Sevgiyi, güleryüzü; yakınlarından esirgeyip de başkalarına cömertçe dağıtanlara hayret ediyorum.Şaşkınlıkla seyrediyorum onları.Bu nasıl bir mantık ki; hemen elinin altında olanlara, hergün yüzlerine baktıklarına bir çift güzel söz etmekten imtina ederken, başkalarına edebi metinler düzebiliyorlar. Yine bu nasıl bir anlayıştır ki; böyle davranmakla yakınındakilerin şımarmasını önlediklerini sanıyorlar.Onlarla aralarına mesafe koymakla saygınlıklarını koruduklarını sanıyorlar. Mesafe ile uçurumun farkını ayırt edemeyen bu insanlar; bir gün oluşturdukları o uçuruma yuvarlanacaklarını hiç düşünmüyorlar.
Sert davrandıkları, her fırsatta gururlarını kırıp, onurlarını incittikleri insanların onlara karşı besledikleri negatif düşüncelerin ve o düşüncelerden çıkan enerjilerin geri dönüşümünün etkilerini er geç göreceklerdir.Şairin dediği gibi “kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.”
Bu model insanlar, işverense çalışanına; aile reisi ise eşine ve çocuklarına; yöneticiyse yönetimi altına olanlara tabiri caizse kan kusturuyorlar.Ve bunu ciddiyet adına yapıyorlar.Kendilerini saydırmak adına yapıyorlar.Karşıdakilerin şımarmasını önleyebilirler ama onların ondan nefret etmelerini önleyemezler. Zoraki saygının kime ne faydası olur ki? Gerçek saygı, alt yapısını sevginin oluşturduğu saygıdır.Korku üzerine kurulan saygı, kar üstüne yazı yazmaya benzer.Nasıl güneş vurunca, yağmur yağınca kar erir yazı silinirse; korku oluşturan şartlar ortadan kalkınca da saygıda gider.Ve yerine nefret, kin gibi duygular kalır.
Bu düşüncede ki insanlar, yakınındakilerle konuşurken, Sibirya buzullarından çekip çıkardığı kelimeleri kullanmayı tercih ederken, başkalarına dumanı tüten sıcak kelimelerle cümleler kuruyorlar.Bir tarafa hep kış yaşatırken, diğer tarafa dört mevsim yaz. Bir tarafa “suratı sirke satıyor” dedirtirken diğer tarafa “yüzünde güller açıyor” dedirtiyorlar.
Eşinin iki uzun cümlesine “dırdır etme” diye çıkışanlar, boş konuşan nice hatunları saatlerce dinliyorlar.
Elinde ki İnci’ye çöp kadar kıymet vermezken, dışarıdaki çöp kadar değeri olmayanlara paha biçemeyenleri gördükçe hayretim bir kat daha artıyor.
Yakınındakilerin en küçük hatasına tahammül edemezken, yabancılara töleransın sınırlarını zorlayanları gördükçe de şaşıyorum.
Bu model işveren, yönetici yada belli bir mevkide olanlar, bunu koltuk hırsıyla yapıyorlarsa, ne yazık.O koltuk kime kaldı ki onlara kalacak.Bütün mevkiler geçicidir.Diyebilirler ki; ben çok başarılıyım, dişimle tırnağımla geldim bulunduğum yere. aklımı kullanırım konumumu kaybetmem.Gelecek tehlikeleri görür müdahale ederim .O dediklerini en fazla, ölüm meleği gelene kadar ederler. İmam “bu kişiden razı mısınız” diye sorduğu vakit, zulüm ettiği o insanların vereceği cevaba müdahale edemeyeceklerdir.Bütün vasıflarından sıyrılmış olarak yatacaklardır o musallaya. Cahit Sıtkı Tarancı dediği gibi:
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Bilerek ya da bilmeyerek, sorumluluğunda olanlara sözlü ya da fiili eziyet edenler bunu lütfen bir düşünün.Geride kalanlara sizin için söyleyecekleri güzel sözler bırakın.Hayırla yad edilmek varken niçin lanetle anılasınız.
Arkanızdan:
“Ne kendi etti rahat, ne halka verdi huzur.
Yıkıldı gitti dünyadan dayansın ehl-i kubur.(kabir de olanlar)
Denilmesini ister misiniz?
|
|