Ey mukaddes "insan" nerdesin?
Sonsuzu arayan heybeler örtü olmuş artık pisliklere...
Sarmış her yanı etten ibaret hayat süren leşler...
Tek dünyaları kendi mikroskobik, hayat sandıkları fare kafesleri...
Dönüp duruyorlar aynı yerde, bihaberler gerçeklerden...
Gerçek mutluluğun egolarının tatmini olmadığını anlamaları için ne kadar zaman gerekli ya da zeka?
Donuk balığa dönerler senin karşında ama...
Bönlük kolaydır anlamamış gibi yapmak, ooo çocuk oyuncağı onlar için...
Karışmamak etliye sütlüye...
Ben işimi göreyim de sen mi, sen de kimsin, sana da güle güle...
Ey hayat...
Ey insancık kılığındaki o mukaddes ruhu çürütenler...
Neye oynadığınız, neyi kaybetttiğinizin farkında mısınız?
Kırmak, kırılmak...
Yapılmayacak iki atlayış...
Hayattan boşluğa...
Yine kaldık mı Selo başbaşa...
Elde var sıfır insan, bolca bez bebek...
İçleri nankörlükle dolu...
Sahte gülümseme desenleri eşliğinde, butonlarına basmadan ötemeyen, pilleri de ne hikmetse "vefa"dan geçerken bitiveren, en zor zamanında kollarından yitiveren, gazetelerin haftasonu promosyonu olarak her köşede bulunabilen, aynı kalıptan fırlama bez bebekler...
İçinizi kendime göre umutla, iyilikle doldurmaktan bıktım...
Bıktım kokuşmuşluğunuzun ruhumun direklerini zangırdatmasından...
Ne olduğunuzu bile bile olmadığınız kişiliklere layık davranmaktan...
Yoruldum...
İstemiyorum sizin sahteliklerinizi...
Gidin her zaman yaptığınız gibi...
Dostum var benim "her zorlukla beraber bir kolaylık var", "sabredenlerle beraberim", "senin beni sevdiğin kadar sendeyim, sen de ben de" diyen, bana şah damarımdan daha yakın, daha derin, beni benden iyi bilen, siz hiç anlamak istemeseniz de anlayan...
O 'nu bulan neyi kaybeder, O'nu kaybeden neyi kazanır ki...
Bana sonsuz olan gerek, "batanlarla" işim olmaz...
Gölgeler kaybolmaya mahkumdur,
"Gerçek"; SONSUZ olandır...
İnsana yakışandır...
Gönüle sığandır...
|
|