Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Katil Kabuslar okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
Katil Kabuslar |
| Kategori |
: |
Deneme |
| Ekleyen |
: |
Spiritus |
| Eklenme Tarihi |
: |
10.08.2009 |
| Okunma Sayýsý |
: |
269 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
-I-
Sessizlik…
Karanlık…
Uyandığımda hiçbir şey göremiyordum. Çevrede hayattan en ufak bir işaret yoktu. Etrafımı yokladım, sadece yerin sert ve soğuk varlığını hissedebiliyordum. Bir süre sonra yeri yoklarken elimde bir ıslaklık hissettim.Sudan farklı katılaşmaya başlamış bir şeydi.Bu sıvı üzerinde bir süre ileri doğru devam ettim.İlerledikçe ağır bir leş kokusu yayılıyordu.Büyük ihtimal yerdeki sıvı bu leşin katılaşmaya başlamış kanıydı.Biraz daha ilerledim bir noktaya geldiğimde etrafım birden bire aydınlanmıştı.Gözlerim bu ani ışığa dayanamadı.Ellerimle kamaşan gözlerimi kapattım.Ellerimdeki ılık sıvı yüzüme de bulaşmıştı.Parmaklarımın arasından çevreme baktım.Tam karşımda vücudu kana bulanmış bir adam asılı duruyordu.Ayağa kalktım.Adamın kan dolu vücuduna ilerledim.Yüzünü çevirdiğimde çoktan kendi odamdaydım lanet bir kabus gecemi korku dolu geçirmeme neden olmuştu.Yatağımda doğruldum,ellerimi başıma koyarak 10 metre karelik odama göz gezdirdim.Tam bir bekar odasıydı.Tek kişilik bir baza,bir dolap ve bir çalışma masasından oluşuyordu.Vaktimin çoğunu burada,özelliklede çalışma masamda geçiriyordum.Masamın üstünde HP marka Lap-topum ve bir çok davalının dosyası bulunuyordu.Yatağımdan kalkıp salondan yürüyerek banyoya ulaştım.Rüyanın etkisinden kurtulmak için duş aldım.Tıraş olurken aynaya baktığımda uzun saçlarım yüzümü kapatıyordu.Saçlarımı kurutup taradıktan ve tıraşımı olduktan sonra salonumla birleşik amerikan tipi mutfağımda kahvaltımı yaptım.Hala aklımda o kabus vardı.Fazla düşünmeyerek kahvaltımı yaptıktan sonra evden çıktım.BMW marka arabama atlayarak merkeze doğru yol aldım.Kapıda meslek taşım Tufan bana seslendi:
-Günaydın Rüzgar.
-Günaydın.
-Solgun görünüyorsun..Hasta mısın?
-Hayır.Sadece kötü bir kabus gördüm.
-Paylaşmak ister misin?
-Belki daha sonra, diyerek merkezde bulunan odama -2.evime- girdim. Kapıda bulunan gazetemi aldım ve kantinden bir bardak kahve istedim.Kahvem gelene kadar gazetedeki haberleri okudum.Görevim neticesi ile 3.sayfa haberlerine göz attım.Bir çok cinayetin haberi vardı.Emniyette olay yeri inceleme bölümündeydik.Nevşehir’de olmamız nedeniyle fazla hatta hiç iş çıkmıyordu.Kahvem geldiğinde emniyetimizin çaycısı Hasan çayı bıraktıktan sonra:
-Bugün yoğun bir işiniz olacak galiba.
-Neden?
-Dışarıdaki adam kardeşinin vahşice öldürüldüğünü söylüyor.
Bunları duyduktan sonra aniden ayağa kalktım.Hasan bu ani tepkime şaşkın gözlerle baktı.Odamdan çıkarak bölüm arkadaşlarımın sakinleştirmeye çalıştığı adamın yanına gittim.Yardımcılarımdan biri olan Mikail’e sordum:
-Ne olmuş?
-Sabah kalktığında harada kardeşini asılı ve kanlar içinde bulmuş.
Beynim donmuştu.Rüyamda gördüğümün hemen hemen aynısıydı.Adamın yüzüne baktım.Mavi gözleri,solgun,sararmış yüzünde yaşlarla doluydu.Üzerinde kirli bir elbise,ayaklarında çamurlu bir papuç vardı.Ben donmuş yüzümle adamı süzerken Mikail devam etti:
-Sabah ineklere yem vermek için haraya indiğinde kardeşini görmüş.O anda ne yapacağını bilememiş ve sonrasında hemen buraya gelmiş.
Bir yandan adama bakarken bir yandan da Mikail’in anlattıklarını tepki vermeden sessizce dinliyordum.Ekibe hazırlanması için emir verdim.Adamla birlikte doğruca Basan sarnıç köyüne vardık.Yolculuğumuz yarım saat sürmüştü.Yolculuk esnasında Murat Bey’den köy hakkında bazı bilgilere ulaştım.Köyün çok az nüfusu,bir sağlık ocağı,bir okulu vardı.Çalışma yapılsa çevrelerinde bir çok arkeolojik bulgu olduğu ama kimselerin gelip buralara bakmadığını söyledi.Gerçekten de Murat Bey’in söylediği gibiydi.Şehre yarım saat uzaklıkta olmasına rağmen bu zamana kadar sadece asfalt yol yapılmış,kanalizasyon ise yeni yeni geliyordu.Sohbetimiz boyunca köye nasıl geldiğimizi anlayamamıştım.Murat Bey bizi haraya götürdü.Haraya girdiğimde kabusumu yaşamaktan korkuyordum ve sanki kötü bir dileğim kabul olmuş,ettiğim beddua tekrar bana gelmişti.İçeri baktığımda dün gece gördüğüm kabus adeta karşımda,gözlerimin önündeydi.Asılmış kanlı bir vücut ve ayaklarının dibinde omuzdan itibaren koparılmış bir kol…Gördüğüm manzaraya ve haranın içindeki tezek kokusuna dayanamayarak kendimi dışarı attım.Çıkar çıkmaz karşımda köy kalabalığını gördüm.İlerdeki bir evden ise ağıtlar geliyordu.Bir kaç genç sinirli ve üzgün bir yüzle yanıma geldi:
-Ne olmuş komiserim ?Sizce neden öldürülmüş olabilir?
Şaşkınlığımı gizleyerek Mikail’e olay mahallinin güvenceye alınmasını belirttikten sonra gençlerle biraz yürüyerek ilerledim ve onlara dönerek sorularımı yönelttim.
-Arkadaşınızın bir düşmanı,son günlerde tartıştığı biri var mıydı?
-Bulut çok iyi biriydi hiçbir düşmanı yoktu.
Rüzgar ve Bulut…Olaylar gittikçe kafamda karışık bir bulmacaya dönüşüyordu.
-Arkadaşınız feci şekilde öldürülmüş.Ölmeden önce onunla olan görgü tanığı ve onunla olan birileri var mı?
-Dün gece kahveden çıktıktan sonra eve gitmişti.Sonrasını görende yok.Annesi ve ağabeyside eve hiç gelmediğini söylüyorlar.
-Peki,verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.Arkadaşınızın katilinin en kısa zamanda bulmaya çalışacağız.
-Bizde size teşekkür ederiz,eğer ihtiyacınız olursa her zaman emrinizdeyiz.
-Tekrar teşekkürler,diyerek Mikail’in yanına gittim ve durumu sordum:
-Sonuç nedir?Herhangi bir iz veya cinayet aleti var mı?
Mikail şaşkınlıkla açılmış gözlerini bana çevirerek:
-Katil çok cerrahi çalışmış.Öncelikle kurbanı asmış,son nefesini verdikten sonra sağ koluna çok cerrahi bir şekilde kesmiş.Çeverede hiçbir parmak izi yok.Ayrıca daha ayrıntılı inceleme yapmamız için cesedi otopsiye götürmemiz lazım.
-Peki,dedim dalgınlıkla havadaki tek tük bulunan kara bulutlara bakarak.Kasım ayında olmamıza rağmen güneş tepemizde parlıyordu.İlk defa yağmurun yağmasını istiyordum.Sanki yağacak yağmur tüm kargaşa,karmaşalıkları selle birlikte götürecekti.
-II-
Adli tıbbın kare fayanslar üzerinden oluşan,beyaz ışıkların aydınlattığı,iğrenç hastane kokusunun içindeki koridorda otopsi sonuçlarını bekliyordum.Dr. Kerem Bey yakın arkadaşımdı.Sonuçların uzun sürmemesi için elinden geleni yapacağını söyledi.1-2 saatlik bekleyişten sonra raporlar elimdeydi.Fazla oyalanmadan doğruca merkeze gittim ve “2. evime” odama çekildim.Yardımcı meleğim Mikaille birlikte raporu inceliyordum.Mikail bir çok örnek vererek bana raporu açıklıyordu.Fakat benim aklım hâla kabusumun gerçekleşmesindeydi.Mikail’e anlattıkları için teşekkür ettim.Gerçekten katil profesyonelce çalışmış,işini güzel yapmıştı.
Mikail’e döndüm:
-Köydeki incelemelerden herhangi bir görgü tanığı veya ipucu var mı?
-Henüz araştırmalarımız sona ermedi efendim.
-Tüm araştırmalar bittiğinde toplanıp tüm ekiple konuşmak istiyorum.
-Peki efendim,diyerek Mikail odadan çıktı.
Yalnızlığımla baş başa kalmış adeta kabusumla yüzleşmeye mecbur bırakılmıştım.Köydeki manzarayla kabusum birleşerek her gözümü kapattığımda sahne sahne önümde beliriyordu.
Saat 17:00
Paydos saati gelmişti.Çantamı alarak doğruca evime gittim.Küçük yaşam alanıma…Kendimi en çok burada rahat hissediyordum.Merkezde yüzlerce silahlı kişi olmasına rağmen en rahat ve en güvenli yer evimdi.Biriktirdiğim parayla almıştım burayı…Güzel ve ucuzdu.tek kişi yaşadığım için küçük olmasını da ben istemiştim.Yurtta kaldığım günlerde hep kendimin bir evi olmasını hayal ederdim.1 oda 1 salondan oluşuyordu.Küçük mutfağı salonun içinde bulunuyordu.Taşınmadan önce yerlere siyah parkeler döşetmiş,evin duvarlarını ise kırmızıya boyatmıştım.Herkesin içini karartan bu iki renk bana huzur,güven ve güç veriyordu.Zaten ev benimdi,fazlada misafirim gelmediği olmazdı.Her zamanki gibi iş dönüşü duşumu aldım ve elimde bulunan Bulut’un otopsi raporlarına göz attım.Çok cerrahiydi.Muhtemelen katil cerrah veya bir cerrah yanında bulunan kalfa olabilirdi.Sonuçta herhangi bir kasap olamazdı ki!Onlar satırı indirdiği gibi kesiyorlardı.Dosyaya biraz daha göz attım.Gün beni çok yormuştu.Yarın sabah erkenden kalkmak gerekiyordu.Kabus görmemeyi dileyerek uykuya daldım.
07:33
İyi bir gece geçirmiştim.Yorgunluğumu az da olsa üstümden atmıştım.Üzerimi giydikten sonra bir fincan kahve içtim.Bugün canım kahvaltı yapmak istemiyordu.Yoğun bir gün olacaktı.Ceketimi ve çantamı da alarak arabamla merkeze ulaştım.Merkeze girer girmez Mikail bana araştırmaların geldiğini söyledi.Ona ekibin saat 9’da toplanmasını söyledim.Baş hareketiyle onaylayarak yanımdan ayrıldı.Odamın kapısının önünde bulunan gazeteyi alarak içeri girdim.Olay hemen medyanın ilgisini çekmişti ve cinayeti araştırmak için üstlendiğimizi yazıyordu.Gerçekten cinayeti nasıl çözeceğimizi bilmiyordum.Hem de kabusumla aynı olan bir cinayeti…
09:00
Toplantı masasında bütün ekip arkadaşlarım bir açıklama veya konuşma yapmamı bekliyorlardı.Ellerimi birleştirdim ve:
-İçinde bulunduğumuz durum çok karmaşık.Biliyorsunuz ki Nevşehir’de bu tür olaylar %1 düzeylerindedir.Bu görevde hepimize çok büyük görevler düşecek.Eğer ki görevimizi yapamayacağımızdan şüpheniz var söyleyebilir,dedim.
Bu konuşmamdan bir süre herkes birbirine baktıktan sonra Mikail söz istedi.Konuşması için onay verdiğimde kendinden emin bir sesle:
-Ben gayet başarılı olacağımıza inanıyorum efendim.Şayet takım arkadaşlarımız karşı çıkarsa bunu bilemem.Ama içimden bir ses onlarında kendinden emin olduğunu söylüyor.Düşüncelerinizden eğer ekipten birimiz başaramayacağımızı söyler ise görevi başka bir ekibe vereceğinizi biliyorum.Fakat hepimiz elimizden gelen çabayı gösterirsek bunu başaracağımıza da inanıyorum.
Mikail’in gözlerinden kendine ne kadar güvendiği hissedilebiliyordu.Dik duruşu ve beyaz tenli yüzündeki mimiklerle tüm ekibi etkilemeyi başarmıştı.Bunun için Mikail’in bu yönünü çok seviyordum.Susarak dahi olsa hareketleriyle herkese her istediğini yaptırıyordu.Bu güven tazelenmesinden sonra ekibim ile dosyaları inceledik ve katilin nasıl biri olduğu hakkında tartıştık.Kendi düşüncelerimi söylediğimde ekipteki arkadaşlarımda bana katılmıştı.Tahminimize göre katil muhtemelen cerrah veya emekli bir doktordu.Ekibim benimle birlikte 10 kişiden oluşuyordu.Bilgisayar araştırmalarını Tolga üstleniyordu.Bu görev boyunca araştırmalarda bize çok büyük yardımı olacaktı.Merve,Yaprak ve Ezgi bu cinayetlerde kurban yakınlarıyla soruşturma yapacaktı.İbrahim ve Ergün cinayet için görev alacaklardı.Kaan ve Oğuz ise cinayet mahallinde güvenliği sağlayacaklardı.
Toplantı bittikten sonra Mikail ve diğer ekip arkadaşlarımla tekrar araştırma yapmak için Basansarnıç’a gittik.Köyde hala Bulut’un cinayetinin yankısı sürüyordu.Köylü gerçekten korku içindeydi ve artık kimse önemli bir ihtiyacı olmadan dışarı çıkmıyordu.Bu bizim için bir avantajdı,kimse ayakbağı olmuyordu ama köyün bu durumu çok ürkütücüydü.
Saat 3’e kadar süren çalışmalar sonucunda hiç bir şey bulamamıştık.Bu durum beni oldukça sinirlendiriyordu.Çalışmamızı bitirdiğimizi gören Murat Bey bizleri yemeğe davet etmişti.Arkadaşlarıma baktığımda hepsinin yorgun olduğunu gördüm ve teklifi kabul ettim.Yemek yerken bir yandan Murat Bey’e köyde yetim çocuk olup olmadığını gerekirse kendisine yardım edebilceiğimi söyledim fakat hiçbir sonuca ulaşamadım.Yetim ve öksüz çocuklara karşı bilinmez bir sevgim vardı.Bense bu durumu kendimin de yetim olarak bir yetimhanede büyümeme,anne ve baba sevgisinden mahrum kalmama bağlamıştım.Biraz da olsa bir çocuğa yardım etmek beni mutlu edecekti.Yetimhanede kaldığım sürece anne,babamın kim olduğunu bir türlü öğrenememiştim.Bir kardeşim olup olmadığını dahi bilmiyordum ama bazen içimde inanılmaz bir nefret veya sevgi hissediyordum.
Kış aylarının etkisiyle Murat Bey’den izin isteyerek köyden ayrıldık.Karanlık şehrin üstüne yorgan gibi çekilirken evime ancak ulaşmıştım.Arkadaşlarımdan hiç kimse bir ipucu bulamamıştı.Beni sinirlendiren bu durum evime geldiğimde benden uzaklaşıp gidiyor.Evimdeki ruhanî ortam beni adeta başka bir yere götürüyordu.Akşam yemeğini Murat Beylerde yediğim için kendimi bilgisayarın başına attım.Son günlerde,aylarda hatta son 10 yılda böyle bir cinayetin olup olmadığını araştırdım hatta bunu sadece Nevşehir için değil Nevşehir sınırları içinde araştırdım fakat hiçbir sonuca ulaşamadım.Araştırmamın sonuçsuz kalması durumunda içime bir sıkıntı düşmesi gerekiyordu ki eğer evimin dışında olsaydım.Huzur dolu olan yuvam buna izin vermiyordu.Bilgisayarı kapatarak kendimi yatağıma attım.Bu kez o kabusu tekrar görmek yaşamak ayrıntılara bakmak istiyordum.Karanlığın ve sessizliğin içinde gözlerimi yavaşça kapattım…
Sessizlik…
Karanlık…
Bir sıvı üzerinde emekliyordum.Loş bir ışık içinde bir adam asılı duruyordu.Yanında ise kalıplı ve tulum giymiş uzun saçlarından yüzü görünmeyen başka bir adam onu adeta kasap ustalığıyla kesiyordu.
03:13
Telefonumun zil sesiyle kabusumdan uyandım tek yakaladığım ayrıntı katilin nasıl biri olduğunu artık biliyordum.Biraz panik olarak telefonumu açtım.Arayan Mikail’di:
-Efendim.Rahatsız ettiğim için özür dilerim fakat cinayet hakkında bazı bulgular var.
-Nasıl bulgular mesela?
-Efendim…Kurbanın bir doktor tarafından öldürüldüğü üstünde daha çok durmaya başladık.
-Emniyette misiniz?
-Hayır efendim,benim evimdeyiz.
-Peki 15 dakika içinde oraya ulaşırım,diyerek telefonumu kapattım.Bir yandan Mikail’in söylediklerini bir yandan gördüğüm kabusun 2.bölümü beni sersemletmişti.1-2 dakika bekledikten sonra yüzümü yıkadım ve Mikail’in evine doğru yol aldım.Onun evi azda olsa yakınımdaydı.Yolların boş olmasından da yararlanarak 10 dakikada Mikail’in evine ulaştım.Mikail’in evi,onunda bekar olmasından dolayı benim evime benziyordu.Daha önce merkezden erken çıktığımız zamanlar birkaç kez,bazen onun bazen benim evime giderek birkaç bira içerdik.Evinin bulunduğu apartmana her girdiğimde misafirlik tutkusuyla birlikte yabancı bir yere girmenin verdiği güvensizlik hisside doğuyordu içimde…Bu sadece bu yer için değil,gittiğim bina,ev vb. yerler için bu duygu geçerliydi.Mikail’in bulunduğu 3.kata çıktım ve 10 numaralı evinin kapısını çaldım.Zil çalmak hiçbir zaman adetim olmamıştı.Mikail’in yanında yabancı bir kişiyle beni kapıda karşıladı:
-Hoş geldiniz efendim.Bu arkadaşım Kemal.Adli Tıp Uzmanı.
-Memnun oldum Kemal.İlk defa görüyorum seni.
-Benden memnun oldum efendim.Kayseri adli tıpta görev yapıyorum o yüzden görmemiş olabilirsiniz beni.
-Evet efendim.Bizim cinayeti söyler söylemez yardım için geldi,dedi Mikail.
Mikail’e biraz kızarcasına bakarak:
-Sende biliyorsun ki ekibimiz gayet başarılı…
-Biliyorum fakat Kemal’inde bir çok katkısının olacağını düşündüm.
-Evet efendim bana güvenebilirsiniz elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım,dedi Kemal
-Peki o zaman yarın ekibimizdeki arkadaşlarımızla tanışmak için Mikail ile merkeze gelebilirsin.
6 Mart Pazartesi
Kabusum bu günlerde daha fazla tekrarlıyordu.Psikologa gitmeyi düşündüm fakat böyle bir soruşturmanın olduğu dönemde bu hiç hoş karşılanmazdı.Bunu kendim çözebilirdim.
Saat 09:30
Emniyete vardığımda hiçbir şey fark ettirmemeye çalıştım.Mikail arkadaşı Kemal’i iş yerine getirip ekip elemanlarımızla tanıştırmıştı.Hepsine selam vererek odama geçtim.Odaya girdiğimde masamda yetimhanede kaldığım günlere ait bir resim buldum.Küçüklüğüm bir an aklımdan geçti.Resmin arkasını çevirdiğimde bir not buldum.
“Çok yakın zamanda beni bulacaksın”
Bu not ile birlikte şok olmuştum.Sandalyeme oturdum ve kendime gelmeye çalıştım.Tekrar resme baktım.Hiç bir ipucu yoktu,sadece yetimhanedeki arkadaşlarımla bahçede çekilmiş bir fotoğraftı.Resmi ceketimin cebine koydum ve emniyetten hızla çıktım.Çıkarken tüm ekibin gözünün biran için bende olduğu hissine kapıldım.
Saat 10:17
Eve vardım ve hızla yetimhane dosyama bakmaya başladım.Düzenli bir kişi olmadığım için dosyayı bulmam biraz zaman aldı.5-10 dakika aradıktan sonra nihayet dosyayı bulmuştum.
Adı:Rüzgar
Soyadı:Sert
Kayıt Tarihi: 25 Ekim 1970
Ayrılış Tarihi:2 Kasım 1988
Açıklama:
Bir cami avlusunda bulunan Rüzgar bu yetimhaneye teslim edilmiştir.Hayatının 18 yılının burada geçiren Rüzgar 18 yaşına gelip reşit olduğundan yurdumuzdan ayrılmıştır.Bu yaşına kadar başarılı olan Rüzgar Sert yetimhanemizin çalışkan nadir öğrencilerinden olup bundan sonraki hayatına polis akademisini okuyarak devam edecektir.
Arz Ederim
2 Kasın 1988
Ruhi Kaya
Muğla Yetimhane Müdürü
Dosyayı tekrar yerine koydum.Fakat aklıma takılan bir şey vardı.Resmimi masama bırakan kişi bu resmi nerden bulmuştu ve yetimhanede kaldığımı nerden biliyordu çünkü şimdiye kadar yetimhanede büyüdüğümü kimseye söylememiştim.Pencerenin önündeki koltuğuma oturdum.Şehrin evlerinin çatılarını ve birkaç minareyi görüyordum.Şehir karanlık bulutlar altında sessiz sakin uzanıyordu.Gözlerimi kapattım.Bir saniye içinde kabusum gözümün önünde belirdi.Doğruca koltuğumdan kalktım ve doğru merkeze doğru yol aldım.Merkeze vardığımdan tekrardan herkesin şaşkın gözleri bana çevrilmişti.Yüzümdeki ifadeyi çok merak ediyordum fakat şu anda bunu görmek için acelem yoktu.Mikail yanıma gelerek:
-Bir şeyiniz mi var komiserim?
-Hayır,Biraz başım ağrıyor o kadar,dedim.Benimle ilgilenilmesinden fazla hoşlanmıyordum.Günüm çok sıkıntılı geçmişti.İçimde son günlerde garip bir duygu hissediyordum,daha önce hissetmediğim bir duyguydu.Kafamı bu soruşturma ile bozacak gibiydim.Ara sıra içime sıkıntı basıyordu,böyle zamanlarda kendimi dışarı atıp 1-2 bira içiyordum.Alkol ile aram yoktu ama böyle sıkıntılı zamanlarda gayet yardımcı oluyordu.Yine davayı düşündüğüm günlerden birinde sıkılıp kendimi dışarı attım.Yolda ilerlerken bir kadın çığlığı duydum.O yöne doğru koştuğumda kadın ağlayarak bana doğru geliyordu.Yanına vardığımda İngilizce bir şeyler mırıldandı.Bir adamın ona tacizde bulunduğunu,kendisi çığlık atınca kaçtığını belirtti.Daha ayrıntılı bilgiyi almak için emniyette davet ettim.Önce gelmek istemedi fakat ısrarım ve kahve teklifim üzerine razı oldu.Emniyette 1-2 saat misafir olduktan sonra saldırganın eşgalini almıştık.Birçok taciz ve saldırganlıktan tutuklanmış olan İhsan Hızarcı çıkmıştı,böyle zanlıları bulması da kolay oluyordu.Yerleri ve mekanları belliydi.Tutuklanma emri çıkardığımız günde İhsan yakalanmıştı.Her zamanki gibi suçu hafif bulunup 2 gün sonra çıkmıştı.Çıkarken hain bir simayla gülümsemişti.Elimde olsa boğazını kesip kazığa koyabilirdim.Bana göre yasa böyle olmalıydı tıpkı Bulut’un katilinin yasası gibi…
00:38
Balkonda yıldızları izliyordum.Bilgisayarda Cradle Of Filth’in Nymphetamine şarkısı çalıyordu.Şarkıda eskilerin üzerine gelirsen?,ilk zamanların üzerine diyordu ben yetimhane günlerimi düşünürken…Sinirli ve sıkıntılı anlarımda beni tek rahatlatan evim,müzik,biraydı ve ben şuanda bu cennet üçlüsüne sahip olmanın mutluluğuyla yıldızların göz kırpışlarını izliyordum.Uykum yoktu.2 saat boyunca bira,müzik ikilisiyle sarhoş olup kendimden geçtiğimi hissettim.Uykum olmasa da artık uyumak istiyordum.Artık oyunu katilin kurallarına göre oynama zamanı gelmişti.
Sabah uyandığımda perdeyi açarak dışarı baktım.Aydınlık ve açık günlerin yerini karabulutlar almıştı,yerler ıslaktı.Gece uyuduğumda,göz kırpan yıldızların yerini ağlayan bulutlar almıştı demek.Günlerden cumartesiydi.Hafta sonunda ne yapacağımı düşünürken kapı çaldı.Kapıdaki bina görevlimiz olan Muhsin’di.Bana bir ihtiyacım olup olmadığını sordu.Bir ekmekle bir gazete sipariş ettim.(Klasik memur ikilisi) diye düşündüm tebessümle…5-10 dakika dosyalarıma baktım.Kapı tekrar çaldı.Muhsin siparişlerimi getirmişti.Teşekkür ederek kapıyı kapatırken Muhsin özür dileyerek:
-Bir soru sorabilir miyim Rüzgar Bey,dedi.Muhsin’in bu yönünü çok seviyordum.Gayet nazik davranışları vardı.Üniversiteyi bitirmesine rağmen kendi mesleğinde iş bulamadığı için bu görevi yapıyordu.Görevini tam yapan memurdan bir farksızdı.Sonuçta dilenmekten iyiydi.Kapıyı tekrar açtım “Tabi” diyerek.
-Yerel gazetede haberinizi okudum.Köydeki cinayeti siz üstlenmişsiniz.
-Evet,dedim sakin bir sesle.
-Peki bir sonuca ulaştınız mı?
-Hayır.Katil gayet profesyonel hiçbir iz bırakmamış ama araştırmaya devam ediyoruz.
-Peki efendim,teşekkür ederim.
-Rica ederim ama niçin sordun?
-Sadece merak,dedi dudakları gülümseyerek.
-Peki Muhsin,diyerek kapıyı kapattım.Muhsin’in neden bu konuyla ilgilendiğini düşünecek vaktim yoktu.Belki 3.sayfa haberlerine hayrandır diye düşündüm.Tekrar dosyalarıma döndüğümde açlığım ağır bastırmıştı.Midem adeta kendisini doyurmamı istiyormuşçasına karnıma bir ağrı sapladı.Bir kahve,birkaç peynir ve biraz peynirden oluşan bir kahvaltı hazırladım.Peyniri Bulut’un annesi vermişti araştırma yaptığım için klasik çömlek peynirlerindendi alışık değildim fakat tadı çok güzel gelmişti.Kahvaltımı yaptıktan sonra kısa bir yürüyüşe çıktım.Yürüdüğüm yollarda yer yer küçük beyaz solucanlara rastlıyordum.Hepsi kendini yağmur suyunun sarhoşluğuna bırakmış, güçlü zayıfı,büyük küçüğü ezer ilkesine bağlı olarak ayak altında eziliyorlardı.Şehir üstünde karabulutlar duruyordu.Yaz aylarına karşı olarak kapalı ve fırtınalı havaları daha çok seviyordum.Fırtınalı havada evimde olduğumda kahvemi yaparak dışarıyı izlerdim.Yürüyüşten sonra evime vardım.Duş aldıktan sonra yorgunluğumla birlikte kendimi yatağa bıraktım.
~III~
Sessizlik…
Loş bir Işık…
Yine yerdeydim.Yavaşça doğruldum.Hastane odasına benzer bir yerdeydim.Önümde bulunan sedyede bir adam yatıyordu.Kapı açıldı.Uzun saçlı,vücudu yapılı bir adam içeri girdi eline bir şırınga aldı ve bir küvetin içindeki larvaları adamın koluna enjekte etti.Şoktaydım.Hayatım boyunca bu kadar iğrenç bu kadar acımasız bir işkenceyle karşılaşmamıştım.Larvaları enjekte ettikten sonra sedyeyi dışarı çıkardı.Dışarı çıktığımda burasının küçük bir bağ evi olduğunu anladım.Çevrede meyve ağaçları ve üzüm salkımları vardı.Olup biteni sadece izlemekle yetiniyordum.Katil,maktulü küçük bir kamyonete alarak uzaklaştı...
Gözlerimi açtığımda tekrar odamdaydım.Yine kabusun etkisinde kalmıştım.Yatağımdan doğrularak banyoya gittim.Yüzümü yıkarken aynadaki varlığımı yabancı bir kişiymiş gibi görüyordum.Tenimde bir ceset beyazlığı vardı.siyah gözlerim,kaşlarım,hafif kirli sakalım tenimde minyatür gibi duruyordu.Odaya geçtim ve kendime bir fincan kahve yaptım.Her an yeni bir cinayetin haberini bekliyordum fakat gün boyunca ne bir telefon ne bir haber geldi.Ben ise hala kabusun etkisindeydim.
19:24
Hava hafif kararmıştı.Kara bulutlar yavaş yavaş gökyüzüne veda ediyordu.Yollarda hafif bir ıslaklık vardı.Bir yandan katili diğer yandan masama resmi bırakan gizemli kişiyi düşünüyordum.Her 2 olayda da bir tuhaflık seziyordum.Ne katilden nede resmi bırakan kişiden en ufak bir iz yoktu.Her ikisi de kusursuzdu adeta…Bu düşüncelerle Nevşehir sokaklarında sessizce yürüyordum.Bir ara kendimi Osmanlı Kahvehanesinin önünde buldum.İçerde yaşlı insanlar hoşsohbet ediyorlardı.İmrenerek içeri girdim.İçeri girdiğimde beni tanıyıp ayağa kalktılar.Teşekkür ederek oturmalarını rica ettim.İçlerinden birisi işlerimin nasıl olduğunu sordum.Son günler bir cinayetin olduğunu fakat herhangi bir sonuca ulaşamadığımızı söyledim.Anlattıklarımdan bir şey anlamayarak tekrar arkadaşlarına dönüp eski günlerden bahsetmeye başladı.Sessizce bu tatlı sohbeti dinliyordum.Bir süre sonra izin istedim ve sohbetleri için teşekkür ederek yanlarından ayrıldım.artık gece olmuştu..Ben tekrar Nevşehir’in,bulutların gözyaşıyla ıslanmış olan sokaklarında geziyordum.Birden yatsı ezanı okunmaya başladı.Ezan sesi de beni rahatlatıyordu.Yakınlarda 1726 yılında devrin sadrazamlarından,Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan Kurşunlu Camii vardı.Ezan sesi bu camiden geliyordu.Camî doğru yöneldim.Yaklaştıkça içimde nedensiz bir heyecan oluşuyordu.Uzun bir yokuşu çıktıktan sonra camiye ulaştım.Nevşehir’de bulunduğun sürece sadece adını duyduğum bu kutsal yere ilk kez adımımı atıyordum.Hayranlık içinde camiyi gezdim.Caminin kubbesi kurşun olduğu için bu adı almıştı.Caminin mihrabı Osmanlı mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendi.Minberi çok güzeldi.Müezzin mahfilinin altı, altın yaldızla işlemeliydi.Ben bu güzellikler karşısında sarhoş gezerken insanlar caminin içinde ibadetlerini yapıyorlardı.Camide biraz daha gezdikten sonra,camiden bir sokakla ayrılan camiyle aynı yılda yapılmış olan kütüphaneye geçtim.Kapıda hafif kır saçlı 1.70 boylarında,50’li yaşlarında güleç yüzlü bir adam:
-Buyurun,dedi.Bu huzurlu ortamda kendimi yabancı gibi hissediyordum.Adama bakarak:
-Sadece gezmek için gelmiştim,dedim suçlu bir insan sesiyle.
-Tabii, dedi tebessümle.Kendimi biraz daha hissederek bu ruhani ortama kaptırmış geziyordum.Kütüphane bölümüne girdim.Burası da külliyeye bağlı olduğundan 40 binden fazla arşive ve kitap olduğunu okumuştum.Bir kişi oturmuş masada kitap okuyordu.Sessizce ortama göz attım.Odanın tavanında cami kubbelerindeki gibi Osmanlı motiflerinin işlemeleri vardı.Burayı çok sevmiş daha önce gelmediğim için kendime kızmıştım.Cinayetin tek olumlu yönü beni düşüncelere daldırarak buraya getirmesiydi galiba…Kütüphanede her türden kitap mevcuttu.Öncelikle tarih kitaplarına göz attım.Sonrasında kitaplıklara bakınmaya devam ettim bir an için gözüm mitoloji kitabına takılmıştı.Kitabın üzerinde astral seyahat ile ilgili bir konu yer alıyordu.Bu konuları açtıkça bir çok büyü ve yöntemler vardı.Kabuslarıma benzer tek şey buydu şimdilik…Belki,bir ihtimal tam açıklamasını bulabilir miyim diye düşündüm.Sadece astral seyahatle ilgili bilgiler vardı.Ruhun uyku halinde vücudu terk ederek gezmesinden bahsediyordu.Belki de bu yüzden küçük ölüm diyorlardı uykuya.Konu hakkında sadece uyku durumunda bu olayın olmadığını, insanoğlunun kendisinin de uygulayabileceğini söylüyordu.Dışarıda gördüğüm adam kütüphaneye girmiş,kapı girişindeki masaya oturmuştu.Adama giderek:
-Bu kitabı ödünç alma imkanım var mı?, diye sordum.Kır saçlı adam gözlüklerini takarak önce kitaba baktı.Sonra kahverengi gözlerini bana dikerek:
-Tabii,yalnız kitap rafa koyulduğundan itibaren siz ikinci alan kişisiniz bu günlerde ün kazandı galiba,dedi.Gülümsedim.İlgileniyormuş gibi:
-Benden önce kim almıştı,dedim.
-Uzun saçlı kalıplı bir adam almıştı.Sırtımdan soğuk terler akıyordu kafamdan aşağıya soğuk sular dökülmüştü.Adam adeta kabusumdaki kişiye tanımlamıştı.Bu sefer gerçekten ilgileniyordum.Gözlerimi adama dikerek:
-Ne zaman aldı?
-Geçenlerde,tam olarak hatırlamıyorum,dedi.
-Peki adını biliyor musunuz?
-Hayır.Sadece bir gün kullanıp getireceğini işinin acele olduğunu söyleyerek aldı.Bir an için ona güvenmek zorunda kaldım,dedi adam.Sinirlenmiştim:
-Nasıl olur,nasıl yazmadan verirsiniz?Burada düzen yok mu?,diye bağırdım kendimi alamadan.Adam suçluymuş gibi yüzüme bakıyordu,korkudan yüzü bembeyaz kesilmişti.Adamı görünce birden acıdım:
-Özür dilerim,benim için önemliydi,dedim.
-Önemli değil.İyi akşamlar,dedi adam gitmemi istercesine.Başımı peki dercesine sallayarak odadan ayrıldım.Dağınık yer döşemelerini yeni fark ediyordum.Gece yarısına az kalmıştı.dağılan bulutlar arasında ay ıslak yolumu aydınlatıyordu.Kurtuluş yolunu…Yine havanın verdiği sarhoşlukla evime ulaştım.Masama oturup kitabı incelemeye başladım.Sınırsız bilgi içeriyordu adêta.Zevkle okudum,zamanın nasıl aktığını anlamayarak…
22:30
Bilgisayarımı açtım.Araştırmamı genişletmemi sürdürüyordum.Nevşehir’in haber sitesine de göz atmıştım.”Nevşehir’deki cinayet hala çözülmedi.” Adlı bir başlık altında,hakkımızda birçok dedikodu yapılmıştı.Yazara baktım.Yakup Talat’tı.Bir çok olay hakkında dedikodu yapan biriydi.Çok sinirlenmiştim.Pazartesi günü ilk işim bu konuyu yazan kişiyle görüşmek olacaktı.Astral seyahat ile ilgili arama motorunda çıkan sayfalara tek tek tıklıyordum.Hepside yaşadığı doğru veya yanlış olayları anlatıyor,nasıl yapıldığını söylüyor belki de dikkat çekmeye çalışıyorlardı.16-25 yaşları arasında bulunan gençlerdi.Buradan bir sonuç çıkmayacağını anladım.Araştırma anında vakit çabuk geçmişti.Saat gece yarısını geçmişti.Yarın günlerden pazardı.Gün beni yormuştu.Yatağa girdim.Derin bir küçük ölüme,ruhumun başka diyarlarda gezmesi için…
~IV~
Uyandığımda telefonumda 8 yeni mesaj vardı.Hepside Mikail’dendi.Mesajlarında nasıl olduğumu sormuş,evimi aradığını ulaşamayınca cep telefonumda ulaşmaya çalıştığını fakat telefonumun kapalı olduğunu yazmıştı.Şebekeme bir kez daha lanet ettim.Mikail’i aradım.Bir kaç saniye bekledikten sonra telefonu açtı:
-Efendim,nerelerdesiniz?
-Kusura bakma şebekemi biliyorsun.dün bir gezintiye çıkmıştım.Rahatlamak için.Herhangi bir gelişme var mı?
-Maalesef efendim,peki sizde?,dedi.Dün kütüphanede yaşadığım olayları anlatmak için kararsızdım.
-Hayır bende bir sonuca ulaşamadım.
-Peki,bugünde arkadaşlarla araştırmaya devam edeceğiz.Bir isteğiniz var mı?
-Hayır,çok teşekkür ederim,diyerek telefonu kapattım.Soğuk bir duş aldıktan sonra kendime geldim.Kendimi çok yalnız hissediyordum.Pencereden dışarı baktım.Hava güzel görünüyordu.Biraz yürüyüş yapmak için dışarı çıktım.İnsanlar Pazar gününün tadını çıkarıyorlardı.Kimi gençler arkadaş gruplarıyla geziyor,aileler ise çocuklarıyla küçük semte can veriyorlardı.Ben ise bu şehre yabancılığımı,bu küçük yerde yalnız bir kurtçuk olduğumu bir kez daha hissettim.Çarşıya çıkmışken öncelikle merkeze uğradım.Mikail bana gülümseyerek:
-Bir dediğiniz diğerini tutmuyor.
-Yürüyüşe çıkmıştım.Geçerken işlerin nasıl gittiğini merak ettim,bakayım dedim.Rahatsız etmedim ya?
-Hayır.Tam tersine mutlu olduk,özlemiştik sizi.
Mikail son kelimesini tamamlarken telefon çaldı.Mikail telefonu açtı:
-Buyurun,dedi.Ağlamaklı bir ses karşıdan cevap verdi.Mikail telefonu kapattığında benzi sapsarı kesilmişti.Kötü bir şey olduğunu anlamıştım.Merkezdekilere dönerek:
-Arkadaşlar hazırlanın gidiyoruz,dedikten sonra bana döndü:
-Efendim yeni bir cinayet,dedi titreyen sesiyle.Bunu bekliyordum.Fazla şaşırmamıştım.
-Nerde?
-Esentepe bölgesinde bir tepede gezen gençler tarafından bulunmuş.Yani sizin evinize yakın bir bölge,dedi Mikail.Gerçekten yakındı.Katil varlığını mı hissettiriyordu yoksa benimle oyun mu oynamak istiyordu.
-Peki.Siz olay bölgesine gidin ben sonra geleceğim,diyerek merkezden ayrıldım.Üstümdeki baskı ve şoku atmam gerekiyordu.Sinirlenmiştim.Çarşıya gelmişken gazeteciyle görüşmek üzere haber sitesinin binasına gittim.Yazarın adını söyledim.Karşıda küçük bir odada olduğunu söylediler.Kapısını çalarak içeri girdim.İçeri girdiğimde bilgisayarla uğraşıyordu.Ayağa kalktı:
-Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?,dedi.
-Saçma sapan haberlerinizi yayınlamayı bırakarak.
-Neresi saçma?Hala bir sonuca ulaşmış değilsiniz değil mi? Bunun üstüne yeni bir cinayet işlendiğini duydum.İşinizi iyi yapmış olsay…
-Lütfen devam etmeyin,diyerek yakasına yapıştım ve devam ettim:
-Bizim çok mu mutlu olduğumuzu sanıyorsunuz?O kurbanın ailesini ben gördüm sen değil.Neden bulamadığımızı merak mı ediyorsun?Neden bulamadığımızı mı merak ediyorsun?Cinayetleri biz işliyoruz,amacımız oyun oynamak sonrada bu katili bulamama süsü veriyoruz,diyerek saçma bir dedikodu attım.Bir dedikoduya son vermenin en iyi yolu daha saçma bir dedikodu çıkarmaktı.Yazarın gözü korkmuş beyaz tenli suratı sapsarı olmuş korkusundan altına edecekti.Binadan çıktığımda kendimi daha rahatlamış hissediyordum.Yürüyerek geldiğim için bir otobüse atladım.Havanın güzel olmasına rağmen otobüsün içi çok kalabalıktı.İnsanlar birde bu durumdan şikayet edip homurdanıyorlardı.Bugün çevremdeki insanlar bana çok yabancı geliyordu.Artık yaşamaktan sıkılmıştım.Ben bunları düşünürken otobüs esentepeye ulaşmıştı.Tepedeki kalabalıktan kurbanın nerede olduğu rahatlıkla belli oluyordu.O bölgeye gittim.Mikail yanıma gelerek:
-Gerçekten görmek istiyor musunuz bilmiyorum efendim fakat bu olanlar bu insanlara yapılanlar gerçekten çok vahşice.
-Evet,dedim şüphe etmeden “kesinlikle çok acı…”biraz daha ilerlediğimde vücudunun tamamı kan içinde yatan cesedi gördüm.Yüzü tanınmaz haldeydi.Fakat üzerinde beyaz kurtçukları gördüğümde lanet kabuslarımdan birinin daha gerçekleştiğini gördüm.Mikail:
-Gerçekten zekice,dedi.Bu insanda ne acıma var nede mide.Daima yeni yöntemler geliştirmekte…diye devam etti.İbrahim ve Ergün ceset çevresinde kısa bir inceleme yapmıştı.İbrahim yanıma gelerek:
-Efendim,cesedin çevresinde birbirine benzer ayak izleri var.Katilimiz gayet yapılı birine benziyor.
-Peki başka bir ipucu yok mu?,dedim.İbrahim öncelikle Ergün’ün gözüne baktı sonrasında:
-Bir kağıt…Cesedin üzerinde sadece bir kağıt bulduk ve de kurtçuklar…
-Kağıtta herhangi bir şey yazıyor mu?
-“Son Kurban Sensin”,dedi Ergün gözlerini kaçırarak.
-Evet sadece bunu yazmış efendim.Mikail:
-Belki de bu ceset için demiştir,ha?
-Sanmıyorum.Bir mesaj vermek istiyor diye ekledim.Sonrasında soruşturmaları tartışan Merve,Ezgi ve Yaprağın yanına gittim:
-Bir gelişme varmı?
-Hayır efendim,dedi Yaprak ince ses tonuyla:
-Herkesi sorguladık fakat hiç bir şey bilmiyorlar,sadece şu 3 genç gezerken rastladıklarını söylüyorlar,dedi.Gençlere doğru yöneldim.En fazla 17-18 yaşlarındaydılar.Yanlarına yaklaştıkça korktukları yüzlerinden belli oluyordu.Bir iki metre kala sorumu yönelttim.
-Burada ne işiniz var?
Sarışın,kısa boylu,mavi gözlü olanı ağlamaklı bir sesle:
-Sadece,sadece…,dedikten sonra tıkandı.Kumral tenli,uzun saçlı olanı devam etti:
-Sadece geziyorduk efendim.
-Bu saatte?
-Evet piknik yapmak için.İnanmazsanız bakın malzemelerimiz şu ağacın altında.
-Peki,dedim.Sarışın olanın yanına giderek:
-Korkma sadece bazı şeyleri bilmemiz gerekiyor,dedim Başını salladı.Ergün’den kağıdı istedim.Kağıdı aldıktan sonra Kaan ile Oğuz’a çevreye bakmalarını,Ergün ile İbrahim’e de kurtçukları araştırmalarını söyledim.Mikail’e dönerek:
-Kemal’i çağır.Cesedi incelesin.Umarım faydası dokunur,diyerek önce evime vardım.Çantamı ve dosyamı aldıktan sonra arabama binerek doğruca merkeze vardım.Tolga merakla yanıma geldi:
-Ne oldu efendim.Bir şey var mı?
-Evet Tolga,bir çok şey ve sana şu anda çok ihtiyacım var.
-Neden?
-Biliyorum ki bilgisayarda olduğu kadar el yazısından kişilik çıkarmakta da iyisin ve katil bize bu notunu bırakmış nasıl biri olduğunu bulabilir misin?
-Tabii, bana güvendiğiniz için teşekkür ederim elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.
-Sana güveniyorum,dedim.Tolga yazıyı tarayıcıya koyarak bilgisayara geçti.yazıyı incelemeye başladı:
-Görüyorsunuz ki yazıda vurgu var.Bu katilin sinirli,zorba,katı biri olduğuna örnek.
Ve yazı italik bir şekilde yazılmış.Buda katilimizin sıkıntılı olduğunu gösterir.
Tolga’yı dikkatlice dinliyor, söylediklerini anlamaya çalışıyordum.Katilin fiziki yönünü bilmesem de,rûhi yönünü öğrenmiştim.
-Son olarak toplarlarsak katilimiz küçük yaşta işkence görmüş biri olabilir.Daha çocuk yaşta işkence görmüş,diyerek tezini ortaya koydu.Şaşırmıştım.Sadece 10 dakika içinde 2 kelimeden tüm bu kanılara varmıştı.
-Çok teşekkürler,artık fiziki olmasa da ruhi yönden nasıl biri olduğunu biliyoruz,dedim.Bu arada içeri Mikail ile Kemal girdi.
-Nasıl gitti?,diye sordum.Kemal:
-Yine çok cerrahice,böyle bir şeyi kim yapabilir neden yapabilir anlamıyorum.Kurban önce bayıltılmış olmalı.Sonrasında larvalar enjekte edilmiş.Kanı bulunca da hızla büyümeye başlamışlar ve tüm vücudu işgal etmişler,mantıklıca,dedi.Yorumu pür dikkat dinledim.Mikail’e:
-Kimliği belli oldu mu?
-Evet,efendim.Yılmaz Kahraman ailesi şok geçirdi duyunca,diye hüzünlendi.
-Peki bu kadar larva nerden temin edilmiş olabilir.
Kemal araya girdi:
-Bunun için o kadar larvaya gerek yok sadece 2 larvanın olması yeterli bunlar vücut sıcaklığı için kolayca çoğalabilirler,dedi.Mikail:
-Sulu bölgelerde olabilir,dedi.Diğerleri baş sallayarak onu doğruladı.
Düşüncelere dalmıştım.Kağıda baktım.Bir an için fotoğrafı unutmuştum.İzin isteyerek lavaboya gittim.Çantamdan fotoğrafı çıkardım.Arkasını çevirdim.Yazı stili ve kullanılışı katilinkine çok benziyordu.Katil bele iletişim kurmak için neden bu insanları kullanıyordu?.Acaba katil “Son Kurban Sensin” derken benden mi bahsediyordu.Sorular kafamın içinde karışmıştı.Artık düşünemiyordum.Aynada kendime baktım.Bu cinayetler boyunca zayıfladığımı hissettim.Arkadaşlarımın yanına vardım.Biraz oturduktan sonra doğruca eve gittim.Kendime bir kahve yaptıktan sonra pencerenin önüne geçtim ve geçmişi düşündüm.Yetimhanede tartıştığım kimse yoktu.Herkesle çok iyi anlaşırdım.Derin bir of çekerek televizyonu açtım.Can sıkıntısı ile birkaç dakika kanalları zapladım.Sonrasında en iyisinin yatmak olduğunu düşündüm.Saat 5’e geliyordu.Zaman su gibi akıp gitmiş.Katil yeni bir cinayetle günümü mahvetmişti.Kader,dedim içimden ve ruhumu karanlığa bir kez daha teslim ettim.
~V~
Birkaç çatırtıyla gözlerimi tanımadığım bir yerde açıyordum.Başımda o katil.Uzun,siyah,yağlı yüzüme sarkan saçlarının arasından esmer yüzüyle,siyah gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu.Biran için katilde kendi yüzümü görmüştüm.Saçlarım daha da uzamış yüzüm ise bronzlaşmıştı.Bir bıçak alarak yanıma geldi.Yerimde çırpınıyordum fakat nafile…Beni sıkı sıkıya bağlamıştı.Bu kurtuluş çabama küçümser gözlerle bakıyordu.Elindeki büyük paslı bıçağı kaldırdı,gözlerini kalbime çevirdi.Hedefini aldıktan sonra bıçağı hızla göğsüme indirdi.
Göğsümü tutarak uykumdan uyandım.Gözlerimi kapatıp açtığımda odamdaydım.Yatağımda hareket etmek istiyordum.Fakat hiç kıpırdayamıyordum.Bağırdım,çağırdım fakat kendi sesimi ben bile duymuyordum.Son bir kez çığlık attım fakat yine sesim çıkmıyordu.5-10 saniye sonra kendime geldim.Saate baktım 3’ü gösteriyordu.Ayağa kalktım.Kalkmamla kendimi yatağa atmam bir oldu.Her ne olduysa başım fena dönüyordu.Biraz bekledikten sonra tekrar kalkarak banyoya ulaştım ve yüzümü yıkadım.Üstümü giydim.Bilinçsizce hareket ediyordum.Dışarı çıktım.Gecenin soğuğu yüzüme çarptı.Havada daha önce hiç bilmediğim bir koku vardı.İçimi ferahlık kapladı.Arabama atladım.Nereye gittiğimi bilmiyordum.Sadece arabayı boş gözlerle sürdüğümü hissettim.Bir kitapta sadece hislerinizin sizi götürdüğü yere gidin zararlı çıkmazsınız diyordu.Ben ise bu kurala karşı koyarak eve geri döndüm.Uykum yoktu,bilgisayarımı açtım ve bir kahve yaparak internette gezmeye başladım.Yakup Talat yeni bir makale yazarak bizden özür diliyor yaptığının yanlış olduğunu kabul ediyordu.Birazda korkusundan bunları yazmaya ihtiyaç duymuştu.Sabaha doğru bilgisayarı kapatıp tekrar uyudum.
Saat 07:00
Merkeze ulaştım.Ekip elemanları gece boyunca hiç uyumamış yeni cinayet hakkında araştırma yapmışlardı.yorgunlukları her hallerinden belli oluyordu.Bugün izinli olduklarını dinlenmelerini söyledim.Her ne kadar itiraz etseler de sonunda kabul etmek zorunda kaldılar.Bende merkezden ayrılarak şehirde gezmek için çıktım.Uzun süre nereye gittiğimi bilmeyerek yürüdüm.Sanki başka biri tarafından yönlendiriliyordum.Karanlık bir yere geldim.Dört bir yanımda binalar vardı.Ortalarda hiç kimse yoktu.Bu mekana daha önce hiç gelmediğimi hissettim.İlerden bir ses geldi:
-Kim var orada,dedim yanıt yoktu.Korkuyordum.Peki neden?Sadist katilin beni bulmasından mı?Karanlık ve kapalı mekanlardan oldum olası nefret etmiştim.Etrafta kimsenin olmaması beni öfkelendiriyordu.İlk önüme çıkan kişiye yumruğumu indirebilirdim.Öfkeyle biriktirdiğim gücü elimde tutuyordum.göz bebeklerimin büyüdüğünü hissettim,titriyordum ve kalbim hızla a atıyordu.Oturacak bir yer aradım.Yoktu.İlerden bir ses daha geldi.Bu ses gittikçe yaklaşıyordu.Karanlığın içinden sıyrılarak yanıma geldi.Korkudan başım aşağı düşmüştü.Yüzünü görmek için başımı hafifçe kaldırdığımda yine o siyah,kanlı gözleri gördüm.Kana,öfkeye,acı çektirmeye susamışçasına bakıyordu.Esmer yüzünde en ufak bir kuşku yoktu.Elindeki şırıngayı koluma ani bir hareketle sapladı.
Metal sesleriyle gözlerimi açtım.Bir sedyenin üzerinde yatıyordum.Kalkmaya çalıştığımda sedyeye bağlı olduğumu anladım.Hala korkuyordum.Dilim kurumuştu.Korkum vücudumdaki suyu tüketiyordu.Katil yanıma geldi,gözlerini gözlerime dikti.Bu kez yüzünü tam olarak görebiliyordum.Sanki karşımda bir ayna vardı da benim kötü yüzümü gösteriyordu.Kendimi,kendimin karşısında güçsüz hissettim.Katil gözlerimin içine bakmaya devam ederek:
-Ne garip değil mi?,dedi orta ses tonuyla.Yüzüne şaşkınca baktım.Böyle bir insandan böyle bir ses,ilginçti.Korkumu belli etmemeye çalışarak:
-Garip olan ne?
-Buradan farklı bir yerde de karşılaşabilirdik.
-Açık konuşur musun?
-Masandaki resmi hatırlıyor musun?Yetimhanede.En arkadaki her zaman aşağılanan çocuk.
Resmi gözümün önüne getirdim.Hatırlıyordum.Diğer çocuklar sürekli onunla dalga geçerlerdi.Ben ise istem dışı bir sıcaklık duyardım.
-Ne günlerdi,diye devam etti.Başımı sallamakla yetindim.Bir yandan konuşurken bir yandan da bir şeylerle uğraşıyordu.Onu görmekte zorlanıyordum.Yerimde kıpırdayarak:
-Burada ne işim var?
-Kutlama yapıyoruz sevgili kardeşim.
-Ne kutlaması,ne kardeşinden bahsediyorsun?
-Doğum günü kutlaması.Hatırla doğum günlerimiz aynıydı.Bu kadar saf olma neden benzediğimizi hiç düşünmedin mi?Rüzgar ve Yıldırım’ın doğuşunun kutlaması bu…,dedi gülerek.Rüzgar,Bulut ve Yıldırım isimlerini birleştirmiş tam bir fırtına çıkarmıştı.Gerçektende bugün doğum günümdü bu kargaşa içinde çoktan unutmuştum.Ona bakarak:
-Yoksa…
-Evet,ikiz kardeşim.Bu yüzden ne yaptığını her zaman biliyordum.Sen iyi yerlerde okurken ben mahzenlerde acı çektim.Acılarımı hissetmedin.Ama ben senin yaptığın her şeyi biliyordum.Ben senin karanlık yüzünüm.İçindeki nefretlerin canlı kanıtı.Acılarımı görmedin fakat yaptıklarımı görmeni istedim.Kendimi geliştirmek için Vatikan’a gittim.Burada Latince eğitimi aldıktan sonra Hindistan’a kara büyü öğrenmeye gittim.Seni ancak bu yöntemlerle yenebilirdim.Sıra uygulamaya geldiğinde kabusun oldum.Senin Astral Seyahat diye bildiğin yöntemle ruhunu yanıma getirdim.Yaptıklarımı görmen için…,diye konuştu.Yattığım yerde şaşkınca onu dinliyordum.
-Neden,neden kardeş olduğumuzu söylemedin peki?,diye yakındım.
-Kıskançlık ve kin.Bu dünyada 2 tane ben her zaman fazla,sen hep en iyiydin.Benim senden daha iyi olduğumu görmeni istedim.Ve o çok beklediğim an geldi.,diyerek eline aldığı bıçağı kaldırdı,gözlerini kalbime çevirdi.Hedefini aldıktan sonra bıçağı hızla göğsüme indirdi.Tam bıçağı indirdiği anda o anki adrenalin ve heyecanla bağları koparıp kendimi yere attım.Kardeşim,bıçağı sedyeye saplamıştı.Daha da çok sinirlenerek masadan yeni bir bıçak aldı ve tekrar saldırdı.İzlediğim korku filmlerini,okuduğum gerilim romanlarını tekrar yaşıyordum.Bu kez iyi adam kazanmalıydı.Tekrar saldırıdan kurtuldum.Bende masadan bir bıçak kaparak karşısına geçtim.Karşı karşıya birbirimize bakıyorduk.Sinirli sesiyle:
-1 yaşındaydım,içimdeki tüm kötü hisleri anlamışlardı.İçimden küçük hayvanlara acı çektirme hissi olduğumu hatırlıyorum.Sonrasında 6 yaşındaydım,küçük bir çocuğun kafasını ezmiştim bir taşla,dedi.Onu dinliyordum ve:
-Fakat değişebilirsin,dedim.
-Hayır,cami avlusunda bulunduk değil mi?O gecenin çok soğuk bir gece olduğunu kurtulmamızın mucize olduğunu anlattılar.Oradan tek ben kurtulmalıydım fakat senin hep ölü olman gerekti şimdide öyle olacak,diyerek bir hamle daha yaptı.Ani bir refleksle kenara çekildim.Kardeşim duvara çarpmıştı.Sırtı bana dönüktü.Boğazını yakaladım.İçimdeki kin artmıştı.Kulağına eğildim:
-Her zaman ben öndeydim,bundan sonrada öyle olacak,diyerek bıçağı tam kalbinin ortasına sapladım.Kanlar ılık ılık ayaklarımın ucuna aktı.Ölü kardeşimi yere bıraktım.İçerde biraz gezdim.Bir yatak vardı yastığını kaldırdım.Küçük bir defter vardı.Defteri aldım,yatağa oturdum.Bu kardeşimin günlüğüydü.Günlüğü heyecanla ve yavaşça açtım.İlk sayfasını açtığımda bir kez daha şok oldum…
Sessizlik…
Karanlık…
Yalnızlık… yazılarını okudum ve kanlı ellerimi yüzüme getirerek hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bir yandan kardeşimin bir yandan katilimin katili olmuş,kan kokusu içinde öylece oturuyordum.
Ve sonrası.
Sessizlik ve Karanlık…
|
|
|
 |
Katil Kabuslar Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
| Üye Adý : Spiritus |
Yorum Baþlýðý
: :) |
| Yorum Tarihi : 03.09.2009 |
| Yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar :) |
|
| Cinsyet :
Bay |
| Þehir : Nevşehir |
| Üyelik Tarihi :
10.08.2009 |
|
|
 |
Katil Kabuslar Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|