Vişnenin iç burkan tadını ve vodkanın boğazımı yakışını hissediyorum yine. Yarılanmış şişeye bakıp gereksiz bir kahkaha atıyorum içten içe. Geride bıraktıklarım; sandık içinde unutulmuş insanlar, anılar geliyor karşıma. Kaç duble bitirmeliyim geçmişimi unutmak için diye düşünüyorum. Gözüm, her ne kadar umrumda olmasa da, saate kayıyor: 01.23 yazıyor saatte. İçten bir küfür savuruyorum yarın sabahın köründe okula gideceğim için. Telefonuma uzanıyorum, anlamsızca mesajları kurcalıyorum, sevgi sözcükleri arıyor gözlerim. Ne yapmak istediğimi bilmiyorum, tek istediğim şuan ucuz bir fahişenin kollarında olmak. Tanımadığın birinden şefkat ummak, bir daha görmeyeceğin biriyle zevkin doruklarından tatlar almak ve sadece onun olmak o an için. Hakkında sadece muhteşem bir gece geçirmek dışında hiçbir şey bilmediğin kusursuz kadın. Aşkın en asili, en doğal hali bu olsa gerek. Veya böyle saçmalamama neden olan vodkaya aşık olmak; onu yudumlarken haz duymak, boğazında ya da damarlarında süzülürken ruhuna dokunduğunu hissetmek. Bugün insanların ağzına sakız yaptığı aşk kelimesini ne hallere düşürdüm be(!) Bu yüzden anlaşamıyoruz sanırım insanlarla duygulardan bahsettiğimde. Bir bebek çığlığı bozuyor gecenin sessiz senfonisini. Etrafındakilerin yapamayacağı bir şeyi yapıyor bebek, haykırıyor özgürce. Annesi susturmaya çalışıyor büyük ihtimalle, esiri olduğu uyku yavaş yavaş ama isteksizce vücudunu terkederken. Düşünüyorum; bir annenin çaresizliği, ekstradan sahip olduğu prangalar. Lakin umursamıyorum, o annenin benim yarın okula gideceğimi düşündüğünü hiç sanmıyorum. Vodkamın kalanını fondip yapıyorum, ağlayan bebeğin sustuğunu farkediyorum, ruhumun dinginleştiğini farkediyorum, kendimi uykunun kollarına bırakıyorum, yaşıyorum…
Murat Oğuz Küçükada
http://www.mrtkckd.com |
|