Acıyla burkuldu belleğim, yatak çarşaflarda iz dolu bayat lekeler raksta. Rakı sofrası duvardaki rutubet… Havada bir korku, tırsak adıyla ürpermiş küçük rahimler. Ben şurdayım, buradayım. Kenara düşmüşüm. Dizimden kan damlıyor, sevgili Yaratığım! Histerik ağlıyor kan. Krizantem olsun yeni kutsalımın adı, ısrar ediyorum özlesin beni tüm cisimler.
Nietzsche, Freud, Kafka, Nilgün Marmara, Bukowski, Vasconcelos … İsimler?
Hangi mağra burası ? Plüton? Jüpiter? Neptün?
Kefen mi jartiyerin adı?
Yazık ki sona kalan dona kalır, Yaratığım! Yarasa dolu karın boşluğum, hepsi hepsine aşık. Ben hiçlerdenim. Zehirli mi o krizantem? Israr etmiştim zemberek olsun… ben arkada kaldım hep, bilemedim. Kimse seslenmedi bana. İsmim yok benim. Yont beni, Yaratığım! Seçici-geçirgen özelliğim bu benim, çamaşır ipinde göz kapaklarım. Gökyüzü yine oval bugün. Nehir akıyor akciğerlerimde. Krizantemlerim bizden çocuk. Gerisin geriye sığmıyor kemik iliğim.
Dizimden kan damlıyor, sevgili Yaratığım!
Birkaç mevsim geçmiş ben gelirken…
Hiçbir şey aynı değil mi?
Nerde mutsuz krizantemlerim?
Söyle bana Yaratığım!
Nereye koymuşlar beni?
http://gizemnot.blogcu.com/ |
|