Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Tamzara'dan İnsan manzaraları 1 KISIKLIİSMAİL okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
Tamzara'dan İnsan manzaraları 1 KISIKLIİSMAİL |
| Kategori |
: |
Hikaye |
| Ekleyen |
: |
mehmet |
| Eklenme Tarihi |
: |
25.10.2009 |
| Okunma Sayýsý |
: |
377 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
KISIKLI İSMAİL
Şebinkarahisar’ı Giresun’a bağlayan yol Tamzara’yı geçince derin bir kanyona girer. Granit kayaların çevrelediği dik yamaçlar sanki aşağıdan bakınca birbirine gittikçe yanaşan devasa ve doyumsuz doğa harikasıdır.
Derenin yaz aylarında azalan suyunun bile cilalanmış gibi parlayan taşlardan akışının uğultusunun, kanyonda ki yankısıyla ürperten ses
Yumağına dönüşür. Bir arabanın zor sığdığı peş peşe gelen tahta köprülerle derenin bir sağına bir soluna gecen, insan gücüyle yapılan kıvrımlı yol, geçişin imkânsız olduğu yerde elle oyulmuş bir arabanın zor sığacağı küçük bir tünelle tamamlamış, adı “delikli taş” olan bu el emeği eser tüm vadiye ad olmuştur. Geçmişe ve emeğe saygısı olmayanlarca yakın zamanda dinamitlenerek sanki geçmişten intikam alınmıştır.
Delikli taşın güney yamacıyla toprak bir tepe arasında kalan sulak, meyvelik ve sık ağaçlarla kaplı gökyüzünün bile zor göründüğü yer işte Kısık; Kısıklı Recebin oğlu da haliyle Kısıklı İsmail. Tamzara parkında ki çamın dibinden veya kahvenin kuytu bir köşesinden hafiften söylenen bir uzun hava ya da yanık bir ezgi duyarsanız. İşte o sesin geldiği yere bakın! Bacak bacak üstüne atmış, kasketi dizinde, seyrekleşen ince saçlarını eliyle düzeltirken:
Kızamık dalından gazel olur mu?
Yârini sevmeyen güzel olur mu?
O yar beni sevmiş ben de o yâri
Dizeleri sıralanırken arada bir tik olan kesik öksürüğü, sanki dinleyenlere devamı gelecek der gibi bir hava yaratır. Orta yaş ile kemale erme arasında bocalayan yüreğine uyum sağlayamayan iri ve ağır gövdesi tezat oluşturmakta. Yılardır ağırlığını taşımaktan yorulan ayakları -Artık bende iş kalmadı otur işte çamın gölgesinde önünde de buz gibi Yedi pınar suyu ekmek nasıl olsa fırın kurusu. Der gibi isyan etmektedir.
1950 yıllar Tamzara ilkokulunun ele avuca sığmaz yaramazı ya da beklide adı çıkmış dokuza inmez sekize misali. Çarşı boğazında pineklerken arkadaşı Halil’in Nihat eliyle çağırıyor. Doğrulup kalkıyor birlikte Çukur bahçeye yöneliyorlar. Hayrat bahçedeki dutun dalını gösteriyor. Halil. O da ne! İple asılı bir köpek ölüsü. Kafasın da hemen bir hinlik geçiyor. Tepedeki ısız toprak damlı ev Japon Ahmet’in, köpeği dama çıkarırlarsa bacadan aşağıya atarlar. Maksat başkalarının korkutmak değil mi? Patika yolda ilerlerken ev sahibiyle karşılaşırlar. Telaşla yere attıkları köpeğin önüne oturup, ceketleriyle üzerini kapatırlar. Japon Ahmet uyanık adam onların hayra dolaşmadığını bilir ve evinin etrafından kovar. Çaresiz yeri döner maden suyunun tepeye çıkarlar. Köpekten kurtulmaları gerekmektedir. Başmuallim Hasan Beyin bahçesine geçer, iple köpeği ceviz ağacının dalına asarlar. Döner giderler. Ertesi gün Pazar ve okul tatil. Başmuallimin damadı Menteş Bey de İlkokulda öğretmen ve bahçeyi dolaşmaya gider. Çok şık giyimli oldukça uzun boylu Menteş Bey başına geçirdiği fötr şapkasıyla bahçede birkaç tur atar, gelir ceviz ağacının dibine oturur. Cebinden özenle çıkardığı yenice paketinden bir sigara çıkarır yakar. Keyfine diyecek yoktur. Hafif esen rüzgâr şiddetlenmeye başlar. Rüzgârda sallanan köpek ölüsünün bağlı olduğu ip dayanamaz kopar.
Eyvah! Köpek bütün ağırlığıyla Menteş Beyin tepesine düşer. Neye uğradığının şaşıran öğretmen kendisini bahçeden dışarı atmak ister. Ama nafile iğde dikenleriyle çevrili çite gelince kapaklanır ve düşer. Eli yüzü kan içinde kalan öğretmen kendine gelince kafasına düşenin sırrını çözer. Öğretmen için köpeği oraya kimin astığını bilmek çok kolay, tabii ki Kısıklı İsmail. Pazartesi günü okula korkarak giden İsmail uzaktan yara bere içinde Menteş Beyi görünce : -- Tamam hapı yuttuk, İsmail şimdi ölümlerden ölüm beğen. Der. Kendi kendine. O da ne önünden geçerken yüzüne baktığı Menteş Bey o nu görmez, sevinir. Aniden geri dönen öğretmenle göz göze gelirler. Sonu malum kendisi köpek ölüsünden beter olur. Devamı da evde Kısıklı Recepten.
Sulu sokakta kendilerine iş ararken, hızla bir sincabın ağaca tırmandığını görürler. Küpeli Ahmet’in Rasim küçük vücuduyla çok çevik ve İnatçı, sincabın peşinden hemen ağaca tırmanır. Sincabın gidebileceği en uç noktaya ulaşır. Zavallı hayvan kendini aşağı atmakta bulur, kurtuluşu. Hayır olamaz! Kısıklı İsmail dalın altında ellerini havaya açmış sincabı beklemekte can havliyle İsmail’in parmağına dişlerini geçiren hayvandan kurtulma sırası ondadır artık Ortaokul yılları gelir yeni uğraş bulmuştur ikili; horoz dövüşü. Koltuklarının altına aldıkları kocaman, ibikleri kesilip kendilerine yedirilmiş, horozlar kapı kapı dolaştırılıp müsabaka yaptırır olmuşlar. Ama herkes İllallah demiş ve bıkmışlar bu işten. Bir akşam aşağı mahallede dövüş yeri ararken Muharrem dayının hanımı Ayşe ablanın komşuya gittiğini görürler. Hemen kapıyı tıklatırlar. Kapıyı aralayan evin büyük oğlu Hüseyin karşında gördüklerinden hiç memnun olmaz. Ama çaresizdir, iki horozuyla kapıya dayanan dişli kişiler, elindeki gaz lambasını yer evine tutar, tüm ailenin yatakları yere serilmiş, adım atmaya bile yer yok. Kısıklı kafasına koymuş bir kere elindeki horozu birden yatakların üstüne fırlattı. Rasim’de peşinden. Kapışan horozlar yarım saat içinde kan içinde kalırlar evde kan olmadık ne yatak kalır, nede yatacak bir yer.
Atmışlı yıllar, Yeşilçam tüm mehabetiyle sinema sektörüne film üretmekte kasabadaki Habib Aslanın sineması akşam ailelere, gündüzde üç gün öğrencilere film izletmektedir. Her yeni yetmenin gönlünde bir jön yatmakta ya kendisin ona benzetmekte ya da kendisinde ona benzeyecek kırıntılar aramaktadır. İdeal insan; bikini mayolu kızlarla havuz başlarında viski yudumlayan, kötü insanları bir vuruşta yere seren sert bakışlı, mert, fakirinin ve kimsesizin yanında olan Ayhan Işık’lar Cüneyt Arkınlar veya benzerleri. Kimse Ahmet Tarık Tekçe veya Kenan Pars olmak istemiyor. İsmail durur mu en hızlı Cüneyt Arkın benzeri beklide daha iyisi. Atını onun gibi delice süren, atın üstünden koşarken atlayan, tekrar hızla koşan ata binen, yerine göre Nuri Sesi güzel’den bile daha yanık türkü söyleyen tığ gibi bir delikanlıdır, artık Kısıklı İsmail.
Kendi Yeşilçam’a gidemeyince kendine doğada bir stüdyo kurmuş mücadele azmini hiç kaybetmemiştir. Yerine göre dövene iyi gitmeyen atının dudağını ısırmış, kurdun ayının hışmından korunsun, diğer köpeklere rezil olmasın diye demir dikenli tasmalı köpeğinin uzun korunmasız kulaklarını Memişağılının ahır kapısına sıkıştırarak kesmiştir. Şehirde her Salı günü kale dibinde kurulan mal pazarının değişmez müdavimi olmuş nerdeyse onsuz mal pazarı boş gibi kalırdı. Artık,
At alır aynı gün satar bakarsın tekrar alır, ölçüsü o anki hissiyatıdır. Yanına yaklaşan bir köylü –İsmail ağabey bir katırım var, paraya da ihtiyacım var yüz lira verirsen sana satarım. Der. Tamam, işlem bitmiş katırı pazarın köşesine bağlamışken Şamlı oğlu Uzun Hasan kocaman vücuduyla elinde kamçısıyla belirdi. Selam verip katıra doğru yöneldi.
— Kimin bu katır. Diye seslendi. Çömeldiği yerden doğrulan İsmail – Benim hasan ağabey, istesen sana satarım. Dedi. Uzun Hasan hemen elini uzattı, gök gürültüsüne benzer bir sesle –İste. Dedi. İsmail alçak Sesle –beş yüz ağabey. Der demez elini cüzdanına atan Uzun Hasan beş yüz kaymayı İsmail! İn eline saydı. Helalleştiler, katırı alıp Nalbant İsmail’in hanına gittiler. Karınları da acıkmıştı, doğru Aşçı Nuri’nin Lokantasına gidip karınlarını tıka basa doyurdular. İsmail para kazandığı için Uzun Hasanda ucuza katır aldığı için çok keyifliler. Doğrudan hana gittiler. Nalbantta katırın nallarını yeniletirken, şapkasını kafasının yanına yatırmış külhanbeyi gibi konuşan biri yaklaştı. Hal hatır sormadan –Katır kimin hemen beş bin veririm. Dedi. Adamın yüzüne bile bakmadan Uzun Hasan ---Katır saltık değil. Diye gürledi. Aradan beş gün geçmemişti ki atıyla hışımla Tamzara’ya gelen Uzun Hasan hayvanı ağaca bağlayıp, kahveye girdi. Kimseye selam vermeden kimsenin olmadığı dip masalardan birine oturdu. Havadan hiç hoşnut olmayan Kısıklı İsmail ortamı şöyle bir yokladıktan sonra, ğitti Uzun Hasanın masasına oturdu. ----Hasan ağabey hayırdır, bir şey mi oldu. Der demez.
Uzun Hasan tüm hiddetiyle İsmail’e döndü, sağ elini tuttu. Olanca gücüyle kükredi.--- Pazarlığı bu elinle mi yaptın? Demesiyle İsmail’in eline bir tükürük attı. ---Beş bin kaymaya satmadığım katır ahırda öldü, senin uğursuz elin kahrolsun. Diyerek Hızla kahveden uzaklaştı.
Günler günleri yıllar yıları kovaladı. Tamzara’da her gecen yıl insan manzaraları değişmekteyken Kısıklı İsmail artık yeni macera üreten değil ürettikleriyle yaşayan anılarını bilenlerle paylaşan biri olarak kâh dınğıllı da kâh mazin mahallesinde yanık türkülerine devam etmektedir.
Geçmişten geleceğe bilenden bilmeyene unutulmasın diye mazi sizlere bir nebzede yaşatabilmişsem güzel yöremin güzel insanlarının anılarını ve sizlerde okumuşsanız eğer inanın benim için dünyalara değer.
24. Ekim 2009 Ankara
Mehmet KÜTÜKÇÜ
|
|
|
 |
Tamzara'dan İnsan manzaraları 1 KISIKLIİSMAİL Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
Tamzara'dan İnsan manzaraları 1 KISIKLIİSMAİL Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|