Evladı gibi seviyor du Melike’yi Ayşe hanım.Zeytin gözlü melike de sevilmeyecek gibi değildi hani.Kıvır kıvır saçlarıyla, düğme burnuyla, yaşının üstünde ki olgunluğuyla onun gözün de dünyanın en güzel çocuğu idi o.Melike,evde, ismiyle çağrılmazdı hiç.Bazan prenses bazan birtanem, bazan aşkım diye seslenirdi ona ayşe annesi.Kimi zaman da sevimli tatlı cadısı olurdu anneciğinin.
Melike, Ayşe hanımın yakın akrabasının kızıydı.Küçük Melike’nin babası da annesi de çalışıyordu.Melike’ciğin ev de yalnız kalmasına gönlü razı olmamıştı Ayşe hanımın ve gönüllü olarak bakımını üstlenmişti. Bir süre sonra anne babası anlaşamayıp boşanınca;minik kız temelli kalmıştı yanlarında.Bundan hiç şikayetçi olmadı Ayşe hanım ve eşi.Ona gözü gibi baktılar.Yıllardır sahip olamadıkları evlatlarının yerine koydular.Deyim yerindeyse üzerine titrediler.Az ateşi çıksa sabahlara kadar başında beklediler.Günler, haftalar, aylar, hatta yıllar geçtikçe iyice birbirlerine alıştılar.Birbirlerinden ayrı duramaz oldular.Melike hafta sonları annesine ya da babasına gidince en az 10 kere telefon görüşmesi yapıyorlardı.Dönüşte de ‘Ayşe anne seni çok özledim’ diyordu.Ayşe hanım da her defasında:onlar senin gerçek ailen kızım,annen seni dokuz ay karnın da taşımış’ diyordu .
Melike ana okulunu da Ayşe annesinin yanın da okudu.Birlikte resimler çizdiler,boyadılar.kartondan yıldızlar yaptılar odasının tavanına yapıştırdılar.her gece masal saatinde onları da ortak ettiler masallarına.Uçurtma uçurdular gökyüzüne.evcilik oynadılar beraber.yazın denize gittiler yüzdüler.kışın karda kaydılar.Sanki dünya da bir ikisi vardı,gözleri başkalarını görmüyordu.Ayşe hanım gelecek için hayaller kuruyordu:Melike’sini en iyi okullar da okutacak,meslek sahibi yapacaktı.Sonra onun çocuklarına da bakacaktı.
Ve, birgün…Melike’nin anası babası geldi evlerine.Bu gelişleri önceki ziyaretlerine benzemiyordu hiç.Bir türlü söze giremiyorlar,lafı ağızlarında dolandırıp duruyorlardı.Saatler sonra geliş sebeblerini açıkladılar.Melike’nin okul yaşı gelmişti ve onun iyiliği için, onu yanlarına almak istiyorlardı.
Başından aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki.kulakları uğulduyor, gözleri çift görüyor, başı dönüyordu.Olduğu yere çöktü oturdu..Bugüne kadar yaptıkları için teşekkür ediyorlardı ona.Konuşulanları duymuyordu bile.O ilk cümle ye takılıp kalmıştı. Melike’yi almaya geldik”.Üç kelimelik bu cümle ne kadar uzun ve ağır gelmişti ona.Evet, onu doğurmamıştı ama,çok sevmişti,canı gibi koruyup kollamıştı.Bütün işlerini planlarını ona göre ayarlamıştı.Onun uyku saati,oyun saati,park saati.Her şey ona göre ayarlanmıştı.Evi bile onun rahat dolaşıp oynayacağı şekilde döşemişlerdi.O olmadan nasıl yaşarlardı o evde.Onların hayatlarının bir parçasıydı o.Onlar bir bütün olmuşlardı.Yarım yaşanırmıydı.
Ve, Melike ailesini tercih etti.
Ve, Melike gitti.Giderken sıkı sıkı sarıldı Ayşe annesine.Gene geleceğim, üzülme,seni çoooooook seviyorum dedi.
Melike gitmişti.Her yerde onun izleri vardı.Odası olduğu gibi duruyordu.dolabında eşyaları.oyuncakları sanki her an geri gelecekmiş gibi onu bekliyordu.Sevdiği yemekleri pişirince; onsuz boğazından geçmiyor,yiyemiyordu Ayşe hanım.Buzdolabının kapısın da beraber çektirdikleri fotoğrafları vardı.Her mutfağa girişinde ona bakıp iç çekiyordu ..Bazan ağlıyor, bazan konuşuyordu o fotoğrafla.Yıllar önce annesini söylediği söz beynin de yankılanıp duruyordu.EL EVLADI EVLAT OLSA, KİMSE KARNIM BELİM DEMEZDİ.Yani hiçbir kadın doğum sancısı çekmezdi.Doğumun zorluklarına katlanmazdı.
|
|