Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
Kahvaltısız sabah okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
Kahvaltısız sabah |
| Kategori |
: |
Hikaye |
| Ekleyen |
: |
cumababa |
| Eklenme Tarihi |
: |
11.06.2009 |
| Okunma Sayýsý |
: |
347 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
Annesinin ve üvey babasının kavga seslerini duymamak için yastığı daha fazla bastırdı kulaklarına. O ne kadar çok bastırırsa anne ve üvey baba olma konusunda isimden ileriye gidemeyen insanlar daha da çok seslerini yükseltiyorlardı. ‘Ağlama, ağlama’ diye kendi kendine telkinde bulunmaya çalışıyor ama işe yaramadığını yastığın ıslaklığı yanağına değdikçe anlıyordu. Yeni yuvası denebilecek bu yer de her akşam duyduğu kavga sesleri onun için cehennem ateşlerinde yanmaya benziyordu. İlkokulda hayat bilgisi dersinde gördüğü ufacık bir odanın içine oturmuş gazete okuyan baba, elinde çay tepsisi gülümseyerek odaya yeni girmiş olan anne, örgü ören büyükanne, iki torunuyla oynayan dede, sobanın yanına kıvrılıp uyumuş bir kedi ve sobanın üstünde pişmekte olan kestane den oluşan mutlu aile tablosunu hayal etmişti yıllar boyu. Şu an için oradaki kestane bile olmaya razıydı. Çekirdek aile denen kurum onun hayatına hiç uğramamış, annesi babası ayrılmış, uzun süre ailesinde uzakta yalnızlık, açlık ve parasızlıkla savaşmıştı. Şu an büyük bir evde yaşıyordu. Yalnızlık ve açlık denen şeylerin ne olduğunu neredeyse unutmuştu ama bu kocaman ev bile onun içindeki acıları koymasına yetecek kadar büyük değildi. Her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmış, hayatına girecek en ufak bir ışığa muhtaç halde sadece nefes alıp veriyordu. Hayattan zevk almadan, yaşamış olmak için yaşıyordu. Bir anda seslerin kesildiğini ve dış kapının sertçe kapanış sesini duydu. Annesinin hıçkırıkları odasının ve kulaklarının içinde çınlıyordu. Annesinin yanına gitmek ona sarılmak onu teselli etmek istiyordu. Yatağından kalktı, ayakta durdu ve annesine ne diyeceğini düşündü uzun süre. Annesinin kaldığı odanın kapısı kapandığında kendisine lotodan para çıkmış birisi gibi sevindi. Yıllarca ağlamış ve onu kimse teselli etmemişti. Yani insanlara nasıl teselli vereceğini bilemiyordu. Tıpkı rahmetli anneannesinin cenazesi kaldırıldıktan sonra dedesinin ve anneannesinin yıllarca yaşadığı eve geldiğinde ne yapacağını bilemediği gibi. Hayatında ilk kez bir cenaze evine gidiyor, ne yapacağını ne diyeceğini bilemiyordu. Dedesi ve anneannesinin yıllarca beraber yaşamış olmasının sırrını merak etti yıllar boyu ama hiçbir zaman da cesaret edipte soramamıştı ona. Küçücük odanın içine anneannesinden kalan eşyaları incelemiş ve sonunda annesi doğmadan önce alınmış, anneannesinin el emeği göz nuru işlediği bir dantelle üzeri örtülmüş siyah radyoya baka kalmıştı. Üzerinde tozları hala duran bu eski radyoyu kucağına alıp okşayarak ağlamıştı. ‘Seni çok özledim’ dedi sessizce. Özlemini tek duyduğu şey o değildi tabiî ki, hayatında kendisinden bile daha çok önemsediği hatta belki de tek önemsediği insanı kaybetmişti. Bunun acısı da bir anda bindi genç omuzlarına. Belki biraz uyurum diye düşünüp nemli gözlerini kapattı yavaşça.
Sabah olmuş işe gitme saati gelmişti. Annesi dün akşam olanlardan sonra sabaha karşı yatmış o yüzden hala uyuyordu. Üstünü hiç ses çıkarmadan giyindi. Banyo da iş yerine uygun ve çok sade bir biçimde hazırlandı. Kapıdan çıkmadan önce vestiyerde duran üzerinde ‘İş yerinde yersin’ yazılı bir not bulunan pakete gözü ilişti. Hemen paketi alıp açtı. İçinde annesinin gece kendisi için yaptığı kek vardı. Kahvaltısız ve günaydınsız geçen onca yıldan sonra ne hissedeceğini bilmiyordu. Evden dışarı attı kendini göz yaşlarına hakim olmaya çalışarak. İş yerine geldiğinde kekin yarısına yakını bitmiş susuzluktan ölmek üzereydi. Hemen çay ocağına koşup damacanaya ağzını dayayarak su içmek istiyordu kana kana. Tıpkı çocukken mahallenin çocuklarıyla oynadıkları oyunlardan sonra susamış bir halde mahallede bulunan tek çeşmeye sıra kapmak için koşturduğu zamanlardaki gibi, suyu ağzının kenarlarından akıta akıta içmek istiyordu. Çay ocağında ondan önce gelmiş mesai arkadaşları oturmuş dün akşam ki maçı konuşuyorlardı. Her maçtan sonra saatlerce aynı pozisyonları seyredip arkasından da saatlerce yorum yapan erkekler nedense kadınlar bir dizi yada film hakkında konuşmaya başladıklarında sıkılır ‘Aynı şeylerden konuşmaktan ne zevk alıyorsunuz’ diye dert yanarlardı. ‘Anne keki isteyen var mı?’ dedi sırıtarak. ‘Neli?’ diye sordu şirketin ofis boyu Tarık. ‘Böcekli, ister misin?’ diye karşılık verdi suratındaki ifade değişmeden. ‘Bayılırım’ dedi ve elindeki kabı aldı Tarık. İçinden en büyük dilimi alıp kocaman bir ısırık aldı. ‘Yalnız annene söyle bir dahaki sefere antenlerini çıkarsın hayvanların acımış biraz’ dedi. Onun ve çay ocağının küçücük ortamında bulunan erkeklerin midesini bulandırarak. ‘Tamam Tarık cığım söylerim’ dedi ve yine aynı gülümsemeyle masasına yürüdü. Bilgisayarını açıp bugün başına gelen en güzel şey olan annesinin kek yapma olayını herkesle paylaşmak istiyordu. Etrafındaki insanlara içini dökemediği için yine malum siteye girip bir itirafta bulunacaktı. Kendisini en rahat hissettiği yer orasıydı bu dünya da. İstediğini oraya yazabiliyor ve kendince rahatlıyordu. Tanımadığı insanlar dertlerini, çektiği sıkıntıları ve içinde kopan fırtınaları anlatmak kendisini rahatlatmanın bir yoluydu onun için. Keşke birileri de karşılık verse daha güzel olur diye düşünürdü hep. Sayfayı açtı içinden geçenleri dilinin döndüğünce yazdı. Beğenmedi sildi bir daha yazdı. Mükemmel olmamakla birlikte yayınlanma ihtimali bulunan bir itiraf olduğunu düşünüp sayfayı kapattı. Kendini geriye doğru esnetip işinin başına koyuldu.
|
|
|
 |
Kahvaltısız sabah Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
Kahvaltısız sabah Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|