Gecenin bir yarısında, yapayalnız, soğuk odada masada oturuyorum. Artık dökülüp saçılacak kadar dolmuş bir kül tablası, yarım fincan buz gibi kahve, bir çift iş eldiveni, bir toz bezi, bir saat ve birkaç parça kağıt para masa üzerine gelişigüzel serpiştirilmiş.ara ara alt kattan babamın çatal çutal öksürük sesleri ve uzaklardaki sokak köpeklerinin havlamaları olmasa, çıt yok diyeceğim. Öksürük sesleri ve köpek hvlamaları kesildiğinde, insanı çok çabuk saran ve kolayca bırakmayan, durgun berraklığı ile bir huzur girdabı yutuyor beni. Sessizlik hiçbir şeyin delemeyeceği kadar katı ve huzur en koyu Balıkesir Ovası sisinden daha yoğun. Her yer öyle sessiz ki, yüz metre ötedeki ahırda iki adım atan keçileri bile duyabiliyorum.
Uyuştum! Kafatasımın sarmaladığı beyin artık çalışmıyor. O'da uyuştu, sessizlik ve huzurla sarhoş, düşünmüyor. Yavaş yavaş göz kapaklarım ağırlaşıyor, ağırlaşıyor... Kapanıyorlar gözlerim. |
|