DAVACIYIM HÂKİM BEY (III)
Derken kıt imkânlarla okudum, halkımın çocuklarına güzel, güvenli, aydınlık ve eğitimli yarınlar hazırlama sevdasındaydım. İlk yıllarımdı, yeni başlamıştım. Anti Amerikancı yıllarımızı yaşıyorduk. (Hoş şimdi Amerikancı olmadık ya, nnneyse) İran'da devrim gerçekleşmiş, Son 40 yılında başta A.B.D olmak üzere batı kapitalist rejimlerinin desteklediği 3000 yıllık despot Şahlık yönetimi yıkılmıştı. Bizim için büyük bir olaydı. Serde de ezilenden yana olmak vardı -ki hala öyleyiz- bizleri epeyce sevindirmişti. Tam da bu "özgürlükçü devrim" diğer Arap kukla rejimlerini de etkiler derken Batı'nın A.B.D öncülüğünde Irak güçlerini'ı İran "İslam" Cumhuriyeti üzerine saldırttığını gördük.
Artık saflar netleşiyordu. Şii İran "İslam" Cumhuriyeti mi, yoksa "Sünni" Irak Cumhuriyeti mi desteklenecekti? Bize yakışan Batının yanında olduğunun karşısında olmaktı. Zira bizim anlayışımıza göre -ki genellikle doğrudur- Batı daima çıkarcı, zalim ve İslam ve müslümanının karşısında olmuştu. Bu sebeple İran'ı desteklememiz kaçınılmazdı.
İşte bu sıralarda 12 Eylül cuntasının darbesi ile mücadele veren bir gençlik oluştu. Kendiliğinden, organize olmayan, ama basın-yayın yoluyla birbirlerini tanıyan bu gençlik içinde önemli bir yer aldım. Bu önemli dediğimiz yer illegal yapılanma olarak değil bilgilerin paylaşımı babındaydı. Özellikle kararlı, özgür ve özgün düşünen bir nesil oluşturma mücadelesiydi... başardık da. Şimdilerde bunu daha iyi görüyor ve bununla iftihar ediyoruz. Ancak bu süreç öyle güllük gülistanlık ortamlarda olmadı. Ne zorluklar, ne acılar, ne işkenceler gördük; "ille de başka amaçlarımızın olduğunu" itiraf etmek için... hele hele "İrancı"lık yaftaları bizim için kabul edilemez bir durumdu. Evet, İran'ı yapılan Irak saldırılarına ve Şiiliğin İslam dini dışında olduğu yaygaralarına karşıydık bu neredeyse bizim de şiiliği kendimize mezhep olarak kabul ettiğimiz olarak lanse ediliyordu ki asla doğru değildi ancak müthiş bir Humeyni ve Antiemperyalizm sevgisi oluşmuştu... Ama sonradan bölgede dal budak salan "İrancı" akımlara da karışmamıştık... Buna rağmen başımıza gelmeyen kalmadı; işkence, hapis, sürgün... Rahmetli babam da bu sürgünlerden nasibini almıştı. Zira 12 Eylül cuntasının halka dayattığı anayasa oylamasında HAYIRcı gruptandı. Bu yeterdi suç olarak.
Ben davacıyım Hâkim Bey!
Gencecik bir öğretmen iken "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeline dinamit koyma" sözlü suçlamalarıyla ve özel yasalarla! mesleklerimizden menedildik, yasaklı hale getirildik.
Evet, bununla kalsaydı razıydık bu acıya. Zira özgürleştirme mücadelesi öyle kolay olmayacaktı, bedel istiyordu ve ödemeyi göze almıştık, ödedik de... Ancak küçücük çocuklarınızın geleceği ile ilgilenmelisiniz ve baba olarak onlara karşı sorumluluklarınızı yerine getirmelisiniz. Her şeyden önce baba sevgisini göstermelisiniz... Yapamadık biliyor musunuz Hâkim Bey yapamadık? Hiç birisini doğru dürüst yerine getiremedik. Çocuğumuza istediğimiz zaman sarılmak, onu dünyanın en güzel duygularıyla ve dünyanın en tatlı öpücükleriyle öpüp koklamak, ona "bir tanem, babasının gülü-çiçeği, ömrümün varı, canımın içi" deme fırsatını bulamadık. Tıpkı gençliğimizin başında olduğu gibi şimdi de öldürülme ve/ya tutuklanma endişesiden dolayı yapmadık bunu. Hayır, bundan korktuğumuz için değil, çocuklarımız bize fazla alışmasın, yokluğumuzda bize düşkünlüklerinden dolayı acı ve ızdırab çekmesin diyeydi telaşımız...
Dedim ya Hâkim Bey, çocuğumuzu sevememenin bizde bıraktığı yaraları kim, nasıl tedavi edecek?
Ben davacıyım Hâkim Bey!
Çocuklarımın ellerinden tutup doyasıya gezdiremedim, lunaparklara -vurulurum endişesiyle- götüremedim. Onları şöyle tenhalarda huzur içinde eğlendirip mutluluklarını seyretme keyfini, mutluluğunu yaşayamadım.
En çok arzuladığım şey neydi biliyor musunuz?
Çocuklarımı o yıllarda ellerinden tutarak alış veriş yapmak, onlara aldığım hediyelerle mutluluklarını seyretmek ve onlar sevinirken yanaklarını öpüp ısırmaktı... ama dedim ya, bize alışmamaları gerekiyordu. Bizden sonra baba özlemi yüreklerini dağlamamalıydı. "Babamız zaten bizimle çok da ilgili değildi" demelerini bile göze almıştık, biz olmadığımızda onların ızdırab çekmemeleri için... Ne acı değil mi? çok acı Hâkim bey çok çok acı... Ülkemin beni mahkûm ettiği şeye bakın. Bana darbelerle, sıkıyönetimlerle yaşattıklarına bakın... Şimdi gel de şükret. Gel de darbelerle geçen ömre "ne güzel yaşadım" diyebil...
Ben davacıyım Hâkim Bey!
Çocuklarıma tattıramadığım mutlulukları istiyorum Hâkim Bey! Bana bunları verebilecek misiniz? Şimdi de cuntacılar çocuklarımıza aynı akibeti reva görmek istiyorlar. Yani demem o ki torunlarımızı bari çocuklarımızın yerine sevseydik. Ama inadım inat onlara aynı akibeti yaşatmayacağız. Çocuklarımızın başına, onlara olan sevgimize and olsun ki izin vermeyeceğiz. Neye mal olursa olsun...
İşte bunun için diyoruz ki hesapları tutmayacak, yanlış hesapları halkın gücününden geri dönecektir. Belki zorluklar daha da artacak, mutluluklar yarım kalacak... Ama yemin ediyoruz ki halkın özgürlük, insanca, huzur içinde yaşama hakkını birkaç "beyaza" bırakmayacağız.
Tabiki demokratik, insani haklarımızla olacak bu mücadelemiz. Şiddet ve illegaliteyle işimiz yok.
Bu böyle biline...
Haftaya duruşmayı sonuçlandırmak üzere;
Kalın sağlık ve mutlulukla
ahmeda.21@hotmail.com |
|