çocukmuşum gibi öptüm.suçlu değildim.
balonlarım,elma şekerlerim,sevinç çığlıklarım hala hayattaymış gibi.çocuktu sevgim.
fukara mahallelerdeki sokak çocuklarının kaldırımlara çizdiği seksek karelerini vücuduma çizmiştim tebeşirlerle.küçük kız çocuklarının orospu,küçük erkek çocuklarının orospu çocuğu olmadığı bir hayatın,fragmanı.
olmak istediğim şey ''hayat''tı.ama ben ilk ölümü öğrendim.
artık,gördüğüm tüm sek sek kareleri çizili kaldırım taşlarına tükürülüyor,tüm çocuklar küfür ediyordu.bunların hiç biri beni zerre kadar ilgilendirmiyordu en kötüsüde.
oynamak istediğim rol ''hayat''tı.okuduğum senaryo ölüm.
ızdırap veriyordu tanık olduğum her sabah,uyuyamadığım her gece,biçilmiş her kaftan,hissettiğim her ten...ızdırap veriyordu sevgim.sevgim ızdırabı öğretiyordu bana.sigara yerine nefeslerimi çekiyordum ki,bir zaman sonra zaten alışkanlık yaptı.
eh,evet.
''alışkanlık''larıma ''bağımlılık''diyemeyecek kadar korkmuştum.
şimdiyse kaç kişi kahve fincanımda intihar etti veya kaç kez kahve fincanımda intihar ettim,
bilemiyorum,ölmemeyi ''alışkanlık'' haline getirmişim.
arkamda bir enkaz,önümde bir kaza,sağımda feryat,solumda figan...ortalarında ben duruyordum.dokunduğu her hücreme siyah çelenkler gönderiyordum.
benim ölümüm ''kendisiydi'' benim ölümüm ''ben''dim.
benim ölümüm herhangi bir saatte,herhangi bir cenaze,herhangi bir masalın sonuydu.
başını bulutlara çarpıp duran bir cüceydi benim ölümüm,iki çift siyah gözdü.
cenazemi martılar kaldırıyor,imam duası yerine gemi düdüğü çalıyordu.
göze batan bir aitsizlik vardı,bir hayatsızlık,bir hayalsizlik...
ne kadar betim benzim atacak ne kadar beyaza kaçacağımı bile tutturamamıştı bedenim.
ölümümü elime yüzüme bulaştırmış af bekliyordum hayattan.
benim ölümüm,dirilmekti.Sevmekti.Özlemekti.
yanaklarıma lanet okuyan her gözyaşı damlamın milimetrik ölçümünü yapmaktı.
kabataslak robot resmini çizmekti.
ben özlerken,içimde sayısız atom parçalanırdı.
en temiz yerinden kirletmekle tehdit ediyordum dünyamı.
dünya sıfatsızdı! dönüp duran bir küreydi!
bende üzerinde dönüp duruyordum.
hayatın ''anlam'' değerleriyle bir halta benzetemediği bir dalgaydım.
yürürken ağlardım ve susarken.
uyurken ve gülerken...severken ve ölürken.ama onu öldürürken hiç ağlamadım.
oyuncak bebeklerimden birinin kalbi kopmuş gibi yada beyni patlamış.
bir çocukmuşum gibi öptüm. |
|