| Genç kadın saatlerce yanında adamı izledi. Oysa ki daha yarım saat önce o adam, ge nç kadını zevkin doruklarına çıkarıp tek beden olmanın hazzını yaşatmıştı. Hayat ne garipti. İnsan sevmeden de sevişebiliyordu, demek. Ve o büyük heyecandan sonra böyle yabancılaşabiliyordu.
Acaba insan yıllarca aynı heyecan ve istekle tek bir bedene dokunabilirmiydi? Kendi kendine cvpsız sorular sormaya başlamıştı.
Ama zihnine dur diyemiyordu. Sorular arka arkaya dökülmeye başladı.
1- Çok yönlü olmadan hayata tek bir açıdan mı bakmalıydı?
2- Detaylara takılmadan bütünden mi mutlu olmalıydı?
3- Aşk olmadan da sevişilebiliniyormuydu?
4- Dost olmadıklarını bile bile insanlarla hayatı paylaşmalımıydı?
5- Yıllarca uyandığında aynı yüze bakmak nasıl bir duyguydu?
6- Öfkeyi kontrol etmek doğrumuydu?
Bu maddeler böyle uzayıp giderken dur dedi.
Sıradan bir sevişmenin ardından kendine ne çok soru sormuştu.
Belkide en doğru olan sırtını dönüp uyumak ve sabah kaldığı yerden hayata devam etmekti. Bu kadar çok gerçeği düşünmek genç kadını yormuştu. Usulca yataktan çıktı. Pencerenin kenarına oturup şehri izlemeye başladı. Bulunduğu yerden şehrin bütün ışıkları olduğu gibi görünüyordu.
Gecenin ssat üçünde ışıklar olabildiğine yanıyordu. Gözleri dışarıdan bakıldığında boş, anlamsız bakarken, beyni tam tersine sorgulamaya devam ediyordu..
Neler vardı o ışıkların yandığı evlerde ?
Aşk, ihtiras, ihanet, sıradanlık, kaygılar, ölüm, doğum, huzur, öfke, kavga....
Hepsi karşıdan bakıldığında koyun koyuna yaşıyorlardı.
Hayata karşıdan bakmak. Yüzüne haif bir gülümseme yayıldı. İnsan keşke bedeninden çıkıp kendine dışarıdan bakabilseydi.
O zaman kendini hep en haklı, en zeki, en becerikli, en konuşkan, en üzgün, en sapık,en seksi, en doğru, en katil, en diye devam eden egolarınla yaşarmıydı acaba ?
Sıradan bir gece genç kadına neler hissettiriyordu.
Bir anda aklına gelen düşüncelerin yaşadığınla alaksı yok gibi görünsede, aslında olayların başlangıcı olacağını sonra fark edicekti. İnsanoğlunun en büyük kendinle diye düşündü. Ah insanlar kendilerini çözüp bir anlasalardı. anlaşılmak daha kolay olucaktı.
Bir erkek nasıl olmalıydı? Duygusal, maço, zengin, yakışıklı, entellektüel, aptal, şapşal, romantik, şaşı.. Kriter neydi?
Yüzüne bu sefer muzip bir gülümseme yayıldı. Keşke erkekleri de bilgisayar gibi toparlıyabilseydik, dedi. Her parçasını ellerinle seçip, keyfine göre oluşturabilseydik. İstediğimiz her programı yükleyip, istemediğimizde formatlasaydık.
Ne kadar bencil bir düşünceydi, aklından geçenler. Doğayı bile red edici bir fikirdi.
Doyuma ulaşmak ve mutlu olmak için ne yapmalıydı?
Keşke masallardaki periler gerçek olsaydı. Ve sonunda o popüler beyaz atlı prens gelseydi.
Yıllarca büyük bir kandırmaca yaşamıştı kadınlar. Türk filmlerindeki aşkı beklemekle geçti ömürleri. Battaniyenin altında, ellerinde mendille izlenen filmlerdeki erkekler nerdeydi? Birileri bulmayalım diye saklamışmıydı yoksa ?
Yerinden kalktı genç kadın. Bütün vücudu yorgun ve karmakarışıktı. Bir yabancının yanına ilişip sahte uykusuna dalarken sabah oluyordu. Uyandığında yanındaki yüzün bu kadar yabancı olması onu rahatsız edicekti.
Yine sabah olucak ve kimse bu sorulara cevap bulamayacaktı.
|