Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
AYI GOGO okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
AYI GOGO |
| Kategori |
: |
Hikaye |
| Ekleyen |
: |
gbest |
| Eklenme Tarihi |
: |
08.03.2010 |
| Okunma Sayýsý |
: |
215 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
AYI GOGO
Maçın bitimine 30 saniye kalmıştı. Koç molayı aldı. Skorda eşitlik vardı. Yetişkin seyirciler sabırsızlık ve heyecan içinde molanın bitmesini beklerken, babalarıyla bir şeyler paylaşmak için maça gelen çocuklar için asıl gösteri şimdi başlıyordu. Ayı Gogo sırtında bir çuval oyuncakla arkasından alevler saçan patenler üzerinde sahaya daldı. Salonda bir alkış tufanı koptu. Gogo tribünleri teker teker dolaşarak çuvalındaki oyuncakları çocuklara dağıttı. Molanın bittiğine bildiren düdüğü duyunca da yine alkışlarla salondan çıktı. Maç bitip seyirciler dağıldığında o küçük odasında tek başına oturuyordu. Gösteriye çıkmadan önce karşısında hazırlıklarını yaptığı boy aynasında kendine uzun uzun baktı. Parlak kahverengi tüyleri, yuvarlak kulakları, halka takılmış siyah, düğme burnuyla çok sevimli görünüyordu. İlk günlerde bu ayı kostümü onu bayağı sıkmıştı. Sentetik kostüm terletiyor ve kaşındırıyordu. Zamanla bunlara alıştı. Şimdi kostümü neredeyse kendi derisi gibi olmuştu. Onu giydiği zaman Hakan olmaktan çıkıyor tamamen Ayı Gogo’nun kişiliğine bürünüyordu. Kostümü ayaklarına geçirip yukarı çekerken soğuktan donmuş bir insanın makaralı bir sistemle sıcak havuza yavaşça indirilirken hissettiği rahatlamaya benzer bir ruh haline bürünüyordu. Ayak parmaklarından başlayan tatlı bir karıncalanma kostümü boynuna kadar giydiğinde tüm vücuduna egemen oluyordu. Kostümün başlığını takınca bedensel rahatlama ruhuna da yansıyordu. Çünkü o artık çocukların sevgilisi, insanları eğlendiren, coşturan Ayı Gogo oluyordu. Çünkü bütün gün peşinden ayrılmayan cehennemden kaçmış hayaletlerin erişemediği tek yer o ayı kostümünün içiydi. Bir süre öylece hareketsiz bekledi. Kostümünün başlığını çıkardı. Zırhını kaybetmiş, korumasız kalmıştı. Yaklaşmakta olan şiddetli baş ağrısını önceden fark eden bir migren hastasının ilaç araması gibi viski şişesini aramaya başladı. Neyse ki dolabında sakladığı dolu şişe yerli yerindeydi. Aç bir bebeğin biberona sarılması gibi şişeyi sıkıca kavrayıp kafasına dikti, soluk bile almadan neredeyse yarısına kadar içti. Niyeti hayaletler başına üşüşüp, yakıtının kendisi olduğu bir ateşin etrafında merhametsiz danslarına başlamadan önce çarçabuk sarhoş olmaktı. Biraz başı dönmeye başlayınca oturdu, bardağını çıkardı ve bu sefer ağır ağır içmeye devam etti. Aynanın kenarına iliştirilmiş bir fotoğrafa sanki ilk defa görmüşte sırrını çözmeye çalışıyormuş gibi dikkatlice baktı. İnce dudaklarının kenarına acıklı bir hikâye anlatmaya başlamak üzere olanlara özgü bir gülümseme yapıştırdı. Oysa yanında onu dinleyecek kimse yoktu. Bu yüzden fotoğraftan yola çıkarak Hakan’ın öyküsünü size ben anlatmaya çalışacağım: ‘Fotoğraf basketbol oynadığı zamanlardan kalmaydı. Kazandıkları bir maçtan sonra gazetede çıkmıştı. Orada görünen takım arkadaşlarından çoğu ünlü olmuş, milli takıma kadar yükselmişlerdi. O yıllarda Hakan'ın da çok parlak bir kariyeri olacağı söyleniyordu. Parkelerin genç yeteneği özel hayatında da çok hızlıydı. Birçok kadınla beraber oluyordu. O kadınlardan biri de şimdiki karısı Nermin'di. Yalnız Nermin’in diğerlerinden bir farkı vardı. Kısa süreli bir ilişki sonucunda hamile kalmıştı. Nermin çocuğu doğurmakta diretince daha kariyerinin başında böyle bir skandalla gündeme gelmek istemeyen Hakan istemeden nikâh masasına oturdu. Evlendiler evlenmesine ama Hakan’ın hayatında pek bir değişiklik olmadı. Eski hızlı yaşamı devam ediyor, gecelerde değişik kadınlarla görünüyor, evine nadiren uğruyordu. Bu şekilde davranmasında hamileliğini şantaj unsuru olarak kullanıp onu evlenmek zorunda bırakan Nermin’e olan kızgınlığının da rolü vardı. Bebeklerinin doğumu da bir şeyi değiştirmedi. O yine bildiği gibi yaşamaya devam etti, ta ki bebeklerinin ölümüne kadar. Hakan’ın evde olmadığı bir zamanda ateşlenip nöbet geçiren bebekleri daha 8 aylıkken hayata veda etti. Hakan’ın, bebeğin ölümünden ancak 2 gün sonra haberi oldu. Doğal olarak büyük bir vicdan azabı duydu. Nermin’de olanlardan onu sorumlu tutuyordu. Hakan isterse boşanabileceklerini söylese de Nermin evli kalmayı ve her günü Hakan’dan intikam alarak geçirmeyi seçti. Felaketler ardı ardına geliyordu. Hakan bu arada ağır bir sakatlık geçirdi. Bu sakatlığın ona verilen bir ceza olduğunu düşünüyordu. Tekrar oynayabilmek için hiçbir çaba göstermedi ve sonunda basketboldan koptu. Bir yandan karısının bitmek tükenmek bilmeyen suçlamaları, bir yandan çok sevdiği basketbolu bırakmak zorunda kalması ve bunun sonucunda baş gösteren maddi sıkıntılar onu alkolün kollarına itti. Alkol dolu bir kuyunun dibinde boğulmak üzereyken eski bir arkadaşının teklifi can simidi oldu. Bir basketbol takımı seyircilerini eğlendirmek için maskot arıyordu. Takımın genel menajeri Hakan’ın arkadaşıydı ve bu iş için onu düşünmüştü. İlk başlarda olaya sıcak bakmayan Hakan sonunda ikna oldu. Amerika’da 1 ay eğitim aldı. Orada gördüğü bir çizgi filmden esinlenerek Ayı Gogo karakterini yarattı. Türkiye’ye dönünce bir kostüm diktirdi ve gösterilerine başladı. Bir süre sonra Ayı Gogo onun kurtuluşu oldu. Bu sevimli ayı sayesinde hem faturalarını ödedi, hem de o karaktere bürününce bütün dertlerinden geçici de olsa kurtuldu.’ Benim anlatacaklarım bu kadar. Şimdi tekrar Hakan’ın küçük odasına dönelim.
Hakan yeterince sarhoş olduğuna hükmedince sendeleyerek doğruldu. Bir süre dengesini bulmak ve eve nasıl döneceğini düşünmek üzere öylece ayakta durdu. Beklediği komutu almış bir robot gibi birden harekete geçti. Odadan ayrılmadan önce son bir kez dolabını açtı ve ayı kostümünün yumuşak kahverengi tüylerini sanki tüylerden vücuduna bir şey sirayet edecekmiş gibi şefkatle okşadı. Gogo’ya ‘iyi geceler’ diledikten sonra evine ulaşmak için küçük ve yavaş adımlarla yola çıktı. Eve vardığında karısı uyumuştu. Yatak odasına hiç uğramadan sessizce salona seğirtti ve kanepede derin bir uykuya daldı. Sabah alaycı ve öfkeli bir ses onu uyandırdı. Uyku sersemliğiyle seste hangi duygunun daha ağır bastığını çözemedi. Sesin sahibi karısıydı. ‘Utan, utan. Birisi seni bu kostümün içinde sarhoş görse işten kovulurdun. Rezalete bak. Çocukların kahramanı Ayı Gogo sarhoş.’ Gözlerini ovuşturarak yavaşça yerinden doğrulan Hakan mırıldandı. ‘Neden bahsediyorsun sen? Üzerimde kostümüm yok ki’ . Yüzünü yıkamak için banyoya doğru yöneldi. Banyoda aynaya baktığında karısının haklı olduğunu, Ayı Gogo kostümünün hala üzerinde olduğunu hayretle fark etti. Başlığı çıkarmaya çalıştığında sanki kendi kafasını çekiştiriyormuş gibi hissetti. Kulaklarını oynatmak, dilini çıkarmak, gözlerini kapatmak gibi normalde kostümün içinden yapamadığı hareketleri rahatlıkla yapabildiğini görünce şaşkınlığı iyice arttı. Yüzüne bir avuç su çarptı. Kafasında başlık olduğu halde suyun soğukluğu iliklerine kadar işledi. Gördüklerine ve duyularıyla algıladıklarına inanmakta güçlük çekiyordu. Sol pençesindeki bir tutam tüyü kopardığı zaman duyduğu acıyla tiz bir çığlık attı. Karısı telaşla banyonun kapısını açmaya çalışırken garip gerçeğin buz gibi yüzüyle baş başa birkaç saniye geçirdi. İlk şoku atlattıktan sonra sevimli ayının yüzünde koskocaman bir gülümseme belirdi. Değişim tamamlanmış, sonunda o artık Ayı Gogo olmuştu.
Övünç DÜZGÜNÇINAR
|
|
|
 |
AYI GOGO Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
AYI GOGO Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|