymakçur ve yukarı çaymakçur yaylalarına yürüdük.Yerde kar, gökte sis, arada biz, iki buçuk saat yürüdük.Başkan, hava şartlarını göz önünde bulundurarak daha ileriye gitmemize izin vermedi. Zira, kar yağmaya başlamıştı.Bir gün içinde üç mevsimi gördük,yaşadık. Rize’den güneşle hareket ettik.Ayder Galler düzünde karla buluştuk.Yukarı çaymakçurda sulu kar yağışına tanık olduk.Dönüş yolunda da yağmur da ıslandık. Derenin hemen üstünde, çamların altında;Hasan kardeşimin yaktığı ateşin etrafında yemeğimizi yedik.Doğrusu yakılan o ateş çok makbule geçti.Gözümü yaşartan dumanına bile razı oldum. Yağmurun altında yanan ateşin, gürül gürül akan derenin, derenin insan ruhunu dinlendiren sesinin oluşturduğu manzara anlatılmaya, yazılmaya değer.Ateşin başında, arkadaşlardan birinin yapmış olduğu dondurma ikramını da yazmadan geçemeyeceğim.Kar, yağmur, soğuk, ateş ve dondurma aynı karede.Güzel olan da bu.Yemek sırasında, derede yüzen dere kuşunu izledim.Bizim ateş başında ısınmamıza nazire edercesine hızla akan dereye girip girip çıkıyordu.Bazan dalıyor bazan da taşa sıçrayan su damlacıklarını yakalamaya çalışıyordu.Hareketleri o kadar hızlı idi ki bazan takip etmekte zorlandım.Seyirci önünde ki şovmen edasıyla hünerlerini sergiliyordu adeta.Doğa da olmak, doğayla olmak anlatılamayacak yazılamayacak kadar güzel ve özel.Her an yeni bir şey görüyor ve öğreniyorsun.Mesela;ben dere kuşunu ilk defa gördüm.Kainat kitabı önümüzde. Allah, bütün esmalarını, kainatta gözümüzün önüne sermiş.Marifet o kitabı okuyabilmek de.
Sonuç olarak diyebilirim ki; bu günde VDDK ile güzel bir faaliyet gerçekleştirdik.Karadeniz türkülerinden birinde söylenildiği gibi; “dertleri, kederleri döktük dereye, döndük geriye.” Gurupta tek bayandım.Gerek başkandan gerek katılımcı arkadaşlardan gereken saygıyı gördüm.Bunun içinde ayrıca teşekkür ediyorum.
|
|