-Bunca yıldan sonra nasıl gidebilirsin arkanı dönüp ? Ben bunu hak edecek ne yaptım sevgilim, her insanın bir kez hata yapma hakkı yok mudur ?! Bir anda terk edilen fiziken zayıf ama gururlu görünen adam, işte böyle seslendi sevgilisinin peşinden.Canı çok yanmıştı. Bir babasının ölümü canını bu denli yakmıştı, bir de sevgilisinden duyduğu “Gidiyorum, sen zaten beni hiç hak etmemiştin ki” sözleri. Yıllardır birlikte olduğu sevgilisinin bir anda ellerinin arasından süzülüp gitmesini hazmedemiyordu…
O günden sonra bir daha kendine gelemedi. Zaten içine kapanık bir adamdı, yaşadığı derin üzüntüden sonra bir başkasıyla konuşurken görmedi onu kimse. Her şeyden korkar olmuştu. Her gün deniz kenarına gidip uzun yürüyüşler yaptı. İçinde, anlamlandıramadığı bir huzursuzluk vardı. Sebebini bilmediği halde bir vicdan azabı çekiyordu.
Aylar geçtikçe daha çok çöküyor, hayattan ve çevreden biraz daha uzaklaşıyordu. İçindeki tedirginlik, sebebini belli etmeye başlamıştı. Her ne kadar inkar etse de, sürekli sevgilisini düşünüyordu. Her gün düşünmeye başladı : “Ya haklıysa, ya onu gerçekten hak etmediysem” ? Düşündükçe daha derin acılar yaşamaya başladı. Aklını boşaltmak için satın aldığı korsan filmleri bile izleyemez oldu. Bilgisayara takıyordu , film ekranda oynuyordu. Ama o sadece boş boş bakıyordu. Günün her anında sevgilisini düşünmeye devam ediyordu ve tekrarlıyordu : “Ya haklıysa… “
Dünyalar güzeliydi genç kız. Eşi benzeri olamayacak kadar güzeldi. Heyecanlıydı, dinamikti. Çevresindeki herkes ona hayrandı, ama onun gözü sadece sevgilisini görüyordu. İstemediği halde ondan ayrılmak zorunda kalmıştı. Halbuki etle tırnak gibiydi ikisi. Sevgilisi,ona kanını vermek için hazırdı ; o da sevgilisine can vermek için… Çok mutsuzdu, aradan geçen birkaç ay, ona ağır gelmişti. Yüzündeki gül bahçeleri solmuştu. Karşıdan bakınca insanın içini ürperten deniz mavisi gözleri eskisi gibi parlak değildi. Sanki o denizlerde büyük fırtınalar yaşanmış, çalkantıdan dolayı bulanıklaşmıştı. Başını kara bulutlar kaplamış dağlar gibi yorgun ve üzgündü. “Biliyorum” dedi. “Beni seviyordu”… Ama bu, büyük sevdanın bitmesine engel olamamıştı. Aşk için sadece sevgi yeterli değildi…
Güzeller güzeli kız haklıydı aslında. Defalarca uyarmıştı onu dolaylı yollarla. Bir gün ayrılmak zorunda kalacaklarını hissediyordu. Çoğu zaman bunu ona hissettirmeye çalıştı. Ama zamanının bıçkın delikanlısı çok hovardaydı. Yarınını hiç düşünmeden yaşıyordu, sevgilisinin gönlünü hoş tutuyordu genelde ; kendisine de güveni tamdı. Çok asil bir aileden geliyordu soyu. Güçlüydü, namı vardı. Mahalledeki en cesur, en korkulan kişi de oydu. Bu gücünden midir, cesaretinden midir bilinmez; her konuda çok rahat davranıyordu. Biraz da saftı sanki. Herkesin her dediğine çok çabuk inanır, sorgusuz sualsiz alevlenirdi. Böyle zamanlarda gözlerine perde inerdi. Sevgilisine sahip olmak isteyecek bir sürü adam vardı, ama onların farkına bile varamazdı. Bu konuda şansı da pek yaver gitmemişti aslında. Babası hayattayken pek dinlemedi onu. Babası aniden öldü gitti. Başında, onu yetiştirecek biri kalmamıştı. Zamanında babasını yeterince dinleyemeyişinin acısını çekecekti ileride.
Etrafındaki çıkarcıların farkında değildi. Kendisine yakın davranıp sırtından geçinen çok kişi oldu. Güzel sevgilisi onu uyarmaya çalıştı, ama dinletemedi. Dost zannettiği insanlar kuyusunu kazıyordu, ama o hala ayakta uyuyordu. Mahallenin bıçkın delikanlısı asla kulak vermedi sevgilisine ve işe, olan olmuştu. Artık hayatında değildi…
Zamanında yaptığı hataların bedelini en ağır şekilde ödüyordu ve en büyük acıyı, sevgilisinin yanında eski dostlarından birini görerek yaşamıştı. “Gidip o herifi geberteceğim” dedi., ama yapamadı. Eski gücü yoktu artık. Dost görünüp malını mülkünü, hatta sevgilisini elinden alan adam ondan çok daha güçlüydü.
“Bu acıyı çekmektense ölmeyi yeğlerim” diyecek hale gelmişti sonunda. Yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı ve onun için tek çare ölümdü. Zaten arkasından ağlayacak bir dostu falan da kalmamıştı. Yaşadıklarından sonra, dostluğa olan inancı da bitmişti. Yoldan geçen ilk taksiye bindi, gideceği yeri tarif etti. Taksiciye parasını verip indi araçtan, ama taksici gitmedi. Şüphelenmişti bu gözleri nemli adamdan. O hiç aldırış etmedi, sigarasını yaktı. Hiçbir şey olmayacak gibi “Hadi hayırlı işler usta, işin rast gitsin. Benim de birader gelecek şimdi, yeğene uçurtma yaptık, onu uçuracağız”. Taksici gülümsedi, iyi eğlenceler deyip uzaklaştı arabasıyla.
Genç adam son kez baktı etrafına, yüksek bir yerden bıraktı kendini. Aşağıdaki kayalıklara çarpıp paramparça oluncaya kadar aklındaki tek şey sevgilisiydi. Ama son pişmanlık yine işe yaramamıştı…
Gözlerini açtı, etrafında tanımadığı insanlar vardı. “Hoş geldin” dediler. “Anlat bakalım, niye böyle bir şey yaptın” ?
“Se se sevgilim”… Dedi kekeleyerek.Nerede olduğunu tam olarak algılayamadı, şaşkındı.
-Demek sevgilin… Çok mu seviyordun onu ?
“Evet, ama onu kaybettim. Kendi hatamdı, dayanamadım acısına”.
-Bu kadar aşık olduysan çok güzelmiş o zaman. Adı neydi ?
Bir süre konuşamadı, sonra beyaz parlak yolda ilerlerken kısık sesle, ağlamaklı şekilde söyledi sevgilisinin adını : “Türkiye”. |
|