ALTIN VURUŞ
Biliyordum, yine aynı sesler gelecekti zincirlere vurulmuş saklılarımdan…
Belliydi her şey, ezelden beri olduğu gibi…
Yine fısıldadı dipsiz yalnızlığımı hayat yüzüme…
Biliyorum ki…:))
Dedim ya hayat…
Çok şey biliyorum, senden de çok bazen…
Ama susuyorum…
Bana yakışanı yapıyorum…
Sığmazsa yine bana verilenler, evirip çevirip yutuyorum, kabulleniyorum, oturtuyorum yine yerine, tam uymasa da parçalar…
Olmuyor, yapbozum tamamına eremiyor…
Hep bir parça eksik, olanlar da oranın değil aslında…
Yapay kalıyor her şey bazen, kusasım geliyor tüm atomlarımı …
Yine geldi değiştirme zamanı, uymayanları kılıflayıp kendime yutturma vaktidir…
Biliyorum…
Acımasız sanıyorsun kendini hayat…
Ama ben biliyorum her bir manasını bu derin yalnızlığımın…
Evirip çevirip seviyorum en sonunda böyle olmayı…
Seviyorum ben sadece ”ben”le olmayı…
Umut yok biliyorum, benim gibi birine dair…
Olmasın, dokunmaz bana, alıştım…
Bundan sonrası yapay gelir bence…
Ben değişirken her bir uymayan parça için…
Arananların yeri değişti bile…
Gelseler de yeri yok artık…
Varsın gelmesinler, varsın anlamasınlar, dokunmaz bana, alıştım…
Dokunmasın bana hiç kimse, uzak dursunlar, alıştım…
Yeni hayallere de yerim yok, onların kırıklarına da sargılarım, buram buram umuda bulanmış…
Yoruldum…
Sıkıldım artık bu mide bulandırıcı pembeliklerden…
Varsın kara gelsin size, ben değiştiririm yine kafama göre, her şeyi değiştirdiğim gibi…
Gökkuşakları çıkarırım da haberiniz olmaz o karalarımdan…
Sevmem ben zaten güneşleri…
Kendini güneş sananları…
Ben batanları sevmem…
An bitince batanları da…
Ruhuma batanları da…
Yine, yeniden, ben…
Yalnız “ben” varım bu oyunda…
Ve hep öyle olmak zorunda…
Anlaşılmazlığımın keskin kokusu, hoş geldin...:) :) :) |
|