Açılış Sayfam Yap  |  Sık Kullanılanlara Ekle     

    

  Arama Motoru :

Makaleler

Haberler

Köşe Yazıları  
     Site Menü
  Anasayfa
  Forum
  Kategoriler
  En Çok Okunanlar
  Yeni Eklenenler
  Seçmeler
  Bugün Eklenenler
  Köşe Yazarları
  Haber Arşivi
  İletişim - Bize Ulaşın
      Kayıtlı Kullanıcı Girişi
  Kullanı adı :
  Şifre :
 

Yeni Üye Kayıt

Şifremi Unuttum


      Reklam
     Kategoriler
  Şiir
  Gündem
  Kişisel
  Hikaye
  Deneme
  Genel
  Felsefe
  Edebiyat
  Günlük
  Makale
  Ekonomi
  Spor
      Haberler
  Meliha Doğu 'nun 2. Kitabı Çıktı! ...
Amatör Yazarlar, löşe yazarı olan Meliha DOĞU 'nun 2. kitabı, raflarda yerini aldı.

"Başını Dik Tutan Hüzün" adı ile, Cinius Yayınevi 'nden çıkan kitapta, Umuda ve sevgiye dair öyküler ve çeşitli yaşanmışlıklar yer alıyor.

Anlatım tarzı ve içerdi ...

  Bu kitapla kızlar okullu olacak ...
'İmkansız(!) Periler...' kitabından elde edilecek gelirle Artvinli kızlar okutulacak.

Türkiye’nin en yoksul şehirlerinden Muş’ta 80 kızı okullu yapan 'İmkansız(!) Periler...' kitabı, şimdi de İngilizcesi'nden elde edilecek gelirle Artvinli kızları okutacak ...

  17'lik yazardan Aşkta Diplomasi ...
Elinizden bırakamayacaksınız!

Cinius Yayınları’ndan yeni bir eser daha kitapçı raflarındaki yerini aldı. “Aşkta Diplomasi”...

17 yaşında, henüz lise öğrenimini sürdüren genç bir yazar olan Beltan Demir’in yayımlanmış ilk eseri & ...

  Hayatı kitap oldu
Yazar Nezih Tavlaş'ın fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in hayatını anlattığı''Foto Muhabiri'' adlı kitap yayımlandı.

Fotoğrafevi Yayınevinden yapılan yazılı açıklamada, kitabın tanıtımının Ara Güler'in 81. yaş günü olan 15 Ağustos cumartesi günü yapılacağı belirtildi.


     Diğer Haberler

  Suç işlemedim ki, özür dile ...

  Kadınlar okur, erkekler yaz ...

  Harry Potter serisinin yaza ...

  İranlı ünlü yazar hayatını ...

  ''Murtaza'' Almanca'ya çevr ...

  Açlığı en iyi bilen yazar ö ...

  Şair Arif Nihat Asya anılac ...

  Gürsel: Diyanet edebiyat es ...

  Türkiye Cenevre Kitap Fuarı ...

  Tamzara okunuyor.

  Baþlýk :   Tamzara
  Kategori :   Hikaye
  Ekleyen :   mehmet
  Eklenme Tarihi :   12.04.2010
  Okunma Sayýsý :   319

  Ortalama Puan

:

10 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 1010 UZERINDEN 10

Puan Ver? :
  Yazý Ýçeriði
TAMZARA



Kale burçları gibi sıralanan doğu Karadeniz dağları, Kuzeyin rüzgârını, nemini, denizin kokusunu güneye bırakmayan sıra dağlar.Eğri belden güneye doğru gidildikçe bozkırlaşan eteklerini süsleyen vadilerin yamaçlarını yeşile boyayan çam ve meşe ormanları ve bollaşan kaynak suları. Yataklarını oyarak oluşturdukları vadiler.Gittikçe çoğalan suyun derin bir kanyondan çıkışı, sanki özgürlüğüne kavuşmuş ve sevincini önünde nefes alabileceği doğayla paylaşırcasına bazen minik notamsı şırıltılar, bazen de taştan taşa çarpan berrak suyun kulakları tırmalayan uğultusu Ispağagüney ve Kısıkta yankılanmaktadır.
Artık yaylaların tertemiz suları arzuladıkları mekâna ulaşmış, Tamzara ırmağı olmanın gururuyla akıp gitmektedirler engin denizlere doğru. Dünya kuruldu kurulalı böyle hükmetmiş Yaradan. Irmağın geçtiği vadinin doğu yamaçları Hacı kayasıyla, batı yamaçları ise Kayabaşı ve Kale boynuyla çevrilmiştir. İnsanların en kutsal uzvu vardır ya ‘göz’ üste Allahın yarattığı kaş. Alt sınır göze ben buradayım dedirten simsiyah sürme. Her canlının gözü olurda dünyanın gözü olmaz mı? Tabi ki olacak hem de bir sürü. İşte! Tamzara da dünyanın bu güzel gözlerden biri. Hilal kaşı Kayabaşının devasa simsiyah granit yapısı, sürmesi de kaşı kıskandıracak kadar azametli Hacı kayası. Kaş ve sürmenin arasını dolduran göz bebeği; işte! Tamzara. İlkbaharda yem yeşil sonbaharda ela. Derler ya Yaradan bezenmişte yaratmış, göz pınarlarından yaşlarını bile eksik etmemiş Coynasıyla, Yedi pınarıyla ve daha ismini sayamayacağımız sayıda billur gibi kaynak sularıyla, gözesiyle. Güneyde Fireksuyu yatağının yamaçlarından fışkıran maden suyu. 1960’lı yıllar; Tamzaralıda heyecan çok. İlkleri yaşamanın keyfi yöre insanına haz veriyor sanki. El dokuması tezgâhları için 1950li yıllarda çok kimsenin adını bile duymadığı iplik kooperatifi kuran Tamzaralı, beklide civardaki tek örnek kendi emek ve güçleriyle kurmayı başardıkları hidroelektrik santralı. ‘Birlikten Kuvvet Doğar’ özdeyişini yalnız eserlerine yazmayan tarihe mal eden; Tamzaralı için hedef boşa akan maden suyunu şişelemek ve Tamzara adını bir daha haykırmak. Başarır da özel teşebbüs örneği olur maden suyu şişeleme tesisi. Habib ağanın Kadir bir afiş yapar ortaokulda yemek yemekten şişkolaşmış bir zat yediği ağır yiyecekleri sindirmek için eline geçirdiği Tamzara maden suyunu içince bir oh! Çeker. Ve der ki --- İyi ki Tamzara maden suyu var. Afiş güzel sözlerde güzel olunca resim öğretmeni Namık Bey de durur mu? Kadir’e notun on diye seslenir. Günlerce yayan yapalak okula giden öğrenciler Kadir’i görünce seslenirler, peşinden ‘ Oh! Be iyi ki Tamzara maden suyu var.’
Halkevinin bahçesinin kenarında bilye oynayan çocuklar Yedi pınardan aşağıya doğru inen yaşlı zatı görünce birden saygıyla toparlandılar. Rüştü Bey di gelen ortanın üstündeki boyunu özenerek giydiği elbisesi daha da uzun gösteriyordu. Başındaki fötr şapkanın dibinden kulağının üstünü kaplayan kahverengi kitle sanki ona ayrıcalık vermekteydi. Hâlbuki yeterince farklıydı diğer komşularından, Eski belediye başkanıydı ilçenin, en güzel ev, en güzel bahçe en güzel elmalar onundu. Dahası mı? Dört oğlu da profesördü, Allah için hepsi büyük adamlardı. Kendisi belli etmese de Tamzaralılar hep övünüyorlardı. Ankara Tıp fakültesinin psikiyatri profesörü Muharrem Beyin hemşerisi olmaktan. Çocukları görmemiş gibi davranıp çarşıya yöneldi. Eski uğraşlarına dönen çocuklar hiç bir şey değişmemiş gibi fasulyesine bilge oynamaya dönmüşlerdi bile. Çamurdan katmerleşen elleri bilgeyi atmak için sanki makineleşmiş gibiydi. Cam bilyelerin birbirine çarptığında çıkardığı ses çocukların ince seslerini daha da güçlü yapıyordu.
Tamzara çarşısı, Giresun yolunun içinden geçtiği, doğuda çam ağacının gölgelediği içinde akan doğal fıskiyeli kaynak suyunun süslediği kuş seslerinin kesilmediği küçük bir park. Bitişiğindeki Çekiç Mehmet’in kahvesi, yanında baraka bir terzi dükkânı kerpiç ve iki katlı kahvenin yanında çamur sıvalı 8–10 metrelik terzi dükkânı minicik kalmakta önüne konulan birkaç sandalyeyle sanki kahvenin eklentisi gibi durmaktadır. Sabahları erkenden dükkâna gelen terzi çırağı Köylü Şerifin oğlu Yılmaz ilk iş dükkânın toprak zeminini sulayıp süpürmeyle işe başlardı. Geceden kalan muhabbet artıkları şişe ve bardakları özenle toplar yıkanacakları , su getirmek için eline aldığı kiloluk rakı şişesiyle birlikte Çavuş pınarına yönelirdi. Her şeyi düzenleyip masada kalan kumaşları da rafa yerleştirince artık kömür ütüsünün temizlenmesi ve yeniden kömürle doldurulma işi kalırdı o da bitince. Ustasını yani amcaoğlu Terzi Ekrem'i beklemekten başka yapacak işi kalmayınca kahvenin önünde muhabbet edenleri sessizce dinlerdi.
Bu gün kahvenin önünde epey kalabalık birikmişti. Ankara’dan gelen Muharrem beyin başını mahallenin eşrafı çevirmiş hal hatır soralarken; fırsat bulunduğunda hazır her derde deva doktor ayaklarına gelmişken, ya kendilerini veya yakınlarının sorunları sıralanmakta ve doktorun söylediği nükteli her söz kahkaha tufanına dönüşmekteydi. Parkın köşesinden yeni yıkadığı ellerinden akan suları ceketinin içine silmekle uğraşan duvarcı ustası Mızık Recebin oğlu Asım görüldü. Birden muhabbet kesildi. Gözler Tamzaranın gülü Asıma doğru çevrildi. Tamzarada onu sevmeyen olamadığı gibi şehirde bile nam yapmıştı. Kimileri deli deseler de beklide veliydi. Karşıdan Muharrem Beyi görünce şapkasının uçunu kaldırıp, ceketinin içine sildiği ellerini sağa sola sallayarak adımlarını sıklaştırıp kalabalığın içine karıştı. Işıldayan gözleriyle etrafı süzdükten sonra ceketinin iç cebinden çıkardığı zamanına göre en pahalı sigara paketini kimseye çaktırmadan doktora uzattı. Doktor sigarayı alınca etraftakilerin paketi araklamalarına fırsat vermeden elinin içine sakladı. Masadakileri inceledi daha kime sigara vermesi gerekiyorsa hepsine tek tek uzattı bir tanede kendi ağzına koydu. Ağzındaki sigarayı arkasına geçip kapan delikanlının peşinden feryat figan bağırmaya başladı. –Haram olsun sana acın oğlu! Git başımdan. Diye ağlamaklı bir sesle kendini acındırmak istiyor gibiydi. Peşinden kahveciye seslendi --- Çekiç! Ağamın kahvesini yap. Zaten kocaman kulpsuz fincanda bol köpüklü kahvesi gelmişti doktorun. Büyük bir özlemi giderir gibi dudaklarına götürdüğü fincandan höpürdeterek bir yudum içip, bir oh çekti. Gerçekten çok özlemişti ana yurdunun, komşularını, akrabalarını, Asım’ı herkesi her ve şeyi. Çünkü o bir Tamzara aşığıydı. Burada yaşamayı beklide burada ölüp Alıçlı mezarlıkta kıyameti beklemeyi çok istiyordu. Öğlede yaptı, Tamzarada ölmedi ama vasiyeti gereği Alıçlı mezarlığı tercih etti beklemek için sonsuzluğu. Kahvecinin getirdiği bardaktaki suyu geri gönderdi. __Çocuğu gönder bana Çavuş pınarından tasla su getirsin. Diye seslendi. Kocaman kalaylı bakır tası kapan kahvecinin oğlu İhsan koşarak kütür kütür yalağına akan bacak kalınlığındaki sudan tası çalkalayıp doldurarak döndü. Saygıyla doktora uzattı. Nefes almadan bir süre kana kana suyunu içen doktor kafasını yana eğerek kalan suyu başından aşağıya boca etti. İhsana tası uzattı, elleriyle saçlarını geriye doğru düzelti, yaş ellerinin yüzüne sürerek kuruladı. Keyfi yerindeydi. Akşamın mahmurluğunu üzerinden atmış, biraz olsa da özlem gidermişti. Ayağa kalkarken elini cebine sokup çıkardığı para tomarının içinden en büyüğünü Asımın eline sıkıştırdı. O Asımın toprak bastı hakkıydı. Bunu dışarıdan gelen herkes bilir aynı yolla halelleşirdi Asımla. Masadakilerden müsaade isteyen Muharrem beyi etrafındakiler saygıyla uğurladılar. İşi olanlar işlerin başına dönerken Asım cebinden çıkardığı cüzdanına özenle yerleştirdi parayı
Yan masada birkaç yeni yetme genç sohbet etmekteydi. Biri sessizce ___Bu Muharrem bey var ya kışın bile Ankara’nın soğuğunda her gün soğuk suyla çimermiş. Daha büyükçe olanı ___ Bizde aynı işleri yapmadık mı? O keyiften, biz çaresizlikten. Demişler ya! Şeytan adamı aldatır ama suyunu ısıtmazmış. Adına ister hamamcı oldum desinler, ister şeytan aldattı, isterse cünüp oldum desinler hepsi aynı kapıya çıkar. Yazın iş iyi her suya dalar çıkarsın tamam ya kışın? Sözünü küçüklerden biri keser: ---Ağabey! İmamı sohbet ederken duydum. Cünüpken evden dışarı adım atılmaz dedi. Lafı kesilen birazda sitemle ___ Oğlum! Sanki evimizde hamam kurna var da bizde keyfimizden ırmağın buzunu kırıp suya dalıyoruz, o soğukta. Suya girince; kızgın demirin suyla buluştuğunda çıkardığı "çoz" sesi olmasa da onunki gibi buğu kaplar ırmağı. Sudan çıkınca önce donunu giyeceksin, gelen giden olur, hem de en delerli yerlerini de korumuş olursun. Sakın unutmayın başınızı ya kazağınıza ya da ceketinizin içiyle kurulayın. Kıçınız donmasın derken kafayı üşütürsünüz maazallah. Bir tarafta Allah korkusu, diğer tarafta Anadan babadan utanma kim bilir kaç genç pisipisine telef oldu. Zatürree olup yavuklularına hasret gitti. Öbür dünyaya. Diyerek sigarasından bir nefes daha çekti. Dinleyenler tava gelmiş meraklanmışlardı. Devam etmesi gerektiğini düşündü. Kahvenin camını tıklatarak eliyle çay getirmelerini işaret edip söze kaldığı yerden devam etti. __İsmi lazım değil bir ağabey anlatmıştı. Kar bele çıkıyormuş, çetin bir kış anası babası ve kardeşleriyle toprak damlı evlerinde yatmaktayken, şeytanın işi yok ya bunu aldatmış. Uyanmış ki etraf berbat. Ortalık ağarmak üzere ya babası namaza kalkarsa boku yedi. Sessizce doğrulup, herkesin uyuduğundan emin olunca kendini kapıya atmış, Yalın ayak karlara bata çıka Yedi pınardaki çeşmelerden birinin yalağına atmış kendini. Aksilik bu ya kahveyi açmak için evden mangalla camiye gelenlere ateş götüren Hasan ağa çeşmenin yalağına batan çıkan karaltıyı görünce mangalı atmasıyla birlikte başlamış kaçmaya. Tangırtıyı duyan ağabey suyun soğuklunu bile unutmuş; ya babası da uyanmışsa. Hapı yuttum demiş kendi kendine. Donunu giyerken koşmaya başlamış karların arasında doğrudan ahıra dalmış. Evde en sıcak yer orası. Dişleri birbirine vururken babasının öksürüğüyle irkilmiş. Allahtan iç gömleklerini sırtına geçirdiğinden nefesi genişlemiş, helâdan geliyormuş rolü yapıp yatağına girince çok beddua etmiş kör şeytana. Hem muhabbete hem de içilen çaylara teşekkür eden yeni yetmeler. Malların geleceğini söyleyip uzaklaştılar sohbetten.
Karşı kahvelerde oturanlarda birer ikişer kalkmaya başladılar. Bakkaldan fırından alacakları olanlar o taraflara yöneldiler. Derinden bir motor uğultusu gelmişti. Gelen belediyenin yolcu taşıyan kınalı Ford kamyonunuydu ve beklemek lazımdı. Her akşam aynı kişiler gelse de değişiklik oluyordu. Nefesini kıçından alan yaşlılar gibi, kendini bile zor götüren kırmızı burunlu, ahşap kasası brandayla örtülü, kasasında ayakta yolcu taşıyan kamyon çarşıda durdu. En keyiflisi şofördü. Çünkü hiç değilse her zaman oturacak bir koltuğu vardı. Bir kaç Liseli genç arka kapak açılmadan atladılar aşağıya. Aceleleri arka kapağı açıp şehirden gelen yaşlı esnafı, resmi dairelerde çalışan memurların inmesine yardım etmekti. Birer birer insanlar dökülürken aşağıya ellerinde getirdiklerini arabanın yanında bekleyen çocuklarına uzatıp yan gözle de etrafı süzmekteydiler. Arabadan en son kısacık boyuyla etrafa gülücükler dağıtan biletçi Arif indi. Parmağına doladığı lastikle yırtığı bileti “biletçi “diye seslenip dağıtarak yolculardan para toplamaya çalışırdı. Çay içmeye davet ettilerse de yolcu yolunda gerek diyerek tekrar kamyonun kasasına bindi. Çünkü daha iki sefer yapmaları gerekiyordu. Önce Avutmuş sonra Bir oğul mahallelerine gidecek yolcular sırada bekliyordu kınalı Ford’u. İki manevrada dönen kınalı Ford yola koyulmuştu. Bile. Sabah akşam Tamzaradan yolcusu çok olurdu kınalı Ford’un yaşlılar kendilerine yer kalmıyor diye gençleri azarlar ve arabaya bindirmezlerdi. Öğrencilerin kimi ortaokula kimi liseye giderdi. Zaten yol parası on beş kuruşta olsa her zaman bulunmazdı. Herkes biletçi Arif amcanın gözünün içine bakardı. Sanki bu gün beni beleşçi yap diye yakarır gibiydiler. Haklıydı çocuklar bu işin birde öğleni vardı. Ya evden çantalarına kuru ekmek koyacaklar, ya da çarşıda diğer arkadaşları gibi öğlenleri fırınları doldurup hamur tahtalarının arasında ayak üstü on beş kuruşa yarım ekmek alıp karınlarına indireceklerdi. Mübarek ekmek mis gibi kokardı. Onu yerken zevk almalıydın. Çünkü bulamayan çoktu yarım ekmeği. Önce koklamalı kokusunu hissetmeliydin, sonra yumuşak kısmını katmer gibi kat kat ayırıp çiğnemeli, geriye kalan kabuk kısmını da fırındaki çeşmenin suyuna tutup ıslatmalı, suyla yumuşatmalıydın. Hem karnın daha çok doyar nem de çarşı ekmeği yemenin zevkine varırdın. Daha sonra elini musluğun altına tutup kana kana güzel bir de su çektin mi? İşin fıstıktı, öğlenden sonraki iki saat dersi dinlemeye sonunda altı km yolu yürüyüp akşam evine gitmeye hazırdın. Artık. Eve gitmek yeter mi? Malların altı temizlenecek, sulanacak, sağılacak, her iş bitince anan ne yapmışsa hane halkıyla birlikte çala kaşık yenecek. İş bununla bitse ne ala sabah erkenden kalkılaçak okula gidilecek; okula erken gitsen öğretmenler gelmediği için kapı önünde beklersin, geç gidersen idareye gönderir öğretmen insafsızsa. Müdür odasının kapısında beklersin sorgu sual için kimse de sormaz nesin? Kimsin? Ne yer ne içersin? Sorgulamaz ne sizi nede vicdanını. Gür sesiyle okul müdürü: _ Niye geç kaldın? Derken sen daha kem küm etmeden elinde şaklayan cetvelin açısıyla ufalanıp kıçına bakmadan koşarsın sınıfına. Evi yakında olan şehirli çocukların kızaran avuçlarımızın içine bakıp alaylı gülüşlerine ancak içinden “ şehirli piçler “diye küfretmekten başka yapacağın yoktur. Zaten
Günler günleri kovaladı Karadeniz türküsünde dendiği gibi efkârlı günlerimize geldi çattı ramazan. En bereketli ve en zevkli ay ramazan ayı idi Tamzara için her ne kadar bazı münafıklar Tamzara’ya ramazan gelmez deseler de. Ramazan ayı bir farklı geçiyordu. Çarşı kalabalıklaşıyor, insanların ortak davranışları çoğalıyor, herkes hemen aynı zamanda yatıyor, uyanıyor veya yemek yiyordu. Hepimiz akşam olunca artık kuru ekmek yerine yumuşak pideleri yeme lüksüne erişiyorduk. Çarşının batısında diğer kahve bakkal ve çukurda fırın mevcuttu. Güneye yönelince halk evinin altında şadırvan yanında ahşap tarihi camisiyle kendi halinde mütevazı herkesin az çok ihtiyaçlarını göre bileceği çarşı bir bakıma insanların toplanma yeriydi. Çukurdaki fırında Tevfik usta kocaman guatrıyla dönmekte zorlanan boynunu çevirmeden fırına attığı pideleri küreğin ucuyla alıp çamın dibindeki tezgâha fırlatıyordu. İlçenin Tamzaralı hayırsever tüccarları yakınları ve tanıdıkları için ramazan ekmeği tembihliyorlardı fırıncıya. Bu bir görenek olmuştu yöre için Köksallar, Dönmezler ve bir sürü esnaf yakınlarının sevindiriyor ve kısaca ekmek bağlıyorlardı. İkindi olunca tembihlenen çocuklar camın önünde sıraya geçip, verilen pideyi kapıp evlerinin yolunu tutuyor, eve koşarken kaleden atılacak topu sesine kulak dikiyorlardı. Akşam iftarda yenilen pideden kalan parçalar sahurda yumurtaya batırılarak kızartılıp yenerken hem yardım edenlere hem de Yaratana dua ediyorlardı.
İkindi ezanı okunmuş üç beş cemaat taş merdiven den camiye doğru yönelmişti. Parkın köşesinde, telin arasına sıkıştırılan çatapat mantar, Kölük Hasan ağanın ayaklarının dibinde patladı. Aman Allah’ım bu ne küfür bu ne hiddet zaten günün açlığı yorgunluğuyla patlamaya hazır Hasan emi. Sözü yetmeyince tuttuğu sandalyeleri yerlere atıyor kırıp döküyordu. Etraf sessiz, şakayı yapanlar belli, bir gün değil ki her akşam tekrarlanan olay Hasan emi sakinleşip evinin yolunu tutuncaya kadar gülemiyorlar bile. Şehirden fırından tatlı maya denen pastamsı bir ekmeği almaya gelenlerde bile ses yok. Hasan eminin uzun boyunun okul önünden kaybolduğunu görenler artık basıyorlar kahkahayı.
Akşam top atılıp ezanın bitmesini beklemeden iftarı bozanlar, sofralardan ilk kalkanlar, sigara müptelaları. Çorbayı kaşıklayıp, akşama kadar özlemini duydukları sigara için büyüklerin yanından koşar gibi uzaklaşıyorlar çarşıya. Her geleni önüne kahveci mis gibi kokan çayları sürüyor. Keyifle çaylarını yudumlayan evli barklı gençler teraviden sonra kuracakları oyun için şimdiden kendilerine arkadaş bile seçiyorlardı. Artık karnını doyuran yaşlı erkekler de tek tek kahveye taşınmakta, içtikleri kıtlama çayla günün rövanşını alır gibiydiler. Erkek çocuklarda babalarından dedelerinden geri kalırlar mı? Hiç. Oruç tutmanın ödülü olan harçlıklarıyla aldıkları leblebi bisküvi gibi iftarlıklarını teravih namazını beklerken şadırvanın peykesinde atıştırıp arkadaşlarıyla yarenlik etmekteydiler. Mahallenin yaşlı kadınları başlarındaki atkılarını savurtarak çarşının arkasından caminin taş merdivenlerine yönelirler. Erkekler gelmeden önce camide kendilerine ayrılan perdeyle bölünmüş yerlerini tıka basa doldurur, namaz öncesi kısık sesle dedikodu yaparken birlikte olmanın heyecanını yaşarlardı. Seslerini müezzin Çakıcı muharrem duyarsa yüksek sesle uyarır bir bakıma bende buradayım der gibi yapardı.
Yatsı ezanı okunmaya başlayınca yaşlı erkekler birer birer caminin taş merdivenlerine yönelirler. Onları çocuklar takip ederdi. Orta yaşın altındaki erkekler meydan kendilerine kaldığı için oyun masalarına yerleşmek için kendilerine tahta perdeyle ayrılan danalık ismi verilen bölüme sahura kadar kalmak üzere gecerlerdi. Ramazanın son günlerinde imam ilahilerle uğurlama yaparken kadınlar bölümünden ağlama sesleri ta ön saflarda bile duyulurdu. Her halde en sulu göz babaannem küpelinin Memnune’siydi. Hem ağlar hem giderim misali en çok o ağlar camiden de en önce kurşun gibi çıkar, hemen evine, işine, kollu dikiş makinesiyle yetiştirmesi gereken köylülerin karılarına aldıkları esvapları bayram için dikmeye koşardı. Kahvede sahuru bekleyen erkeklere güvenen hatunlar işi zordu. Onlara güvenirsen bir bakmışsın ki horozlar ötüyor. O gün çoluk çocuk aç tutacaktır orucu. İşitecekleri laf azarda çabası. Tedbirli olmak lazım en iyisi mi? Tilki uykusuna yatıp zamanında sahur sofrasını kurmak, evin erkeği gelmemişse kahveye çocuk göndermek en sağlam yol oluyordu. Kahvenin daimi kadrosunda Kasap Recep, Küpelinin Kemal, yanık Kemal, Kamil ağanın Cengiz, Köylü Osman’ın Hulusi olmak üzere kadro günden güne azalıp veya artıyordu. Az da olsa işin uçunda para olunca yenilenin gözü sahuru falan görmüyordu. Kahvenin dışında oyunun bitmesini uykulu gözlerle bekleyen çok çocuk gördüm. Tabii birlikte beklemişizdir babalarımızı agabeylerimizi.
Kışın bittiği baharın elinin kulağında olduğu günler gelmiş;ırmak kenarından başlayıp dağların eteklerine doğru uzanan yeşillik doyumsuzlaşmıştı.Artık koyunlar yavrulamaya başlamış,meleme sesleri kuş cıvıltılarına karışmıştı.Kışın baskısından kurtulan özgürleşen tabiat tüm çoşkusuyla insanlara kuçak açmış,mahallenin kadınları önlerine bağladıkları keşan peştamallarla tarlalarda pancar toplama yarışına girmişlerdi.Ellerinde bıçakla yemlik, sütleğen,dikence ve bir sürü otun kökünü oyan ve aldıklarını çabukcak peştamallarına atan yaşlılar bir taraftanda gençlere öğüt verir ve en kıt ayın baharın ilk ayları olduğunu artık kilerlerde geçen yıldan ne varsa bittiğini bu aralar yenecek ya pancar ya da süt çorası olduğunu anlatırken; ağrıyan belini dinlendirmek için doğrulan Sabire hatun --- Beni iyi dinleyin hanımlar:Bu günlerde kilerde ne varsa tükendi. Yağ yok,un yok,yarma,bulgur dersen onlarda elveda etti.En iyisi süt çorbası. Sütün yağı var başka yağ istemez. Biraz bulgur da buldunmu oldu sana mis gibi bir yemek arada bir yenirse şifa olur ısırgan; aman unutmayın gök gürlemeye başladı mı, ısırgan yağlaşı yapmayı ihmal etmeyin kışın kirlenen kanı temizler.


Tamzara ilkokulunda dersliklerine girmek için sıralanan öğrençiler marşlar söyleyerek okulun etrafında uygun adım yürümek için öğretmenlerinin komutunu beklerken baş öğretmen Hasan beyin sesi duyuldu.Uygun adım marş! komutu bitmeden beşinci sınıflar kolarını sallayarak "Dağ başını duman almış yürüyelim arkadaşlar" diyerek arkalarından gelen küçüklerine yol göstermekteydiler.Okulun duvarının yanında Memiş Emine hatunun evinin önünde her gün devam eden kalabalık içinden bir bayan sesi---Emine ana bu hafta hap sırasını bana verirmisin? Geline peynir yapacağım.Deyince diğer kadınlar Emine anaya baktılar. Oda hepsini şöyle bir süzdükten sonra ---Tamam kızım hap sırası senin olsun. Yer evinde kurulu krema makinasında sütün kremasını ayırmak için ahenkle makinanın kolunu ceviren genç kız büyük bir iş yapmanın gururunu yaşıyordu. Artık makina başında iş yapabilecek konuma gelmiş kendi kendine artık ev karısı bile olabilirim havasına çoktan girmişti bile. Komşu kadınlar ineklerinden sağıp getirdikleri sütü Emine ananın önüne koyup beklemekteydiler.Emine ana gelen sütü ölçü kapına koyup sütü getirene ait söğüt çöpünü sundurmanın altından alıp süte batırır, sütün geldiği seviyeyi çöpün kenarına çentik atarak belirlerdi. Sütü verirken çentiklenen yer sütü geri alırken Emine Ana tarafından silinirdi.Hanği çöpün kime ait olduğu ne kadar süt alıp verdiğini ançak Emine Ana bilirdi. Bu süt değişimine süt hapı denir. Kışın ançak yaşayacak kadar beslenen kara sığırların verebileceği bir iki kilogram süt böylece bir işe yarar birkaç teçen beynir yapma fırsatını bulurdu komşular.



Artık ilkbahar yaz derken sonbahar iyiden iyiye kendini göstermeye başlamıştı.Cevizler folak olmaya başlamış, artık enküçük bir esintide bile çinko kaplı çatılara yada taş duvarlara çarpan cevizler özelikle gecenin sessizliğinde çat pat sesleri arasında uykuları böler olmuştu. Mahalleliden kimisi sabah erken kalkıp düşen cevizleri toplamayı hesap ederken bazılarıda beleşcilerden önce düşen cevizleri toplamanın yöntemini düşünüyordu. Akşam yaklaşmış günlük işlerinden yorgun gelen beş kafadar genç birbirleriyle göz uçuyla bakışıp hareketlendiler. Hepside aynı şeyi düşünüyor gibi kahvenin önünde toplandılar. Ceplerinden çıkardıkları parayı içlerinde en küçük olana uzattılar.Hiçbir şey olamamış gibi yedipınara doğru ilerleyen gurubun peşinden bakkaldan aldığı rakı şisesini gazeteye sardıran ve ödünç aldığı cay bardaklarını ceket ceplerine yerleştiren delikanlı arkadaşlarının peşinden yetişmek için adımlarını sıklaştırdı. Gidilen hedef belliydi.Coynaya gidilecek Köksalların cevizin dibinde muhabbet edilecekti.Bahçelerin arasında ilerleyen gençlerden biri ayrıldı. Evlerinin önündeki bahçe duvarını atlayıp, cebinden çıkardığı anahtarla evlerinin kapısını açtı. Kilerden biraz fırın kurusu, taze peynir ve turşu küpünden aldığı fasulye turşusunuda bula bildiği kaplara koyup,arkadaşlarının peşine düştü. Cevizin dibine gittiğinde ekip düzeni kurmuş Coynadan aldıkları suyu bardaklarına koymuş rakının anasonuyla beyazlaşan çay bardakları elle düzeltilen çimende sahiplerini bekler gibiydi.Coyna hanği derinlikten geldiği belli olmayan devasa bir su kaynağıydı.Bahçenin yamacından tünel gibi bir yerden acelesiz ve düzenli akan bel kalınlığındaki buz gibi su değil içenlere o nun akışını görenlere bile mutluluk veriyordu. Gençler artık kıçlarını koyacak kurumaya yüz tutmuş çimene iyice yerleşmişlerdi.Peş peşe yudumlanan bardaklardaki rakı onları çakır key yapmaya yetmişti. Önce derinden daha sonra yükselen sesle Tamzara da çok sevilen ve koro halinde söylenmesi çok zevkli olan Nesimin deyişinden


Sofular haram demişler Gah çıkarım gökyüzüne Nesimi'ye sordular ki
Bu aşkın şarabına Seyrederim alemi Yarin ile hoş musun
Ben doldurur ben içerim Gah inerim yeryüzüne Hoş olayım olamyayım
Günah benim kime ne Seyreder alem beni O yar benim kime ne

Gençler işlerine gelen ve kendilerine uyan kıtalarını çoşkuyla söyleyip, gönüllerince eğleniyordu. Arada atılan kahkahalar mahallede yankılanmaktaydı. Kafalar iyileşmiş,boşalan şiseler bakkaldan ara ara alınan yeni içkilerle takviye edilmişti. Sesine güvenen biri eli kulağa atıp başladı :
Oğlu Tamzaranın Üzümü dinle benim sözümü,
Dinlemezsen sözümü göremezsin yüzümü,
Tamzara ya vardın mı kama bıçak yedin mi?
Kama bıçak yeyince anam anam dedin mi?
Vakit gece yarısına geçmiş, muhabbete tam yerindeydi.Haddini bilmenin bir erdem olduğunu bilen gençler,eglenceye nokta koymanın zamanının geldiğini karar vererek toparlandılar. Kol kola girerek sessizce evlerine doğru yöneldiler Tamzaralı gençler için yarın başka bir gün başka bir iş ve uğraş demekti.



Mehmet Kütükçü
11 Nisan 2010
ANKARA















  Tamzara Yazýsýna Yapýlan Yorumlar

Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor.

  Tamzara Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz?

Sadece Sitemize Üye Olanlar Yorum Yapabilir.

Üye Ol  |  Þifre Talep


 


Yerli Yapým | Proje Network Ürünleri :
Amatör Yazarlar | Amatör Þairler