| SON TANGO
Ayrı dünyanın kuytularında. Karanlık bir odada. Buruşuk çarşafların üzerindeyim. Bedenim kaskatı, ama ruhum bir sineğin kanadı gibi titriyor.. Beynimin içindeki o savaş devam ederken, geleceğin kararlı gözleri altında yaşamaya çalışıyoruz…
Dışarı çıkıyorum. Karnım aç, dolapta yiyecek pek bir şey yok. Aslında var ama günlerdir aynı şeyi yemekten bıktığımı söylemeye utanıyorum. Ya birgün hepimiz aynı şeyi yemek zorunda kalırsak?.. İşte o cadde. Rotam artık okadar belli ki, beni ben değil, sinir sistemim götürüyor. Belki de adımlarım hep aynı noktaya basıyor. Belki de bir milim bile şaşmıyor! İşte o yuvarlaktan sola sapıyorum, biraz ilerleyip karşıya geçiyorum. İşte küçük bir dört yol. Sağa sapıyorum. Devam etip tekrar karşıya geçiyorum. Sola dönüyorum işte her Cuma orada bulunduğum bir ibadethane. Başımı eğip hızlı adımlarla geçiyorum. Ruhumun titremesi şiddetleniyor. İşte girişteyim ve ben içeri bakmamak için kendimi zor tutuyorum. Biliyorum, çünkü insanlar orada ibadet ediyorlar. Biliyorum, çünkü içeriden beni çağırıyorlar. Beynimin içindeki o savaş doruğa çıkıyor ve ben oradan geçip gidiyorum… Uzun ve sıkıcı bir yolculuktan sonra bir fast food’a geliyorum. Aklıma Bulgaristan’da ki dostum geliyor, “Keşke oda burada olsa” diyorum. Herzamanki oturduğumuz yere oturuyorum. Atom döneri afiyetle yiyorum. Belkide en çok şükür ettiğim an bu döner ziyafeti oluyor… Bu sıkıcı yolculuğu şimdi de tersten yaşıyorum.
Aslında kış boyu yoğun çalışmalar, yurt hayatı, öğrencilerle fikir çatışmaları bana hızlı bir tempo kazandırmışken, herşey bir sınav gününden sonra ani frenle noktalanıyor. O sıkıcı hayat, kaldığı yerden devam ediyor.
Ayrı dünyanın kuytularında. Karanlık bir odada. Buruşuk çarşafların üzerindeyim. Gelecek, ruhuma amansız bir korku salarken, hakikat, tüm varlığıma bağıra bağıra beni çağırırken… Ben günahlarımla kol kola, son tangomu yapıyorum! |
|