Merhaba sevgili okurlar. Bugün size bizlerden bahsedeceğiz, yani sağlık çalışanlarından, tıpçılardan ve tıp mesleğinden. Tıp tarihi sayfalarını karıştıracağız biraz ve tıp bayramından bahsedeceğiz. Tıpa tıp gözünden bakıp, tıp diliyle anlatmaya çalışacağız sizlere.
Bildiğiniz gibi her yıl Mart ayının ikinci haftası ülkemizde Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu özel günlerin tarihini ve nasıl ortaya çıktığını anlatmaya başlamadan önce tüm sağlık camiasının bayramını tekrar kutlarız, ayrıca bizi 14 Mart a yalnız bırakmayan, nezaket gösterip tek tek hepimizi kutlayan özellikle Kemer Belediye Başkanı sayın Mustafa Gül ve diğer düşünceli vatandaşlarımıza teşekkür ederiz.
Osmanlı tıbbı uzun yıllar İslam tıbbının etkisinde kalmış, gerileme devrinde her alanda olduğu gibi tıp alanında da önemli sorunlar yaşanmıştır. Rönesans Avrupasında diğer bilimlerle birlikte tıp biliminde de ilerlemeler kaydedilmiş, çeşitli araştırmalar ve buluşlar dünyayı sarsmıştır. Batı uygarlık yolunda hızla ilerlerken bizde gerileme hakim olmuştur, eğitimdeki yetersizlikler yüzünden eskisi gibi başarılı bilim adamları yetiştirilememiştir. Yabancı dil bilenlerin az olması, matbaanın ülkeye girişinin gecikmesi gibi nedenlerle yurtdışındaki gelişmeler takip edilememiş, tıp eğitimi veren medreseler yetersiz kalmaya başlamışlardır.
İşte bu sırada azınlıklardan ve yurtdışından gelen birçok hekim ortaya çıkmıştır. Bunların çoğunun yeterliliklerinin şüpheli olmasına rağmen doktorluk mesleğini icra etmişler, birçok insanın ölümüne neden olmuşlardır, fakat devlet yeterli sayıda doktor yetiştiremediği için bu şarlatanlara bir türlü engel olunamamıştır.
Bazı önde gelen Türk hekimlerinin kişisel çabalarıyla saraya, yeni tıp eğitimi veren Tıphane açılması için baskılar yapılmış, III. Selim zamanında bu düşünülmüşse de anatomi yasağından dolayı din adamlarının tepkisinden çekinen padişah ancak Rumlara tıp okulu için izin vermiştir.
Nihayet II. Mahmut zamanında Yeniçeri Ocağı ın yerine Askair-i Mansure-i Muhammediye ordusu kurulunca, ihtiyaç duyulan hekim ve cerrahların yetiştirilmesi için hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi padişaha peşpeşe dilekçeler yazarak sonunda isteğini kabul ettirmiş ve nihayet 14 Mart 1827de Tıp Okulu açılmıştır.
Batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kurulmuştur. Aynı bina içinde Tıphane ve Cerrahhane eğitimleri ayrı ayrı yapılmıştır.
Tıp eğitimi o yıllar batıda olduğu gibi dört yıl olarak planlanmış, son sınıfta hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tesbit edilerek sınava alınıp ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin edilmişlerdir. Orada bir hekimin gözetiminde birkaç sene çalışıp deneyim kazandıktan sonra da serbest hekim olmuşlardır.
Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adlı tıp okulunun açılış tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. 14 Mart ise Tıp Bayramı olarak ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlanmıştır. Günümüze kadar gelen bu 14 Mart kutlamaları, artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde,Sağlık Haftası olarak kutlanmaktadır.
*
Tıp, insan sağlığının sürdürülmesi ya da bozulan sağlığın yeniden düzeltilmesi için uğraşan, hastalıklara tanı koyan, hastalıkları tedavi eden ve hastalık ile yaralanmalardan korumaya yönelik çalışmalarda bulunan birçok alt daldan oluşan bilimsel disiplinlerin adıdır. Eski tabirleriyle tabiplik, hekimlik, şimdiki tabirleriyle doktorluk insanı doğru şekilde anlayarak, bedensel ve zihinsel açıdan iyileştirmeyi hedefleyen meslek koludur.
Tıbbın ilk insanla başlamış olması doğaldır, ama literatürde genel kabul görmüş ilk tıpçı Asklepios’tur. Yunan mitolojisinde Homerosun İlyadasında kendisinden bahsedilmiştir. Önce Zeusun, gazabı sonucu yıldırımla çarpıp öldürdüğü Asklepios yine aynı Zeus tarafından daha sonra tıp tanrısı ilan edilmiştir. Tıp amblemindeki yılan figürü de Asklepios ve asasıyla anılmaktadır. Asklepios kelimesinin Yunanca Askalabos sözcüğünden türediği söylenir, bu ise yılan anlamına gelmektedir. Asklepios’un şifa verici gücünü yılandan aldığına inanılmıştır.
Mitoloji haricinde yaşadığı bilinen ve tüm dünyada tanınan en eski tıpçı ise, tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat ır. Milattan önce 5. yüzyılda bugünkü Bodrumun karşı kıyısındaki Kos adasında doğan Hipokratın tıbba ve felsefeye katkıları hala saygıyla anılmaktadır ve bu sebeple birçok ülkede hekimler mezun olurken Hipokrat Yemini adı altında meslek yemini ederler.
Kendisi de doktor olan babası tarafından yetiştirilen Hipokrat kendi çağında mesleğiyle ülkesinde ün kazanmış ve öğrencilere eğitim vermiştir. Hipokrat daha o çağlarda batıl inançlar, büyü ve diğer şifa yöntemlerini eleştirmiş ve tıbbı bir bilim dalı olarak kabul edip temel ilkelerini belirlemiştir. Ona göre tıbbın ilk kuralı Primum Nil Nocere ( öncelikle,zarar vermeme ) ilkesidir. Hipokrat tıbba felsefi bir yaklaşım getirmiş, insan vücudunu bir bütün olarak ele almıştır, bir bakıma bugün tıptaki biyopsikososyal görüşün de öncülüğünü yapmıştır diyebiliriz. Hipokrat ayrıca siyanotik kalp hastalığı ve akciğer kanseri gibi bazı hastalıkları ilk kez tanımlamıştır.
O zamandan günümüze tıp farklı topluluklarda değişik aşamalardan geçmiş, doğru ya da yanlış birçok uygulamaya şahit olmuştur. Bazen yavaş, bazen hızlı, basamak basamak gelişen tıpta bugün hastaya biyopsikososyal yaklaşım ve tedavide kanıta dayalı akım hakimdir. Özellikle meta-analizler ve rastgele kontrollü deneyler modern tıbbın temelini oluşturmaktadır.
Tıp bütün ülkelerin en önemli hedefleri olan sosyal ve ekonomik gelişmişliğin en önemli göstergelerinden birisidir. Varoluş sebebi insan olan, özünde yardım ve iyilik bulunan, bilimsel başarılarıyla uygarlık için yeni ufuklar açan, dünyanın en eski ve en saygın mesleklerinden biri olan, gerek içindekiler gerekse dışındakiler tarafından zaman zaman para, istismar, politika, çıkar aracı olarak kullanılan tıpa tıp gözüyle bakılması dileğiyle...
Sağlıcakla kalın...
Dr.Emin Ali Tütüncü
14.03.2010 - Kemer
|
|