Çocuklarım,
Ben yaşlı olduğumu biliyorum. Bunu; sık sık bana hatırlatmanıza gerek yok.Biliyorum, kabul ettim yaşlılığımı.Daha fazla el ayak altında dolaşma cümlesiyle yüz göz olmamak için,evin en tenha yerlerini tercih ediyorum otururken..Daha ne yapayım.
Bir zamanlar sultanı olduğum evime sığıntı gibi yaşar oldum.Her zaman baş köşesine kurulan ben, şimdi gördüğünüz gibi dış kapıya yakın yerinde zor yer bulabiliyorum kendime.
Yıllarımı geçirdiğim evime sığamaz, sığdırılamaz oldum.
Odalara siz tek tek yerleşince bana kala kala çamaşır odası kaldı yatmam için.Ben buraya nasıl sığarım dememe kalmadan taşıdınız beni bu küçücük odaya.Olsun.Size göre orası bile çok bana.
Kulaklarım iyi işitmiyor diye her aklınıza geleni konuşuyorsunuz ya hakkımda.Aslında duyuyorum be yavrularım.Duyduklarımı size ve kendime yakıştıramadığım için duymazdan geliyorum.Anlamazdan geliyorum.
Başkalarını örnek vererek.neler neler ima ediyorsunuz bana.Kızım sana söylerim gelinim sen anla misali:
‘Ee bi yaştan sonra çekeceksin elini ayağını dünya işlerinden, gençlere yol vereceksin, ayak bağı olmayacaksın.Bak Hayriye hanıma ; adı gibi hayırlı uğurlu kadın, tuttu kendine bir ev, bir de bakıcı.Hem kendi rahat etti hem de çocuklarını rahat ettirdi. Sen de kalsın benim işim var , evim müsait değil vs tartışmalarından kurtardı onları. Kardeşler gül gibi, kavgasız gürültüsüz geçinip gidiyorlar şimdi.’
Hal ve tavırlarınızdan ne demek istediğinizi anlıyorum evlatlarım.
Unuttunuz mu? Sizi ben doğurdum, ben büyüttüm.Tabiri caizse ciğerinizi bilirim. Her ne kadar siz: bu zaman eski zaman değil, devir değişti, bilgi ve teknoloji çağında yaşıyoruz,sınıf atladık,çevremiz değişti, nlp tekniklerini uyguluyor, meditasyon ve yugoyla rahatlıyoruz,
sen bunları anlamazsın deseniz de, anlıyorum yavrum.
Derslerinize yardım edeceğim diye az çalışmadım sizin ders kitaplarınızı. Siz yatıp uyurken ben hayat bilgisi,fen bilgisi,tarih,inkilap tarihi, fizik, kimya vs o zaman ki müfredatta olan ders kitaplarını okurdum ki size faydam dokunabilsin. Hatta sayeniz de çat pat yabancı dil bile öğrenmiştim kelime ezberlemenize yardım ederken. Hani ben türkçesini söyler siz İngilizce karşılığını söylerdiniz. Bazan da tersini yapardık Ben yarım yamalak telafüz ederdim türkçesini soracağım kelimeyi de hep beraber ne çok gülerdik. Ne güzel gülerdiniz ozaman. Kasılmadan,içten.
Siz okullar da okurken, en az sizin kadar ben de okudum. Hatta belki de daha çok. Siz haylazlık ederken ben dünya klasiklerini okuyordum. Belki sizin gibi üniversiteler bitirmedim ama ben de hep okurdum hatırlıyorsanız. Hatta o zamanlar her kitap bitirişinizde size ödül olarak un helvası kavurduğumda mutlu olurdunuz ve ‘senin genlerini taşıyoruz ye anneciğim sana benzedik bu konuda’ derdiniz. Ne güzel annecim derdiniz o zaman. Dolu dolu. Harfler tek tek yüreğinizden dökülürdü. Şimdi ne oldu da ciğim ekini kaldırdığınız gibi, kalan anne kelimesini de kullanmama yollarını arıyorsunuz. Bizim valide derken ciğerime oklar saplanıyor biliyormusunuz. Nerden bileceksiniz?Bir keresin de anlatmaya çalışmıştım da
-------- Amaaan. Ha anne ha valide ne fark eder sonuçta ikisi de aynı şey demiştiniz’.
Oysa ne çok şey fark ediyor benim için. Gerçi Valide nin Arapça da doğuran anlamında olduğunu Türkçe de de ana sıfatına karşılık geldiğini biliyorum ancak, sizin bu kelimeyi kullanma sebebinizin Arapça aşkı! olmadığını da biliyorum.
Gene çok konuştum değil mi? Halbu ki; kaç kere de uyarmıştınız beni bu konuda.Meramını anlatırken dolaylı yollara girme, kestirmeden anlat demiştiniz. Yaşlılık işte unutuyorum.Ya da; konuşacak çok fazla vaktim olmadığını düşündüğüm den fırsat değerlendiriyorum azalan ömrümde.İşin doğrusu konuşmayı da seviyorum.Siz küçükken uyuyana kadar masallar anlatmamı isterdiniz.Bildiğim bütün masallar biterdi de uydurup uydurup hikayeler anlatırdım size.Bayılırdınız benim uyduruk hikayelerime. O kadar dikkatli dinlerdiniz ki; sabah uyandığınız da tekrar anlattırırdınız da kimi yerlerin de ‘orası öyle değildi ‘ derdiniz.
Ya şimdi.
Gazeteden başını kaldırmadan, ya da hiç kaçırmadan takip ettiğin diziden gözünü ayırmadan, hıı hı lar la geçiştiriyorsunuz beni. Bazan çok komik ve tuhaf hallerde yaşıyoruz sizin bu hı hı larınızla. Bir keresin de ; onay manasın da aralıksız hı hı larken
------ Oğlum takıldın gene, istersen şu hı hı larının arasına virgül yada nokta koy demiştim de duymayınca
-------- Sağırmısın? Diye şaka şapmıştım da
Sen de:
-------- Hı hı demiştin gene.
Bana karşı sağır olmuştun.
Bir keresin de de:
Kızım o televizyona baka baka aklın gitti, beynin durdu, hayatı pembe diziler gibi görmeye başladın demiştim de:
Hı hı diye cevap vermiştin.
Arkadaşlarınızla ve çocuklarınızla konuşurken kelimeleri böyle cimri kullanmıyorsunuz ama. Bakıyorum da o zaman bol keseden dağıtıyorsunuz kelimeleri, uzun uzun cümleler havalar da uçuşuyor.
Anlıyorum, suskunluğunuz bana.
Ne diyeyim. sancak teslim sırası size de gelecek bir gün. Size de susulduğu vakit düşerim elbet aklınıza usulca.
Bak, usulca diyorum .Belki şimdi usul olamıyorum ama o zaman sessizce gireceğim iki elinizin arasına aldığınız kafalarınızda ki düşüncelere. Namaza kalktığım da abdest alırken terlikleri bilerek gürültü ettiriyorum ya; öyle diyorsunuz. Yaşlılıktan oğul, yaşlılıktan. Kireçlenme ve romatizmadan ayaklarımı sürüyerek geziyorum ya; ondan çıkıyor o ses. Yoksa, dediğiniz gibi sizi çaktırmadan namaza uyandırmak gibi bir art niyetim yok.
Sizi son namaza kaldırma girişimim de olanları unutmadım daha. Bunadı diyorsunuz ama bunamadım, dün gibi aklımda olanlar.Torunlarımın yanında ne kadar aşağılamıştınız, küçük düşürmüştünüz, hakaretler etmiştiniz.
Siz çağdaş olduğunuz için meditasyon ve yogo ile iç huzurunu buluyormuşsunuz. .Ruhunuza yolculuk edip kendinizi tanıyormuşsunuz..Gözlerinizi kapatıp içinizin derinliklerine iniyormuşsunuz. Benim namazla yaptığımı _size göre_siz bu tür akımlarla yapıyormuşsunuz ve kimseyi de rahatsız etmiyormuşsunuz.
Benim alçak sesle Yaradanın adını zikretmeme karşı çıkıyordunuz ama meditasyon hocalarının dediği anlamsız bir söze konsantre oluyor da güya diğer skıntıları düşüncelerinizden bertaraf ediyordunuz.
Bunları o kadar anlattınız ki; namaz ve o dediğiniz şeyler hakkında teferruatlı bilgim olmasa idi belki de beni ikna edecektiniz beni.
Tabii ki ikna olmadım. Namazın, Miraç da ,biz kullara Peygamberimiz Hz.Muhammet Mustafa(S.A.V) aracılığıyla nasıl hediye edildiğini anlatıyordum da büyük torunuma gene yakalanmıştım size.
Ben de az deyilim ha. Onca lafı işittikten sonra pes etmemiş sizin aklınıza beyninize kazıyamadığım namazı ve önemini,Allah aşkını,Peygamber sevgisini her bulduğum fırsatta torunlarıma anlatmaya çalışıyordum..
İtiraf ediyorum; semeresini de almaya başladım.Geçen gün ortanca torun geldi yanıma:
Ağabime anlattığın namazı bana da anlat dedi.Demek ki kardeşler aralarında konuşmuşlar.
-------- Namaz dinin direğidir, dertli gönüllere şifadır,ferahlıktır. Kalbin cilasıdır. Namaz kılan insan melekler tarafından korunur.Dedim.Ananızın babanızın savunduğu meditasyon ve yogo ile asla sahip olamayacağınız iç huzura kavuşursunuz. Onların yaptıkları geçici olarak onları rahatlatır, ama namaz kalıcı rahatlık verir hem bu dünya da hem öteki dünyada. Korkusuzca ruhunuzun derinliklerinde dolaşırsınız da selam verip yerinizden kalktığınız da kendinizi dünyanın en mutlu, en güçlü insanı hissedersiniz. Ve bu rahatlama, öz güven hali diğer namaz vakti girene kadar da devam eder. Her namaz ve öncesi alınan abdest manevi kalkan olur insana. Abdestin, bilim adamları ve tıp doktorları tarafından kanıtlanmış yararlarını da tek tek anlattım güzeller güzeli torunuma.Ve daha namazın ihlasından, tadili erkanından, kıldırmamak için şeytanın baş vurduğu bin bir çeşit hilelerinden bahsedecektim ki, sizin eve gelmiş olduğunuzu anladık açılan kapı sesinden ve hemen konuyu değiştirdik.Son günlerin hit şarkılarını ve şarkıcılarını anlatmaya başladı çocuk da gazabınızdan kurtulduk o seferlik.
Akıllanmıyorum değil mi? Dediğiniz gibi; burnumun dikine gidiyor kendi bildiğimi okuyorum hep.Burnumun doğrusuna gitmek deyil be çocuklar bu ısrarım.İstiyorum ki; tecrübelerimden yararlanın.Hani o hep övündüğünüz ilimi, bilimi benim yaşam deneyimlerimle harmanlayın da, daha iyi, kaliteli işlere, kalıcı başarılara imza atın istiyorum.
Kendi bildiğimi de okumuyorum çocuklarım. İstiyorum ki;benim de fikrimi alın bazı konularda.Sonuç da kendi bildiğinizi yapın gene.Böyle olursa kendimi değerli, işe yarar hissederim diye düşünüyorum.
İşe yarar demişken aklımdayken söyleyeyim.Hani arkadaşlarınızla bir araya geldiğiniz de iş yapmaktan yorulduğunuzu anlatırken göz ucuyla beni göstererek:
--------Şekerim bu ev de iş yapmaktan canım çıkıyor.Yok ki işimin bir ucundan tutan.Yan gelip yat, hazır sofraya gel,ye iç,çekil kenara.Oh ne rahat hayat. Diyorsunuz ye;çok inciniyorum.Niye hiçbir işe yaramıyorum gibi anlatıyorsunuz ki; Yapmasını sevmediğiniz bir çok işi bana yaptırdığınızı niye söylemiyorsunuz. Soğan, patates, sarımsak soymak gibi. Herkesin çamaşırını katlayıp yerlerine koymak gibi.Çiçekleri sulamak gibi.
Ara sıra elim titriyor. yere damlatabiliyorum suyu.O da yaşlılıktan canım.O da yaşlılıktan.
Hani bazan da yemek yerken ağzımı şapırdatıyorum ya;siz de herkesin içinde müdahale ediyor ‘yapma şunu gene midemizi kaldırdın’ diyorsunuz ya. O da yaşlılıktan, o da.dişlerim yok ya damaklarım içe battı ya,sıcak çorba içerken, ekmek yerken öyle engel olamadığım ses çıkıyor ağzımdan
Ne olur işaret edin ben anlarım.Ya sofradan kalkarım ya da yer gibi yaparım da ses etmez ağzım.Lütfen herkesin için de eksikliklerimi yüzüme vurmayın.Bir düşünün, ben hiç size yaptım mı böyle şeyler sizi büyütürken.
Çocuklarım,sitemim hep size değil,bilesiniz.Kendime.Siz benim eserimsiniz sonuçta. Sizi yetiştirirken bir yerlerde yanlış yaptım demek ki.Ya da zamanın da, bugün sizin bana yaptığınızı ben anama yaptım.Oturup 75 yıllık ömrümü başa sarıp izleyeceğim nerde hata yaptığımı bulacağım.
Ama önce size
rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin şiirini okumak istiyorum. Dinleyin ama. .Hı hı lar la değil can kulağıyla dinleyin,hatta ezberleyin.ki 40 yıl sonra çocuklarınıza okurken kolaylık olur.
Veda
Artık iş kalmadı yarenler bizde
Tökezliyor olduk yazıda düzde
Şairdik,hatiptik,yazardık sözde
Ekmeği yemeğe ağızda diş yok
Dedik ya efendim bizlerde iş yok
Sağ yanım titriyor,sol yanım tutmaz
Nabzım tekler durur,muntazam atmaz
Ayağım bir türlü ileri gitmez
Ağzım her an kuru,gözümde yaş yok
Artık bundan böyle bizlerde iş yok
Bir secdeye varsam başım dolanır
Ne yesem ne içsem,miğdem bulanır
Bütün dertler birbirine ulanır
Yuvamız da bomboş uçacak kuş yok
Hayra yorulacak hayal yok,düş yok
Yakını uzağı seçemez oldum
Bir ufak hendeği geçemez oldum
Bir bardak soğuk su içemez oldum
Tatlılarda bile lezzet yok,tat yok
Benim bu halime takacak ad yok
İki adım atsam durmaz düşerim
Eski hallerime şimdi şaşarım
Allah’ım ben böyle nasıl yaşarım
Kendimi kollayacak gövdede baş yok
Bağrıma basacak evlat yok,eş yok
Yaşıtlarım birer birer ölüyor
Yeşil yaprak kara toprak oluyor
Azrail de baş ucumda soluyor
Üstüme dikmeye ağaç yok,taş yok
Arkamdan vermeye yemek yok,aş yok...
|
|