Ankarayla İstanbul iki kardeştir ama çok farklıdır. Ankara sert rüzgarlı, uzun gecelerde, soğuk kavurucu ayazlarda devlet parasız yatılı okullarında okumuştur. Okumuş, adam olmuştur olmasına, polis olmuştur, çok mütevazıdır. Haliyle kavruktur biraz, omuzları geniş olmasına geniştir ya, güdük kalmıştır… Ondan beklenen temiz bir aile kızıyla evlenip, çoluk çocuğa karışmaktır. Keskin doğruları vardır, köşeli bir adamdır. İmanı tamdır ama öyle sofu falan değildir, siliktir Ankara, göze batmaz, çirkindir nerdeyse. Gören vurulmaz ama risksiz evliliktir, aldatmaz karısını.
Ankara küçük kardeşi İstanbul’u kolejlerde okutmuş, adam olsun diye uğraşmıştır. İstanbul da küçükken camilere kuran kurslarına gitmiştir, ama öğrendiği birkaç sureden fazlasıdır. Ruhu derindir, imanı tamdır gerçi ama çok bıçkın, çok çapkın bir delikanlı olup çıkmıştır. Göğsü engin bir denizdir, iki de façası vardır hatta göğsünde. Fakat o kadar güzeldir ki göğsü, kadınların o iki façaya rağmen oraya gömülesi gelir. Ama güvenilmez İstanbul’a. Çünkü İstanbul hiç durulmaz, ne gecenin bir yarısı sakindir, ne günün ilk saatleri. Her gece başka kadınla yatsa doymaz, kasıkları hep yanar İstanbul’un. Asla boş kalmaz kolları. Çok sert bakışlı, uzun boylu, kirpikleri ok ok, göreni olduğu yere mıhlayan bir adamdır. Temiz aile kızlarını da düşürür tuzağına, kırk yıllık orospuları da eleğinden geçirir. Parasız günleri de çok olmuştur ya, aslında oldukça zengindir.
Görenin vurulduğu ama kimseye yar olmayan İstanbul, hem kendini hem etrafındaki herkesi, hem çok güldürür hem çok ağlatır. Kendini hep kayalara çarpa çarpa yürür, kendini de yakar, yaklaşan herkesi de.
Ayakları yere sağlam bassa da başı hep dumanlıdır. Dedim ya çok uzun boyludur İstanbul…
|
|