Ben vazgeçmeyeceğim; vazgeçilmez olacağım yeter artık bu yüreğin yandığı, yeter artık sürülmüşlük, yeter artık kardelen gibi karda açıp baharı görmeden gitmeye…
Önümde iki zorlu engel. Bunlar engel değil de en büyüğü daha sonra… En zoru, en aşılmaz olanı doğru insanı bulabilmek. Yüreğim yangın yeri, koca bir kara delik. Duygusallığın, iyimserliğin, merhametin yoğun olduğu bu yüreğe aynı özelliklere sahip bir yürek bulabilmek. Keşke, keşke dememek, keşkeleri yaşamamak lazım. Bu kahrolası hayatta…
Sezen Aksu’nun dediği gibi her şey mal-mülk, her şey para-pul… iyi bir yüreği taşımak, onu daha iyiye götürebilmek meğer ne zormuş. Cahil toplumun, kapalı; dar görüşlü insanların olduğu her şeyin meta olduğu, köhne fikirlerin yoğun olduğu toplumda yaşamak ne zor imiş.
Karşılıklı duygusal çatışmanın, oyunların, saçma sapan kaçan kovalanır hesaplarının yapıldığı ve gerçek güzelliklerin, gerçek hazların hep geriye atıldığı, hep görmezden gelindiği mutluluk parodisine aşk deniyor. Bu skeçte maskeler giyiliyor, kılıçlar çekiliyor, iki inatçı keçi misali kimin daha üstün olduğu ortaya konuyor. Bu savaşı kazanan diğerini egale ediyor, kaybedenin yüreğinde yaşadığı o güzelim dünya yerlebir oluyor. Ne acı değil mi?
Savaşı kaybeden hiroşimaya atılan atomun etkisi gibi o verimli o sevgiye aç, o güzelim yürekte bir daha sevgi tohumları yeşermiyor. Yerine savaşın bitmediği nefretin kol gezdiği dünya gibi; yakılan yürek, tükenen kalp aynı nefretin, kinin, kana susamışlığın kol gezdiği karındeşen jack misali can almaya başlıyor.
Bu benim yüreğimde yaşadıklarım. Tabi ki de her aşk benim ki gibi son bulmuyor. Tek kelimeyle mükemmel sevdaların, dayanılmaz hazların yaşandığı aşklar da mevcut. Vazgeçilen analar, babalar, paralar, mallar… Seçmenin ve seçilmenin hür iradenin baskın olduğu, her şeye üstün geldiği sevdalar büyük ve kutsaldır. Yaşananlar ve yaşanacaklar büyük üstadın şekillendirdiği muazzam bir eser oluyor. Şükür ben bunları görmedim. Görmeyeceğim diyemiyorum. Bir gün diyorum ve o bir günü sabırsızlıkla bekliyorum.
|
|