(konuşma)
Sordu;
—Ne konuşacakmışsın benimle; yüzünde alaycı bir ifade vardı. Devam etti;
—Bu güne kadar kimse benimle konuşmadı, derdimi kimse anlamadı, sen mi anlayıp ta yardım edeceksin, ben buna sadece gülerim dostum, sadece gülerim.
Ses çıkarmadan dinliyordum sadece; devam etti
—Benim tanrıdan başka dostum yok, gerçi bana yardım etmese de o yinede benim dostum. Çünkü ondan başka beni dinleyen yok ve ondan başka sığınabileceğim hiç kimse yok anladın mı?
— Öyle deme sen kendini hayata bu şekilde şartlarsan her zaman yapayalnız kalmaya mahkûmsun. Sadece gülümsedi, ama söylediklerimden etkilenmişti sanki. Yanından ayrıldım. Yol boyunca yürüyor bir yandan da düşünüyordum. Acaba tekrar bir konuşma fırsatı bulabiliriyim diye. Tam parkın köşesinden dönerken arkamda bir ses işittim.
—Biraz durur musun? Öyle bir kısık sesle söylemişti ki sanki sesinde kurtarılmayı bekleyen bir yalvarış vardı. Durdum yalnız arka mı dönmedim, devam etti.
—Benimle gelir misin, kaldığım eve gidelim, (gülümsedi) tabi ev denirse.
Birlikte yürümeye başladık, Yol boyunca hiç konuşmadık. Sadece düşünceli ve sürekli derin derin nefes alıyordu. Eve vardık, önümden geçerek çamaşır ipi ile bağlı olan kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde, bir anda konağın eski hali gözlerimin önüne geldi. Kendi kendime vay be diyerek yetindim, sanki yetim ve öksüz bir çocuk gibi, sevilmeye ihtiyacı vardı. Kendimi toparlayıp konağın içerisine şöyle bir göz attım, her tarafı yıkılmış, o büyük beyaz çizgilerin olduğu, yerlerden güneş ışıkları içeriye giriyor loş bir ortam yaratıyordu. Bir anda içim cız etti, bu halde bir yerde nasıl yaşayabiliyordu, bunun birde kışı vardı. Dönüp sordum.
—Kışın ne yapıyorsun burada, yani nasıl ısınıyorsun.
Köşede duran kıl bir battaniyeyi gösterdi, bir tarafından baktığında diğer bir taraftaki kişiyi rahat bir şekilde görebilirdi. O Kadar incelmiş ve yıpranmıştı. Onları göstererek,
— Kışın buna sarılıp ısınmaya çalışıyorum, bazen odun bulursam ya da sandık parçası bulursam, şuradaki tenekenin içerisinde onları yakıyorum, devam etti;
—Otur diyeceğim ama bir sandalyem bile yok, çok aradım hurdalar arsında ama sağlam olan yoktu. İşime yarayamayacağımı anladığım için almadım.
Gülümsedim;
—boş ver o kadarda önemli değil bizde yere çökeriz, değip bağdaş kurup oturmak üzereydim ki seslendi.
— Oradan kalk şu battaniyelerin üzerine otur, oradaki tahtalar çürümüş, orası sağlam bir yerine bir şey olmasın oraya otur.
Kalktım yürüğüm tahtalardan çıtır çıtır sesler geliyordu. Yağmur içeri aktığı için tahtaların çürümesine neden olmuştu. Uzun ve yavaş adımlarla, öte tarafa geçtim. O sırada konuşmaya devam etti.
— Evet, ne konuşmak istiyorsun benimle şimdi seni dinliyorum.
Başımı önüme eğdim; seni her zaman göremiyordum dedim.
— Evet (dedi ve devam etti) Fazla sokağa çıkmam, kimse ile konuşmam, dostumda yoktur, insanlara güvenim kalmadı.8derin bir nefes aldı) Ben devam ettim.
— İşte bende bunun nedenini öğrenmek istiyorum. Senin her gün biraz daha yok olmana dayanamıyorum. Üzülüyorum ne olduysa bana anlatmanı istiyorum. Benden çekinme ne olursun sana benden bir zarar gelmez, ben sana yardım etmek istiyorum.
Bir an durdum ve devam ettim.
— İşin gerçeğini söylemek gerekirse ben az çok tahmin edebiliyorum senin bu halini, seni bu hale düşüren şeyi anlayabiliyorum, maddiyat olmadığına adım gibi eminim.
Bunları söylerken bir anda yüzüme baktı ve gözlerini açtı, şaşırmıştı. Kısık ve şaşkın bir sesle.
—Sen müneccim misin nereden biliyorsun Allah aşkına.
Hafifçe gülümsedim.
— Hayır, müneccim değilim, ama bir zamanlar, bende senin durumundaydım, bende o yollardan geçerken yüreğimi avucumun içine alıp çok sıktım.
O soluk olan teni, bir anda kıpkırmızı oldu ve çenesinin titrediğini, gözlerinin dolduğunu, fark ettim. Yutkundu ve derin bir nefes aldı, sanki gözlerinin önünde yaşamış olduğu şeyler canlanmıştı. Nefes yerine onları çekiyordu içine bunun farkındaydım. yazan orhan keskekoglu.devamı var...
|
|