“ Hayat ne acımasız ” deriz ya hani, aslında hayat değil acımasız olan. Biz insanlar acımasız yapıyoruz hayatı. Yaradılışımızın hamurunda olsa gerek.
İnsanoğlunun bahaneleri, istekleri bitmek bilmez. Doyumsuz varlıklarız bir kere. Hayvanlardan bizi ayıran en güzel özelliğimiz aklımız. Aklını güzel kullanamayan insanlar gerçekten yaratığa dönüşüyor. Belki farkında olarak, belki de farkında olmayarak. Neden bu kadar bencilleşir insan? Neden bu kadar çaresiz kalır? Neden kendini şanssız hisseder? Neden kendisini başarısız görür? Ya da neden tam tersi, karşısındaki insanlar için bunları düşünür? İşte bunların cevabında gizli aslında, kendimizi de inandırdığımız yalanın adı; hayatın acımasızlığı!
Açılır perdeler ve oyun başlar.. İşin aslı herkesin bir rolü vardır da kimseye rol beğendiremezsiniz. Neden mi? İnsanız bu bizim hamurumuz da var. Şans, talih, kader, kısmet, hayır, şer . Seçeneği bol olan bir oyun. Başta da söylediğim gibi aklını iyi ve güzel kullananlar oyunda en iyi yerleri kapıyor ve hayat onlar için pek acımasız olmuyor. Sahne aynı roller başka. Rolü biten ayrılıyor sahneden. Hayat, bir şeyleri ertelemene müsaade etmeyecek kadar sabırsız ve kısa! Ertelemek istediğin şeylerin değerini görebilmen için bir o kadar da hoş görülü ve uzundur. Ya da sadece göreceli bir kavram deyip geçebilirsinizde... İşte tam burada aklımız bize yol gösterecek. Doğru kullanabilirsek ne ala. Kullandık kullandık yok kullanamazsak “ kardeşim bu hayat harbiden çok acımasız! ” şansımız bol zihnimiz açık olsun.
Ekim 08
|
|