Kayıtlı Kullanıcı Girişi |
|
Reklam |
Haberler |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
GEÇİKMİŞ DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ okunuyor. |
|
 |
Baþlýk |
: |
GEÇİKMİŞ DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ |
| Kategori |
: |
Kişisel |
| Ekleyen |
: |
meli |
| Eklenme Tarihi |
: |
27.05.2009 |
| Okunma Sayýsý |
: |
383 |
|
|
|
Yazý Ýçeriði |
Sen var ya sen?!. Kıllı ve gıcık adam...
Hayatıma girdiğin gün beni hem hayata bağladın, hem de hayata küstürdün...
Kışın tam ortasında, kar fırtınasının içinde kaybolmamak için direnirken ve parçalanmış yüreğimi ısıtmaya çalışırken; kim olduğumu, neden niçin yaşamam gerektiğini anlamama yardımcı oldun. Seninle ben de yeniden yaşamaya başladım...
Gerçi başlangıçta ben senin gelmeni pek istememiştim?!.
Her halde çok kıllı ve gıcık bir adam olacağını taa o günlerde hissetmişim...
Sonra yavaş yavaş seni sevmeyi öğrendim. Ama seni beklemek çok sancılıydı doğrusu.
Hayatın çok zor olduğu ve problemlerin bol olduğu günlerde aramıza katılmaya karar vermiştin.
Karar vermesine vermiştin, ama birkaç kez vazgeçer gibi oldun.
Bizi çok korkuttuğun o anlarda belki de seni sevmeye başladım.
Beni duymayacağını ve anlamayacağını bile bile seninle konuştum ve sevgimi hissettirmeye çalıştım.
Sana ihtiyacımızın olduğunu hissettmiş olmalısın ki direndin ve dayandın.
Merakımızın ve sabrımızın tükenmeye başladığı bir gün aramıza katıldın.
Saatlerce gelişini bekledik...
Biz ölüp ölüp dirildik, ama senin temlelliğine diyecek yoktu doğrusu. Hiç acelen yoktu...
Aslında sen o gün bize, sevdiklerini bekletmekten zevk alacağını göstermeye çalışıyordun belki de, ama biz bunu anlayabilecek durumda değildik.
Bugün bunu çok iyi biliyoruz...
Ailecek ecel terleri dökerek: '' Allah'ım yüzünü görelim... Ağlasın da sesini duyalım..'' diye dua edip durduk.
Bir insanın ağlamasını beklemek ve bunun için dua etmek ne kadar komik değil mi?!.
Ama neticede dünyaya ilk ''merhaba'' demenin şekli budur.
Sen nazlana nazlana sesini bize duyurdun...
Çok uzun süre ağlamanı beklediğimiz için de bizi bi güzel ödüllendirdin. Dünyaya gözlerini açar açmaz bi başladın ve nerdeyse bir sene boyunca seni susturamadık.
Sonra da ağlamaman için dua etmeye başladık.
Sadece evdekiler değil, nerdeyse bütün mahalle seni susturmak için seferber olmuştu. Ne yaparsak yapalım ağlamaya devam ettin.
Bir sene sonra da kendin karar verdiğin için mi, ağlamaktan yorulduğun için mi bilinmez aniden sustun.
Çok şirin bir şeydin, ama susunca daha da şirinleştin.
Sonra hepimizi ve herşeyi incelemeye başladın. O kocaman ve güzel gözlerinden merak, çok bilmişlik ve zeka fışkırıyordu.
Suskunluğun ve incelemelerin de tam bir yıl sürdü.
Aniden, doğum gününde, tek tük kelimelerle değil, cümleler kurarak konuşmaya başladın.
Bizi bir sene dinlendirdikten sonra nerdeyse hiç nefes almadan konuşmaya başladın.
''Soru sorma sanatı'' diye bir kitap yazabilirdim o yıllarda.
Senin kadar merakli, senin kadar soru soran bir yaratık görmedim hayatımda.
Yaramaz, sürekli hareket eden ve sürekli soru soran bir bücürdün.
Sorduğun sorular bir çok insanı nokaut ediyordu.
Hiç kimsenin aklına gelmeyen ve merak etmeyen şeyler taa o yıllarda senin ilgi alanına girmişti.
Sana cevap verebilmek için bazen ecel terleri döküyorduk. Çünkü seni oyalamak, kandırmak, hele hele geçiştirmek mümkün değildi. Doğru ve mantıklı cevaplar alana kadar tepiniyordun...
Yaa işte böyle...
Ben sana 2-3 sene isminle hitab etmedim. Bazı sebeplerden dolayı ismini sevmemiştim. Seni ''böceğim'' diye severdim. Sen de buna bayılırdın.
Sonra zor da olsa yavaş yavaş ismini sevdim.
Ne ilginçtir ki sen de bugüne kadar bana ''teyze'' diye pek hitap etmedin.
Benden bahsederken ''ablam'' dersin, ama yüz yüze konuşurken hitapsız, gözümün içine bakarak dikkatimi çeker ve öyle konuşmaya başlarsın.
Kocaman bir adam oldun ama bana teyze demeye alışamadın. Beni de alıştırmadın...
Garip ve enteresan bir ilişkimiz var aslında...
Bazen arkadaş, bazen teyze-yeğen, bazen anne-oğul, bazen de iki yabancı...
Kişiliklerimiz biraz benzediği için mi bilinmez aramızdaki çekimin güçlü olduğu kadar, çarpışmalar,zıtlaşmalar ve inatlaşmalar da uçlardadır.
Bugün geriye dönüp baktığımda ne görüyorum?!.
Zaman ne kadar çabuk akıp gitmiş...
Sen ne zaman büyüdün?!. Ben ne zaman yaşlandım?!.
Sen kıllı, gıcık ve yakışıklı bir adam oldun. Çalışkan, yetenekli ve başarılı bir gençsin.
Bense yaşlandığını kabul etmek istemeyen, seninle uğraşmaktan, seni dürtüklemekten zevk alan ve çok ama çok başarılı olmanı isteyen çatlak bir hatun oldum.
Ama haberin olsun!.. Ben 20-30 yıl daha 19,5 yaşında olduğumu iddia etmeye kararlıyım.
O yüzden sana huzur yok!..
Bugün nerede olursan ol, ben seni en yakın zamanda yönetmen koltuğunda görmek istiyorum.
Emin ol o filmleri çekerken yine yanında olucam. Sana destek olurken, acımasızca eleştirmeye de devam edeceğim. Tıpkı bugüne kadar yaptığım gibi...
Çünkü seni çok seviyorum!..
Hayatıma girdiğin gün beni hayata bağladın demiştim... Evet, aynen öyle oldu. Hayatıma güzellik, anlam ve sevgi getirdin.
Ama bir anlamda da beni hayata küstürdün. Ama bunda senin hiç suçun yok...
Gelişin öyle zordu ki, beni çok korkuttun.
Senin dünyaya geldiğin gün bende çocuk doğurma fobisi gelişti. Hem doğumdan korktum, hem de kendi çocuğum olursa seni sevdiğim kadar onu sevememekten korktum.
Kimbilir belki de seni hiç kimseyle paylaşmak istemedim?!. Veya belki de bütün sevgimi sana vermek istedim.
İyi ki varsın!.. İyi ki doğdun kıllı ve gıcık adam!.. Ben sana seviyom!
Hep 19,5 yaşında kalmaya kararlı
moruk teyzen |
|
|
 |
GEÇİKMİŞ DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ Yazýsýna Yapýlan Yorumlar |
|
Bu Yazýya Henüz Yorum Yapýlmamýþ Veya Makale Sahibi Tarafýndan Yorum Onayý Bekleniyor. |
|
|
 |
GEÇİKMİŞ DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ Makalesine Sizde Yorum Yapmak Ýstermisiniz? |
|
|
|