Günlerdir bir garip haldeyim... Sanki sürekli bir uyku durumundayım.
Ayılmak, uyanmak, kendime gelmek istiyorum, ama ne yaparsan yapayım uyku ile uyanıklık arasında sıkışıp kalıyorum.
Hep aynı düşünceler beynimin içinde kıvranıyor ve hep aynı görüntüler gözlerimin önünden tekrar tekrar geçiyor.
Görüntülerle düşüncelerimi birleştirip, anlamak istiyorum ama nafile...
Kimim ben?!. Nasıl bir dünyada ve niçin yaşıyorum bir türlü çözemiyorum.
Doğru bulduğum, bildiğim ve olmasını istediğim istediğim şeyler kaybolmuş gitmiş veya korkudan bir yerlere saklanmış.
Beynimi bir sessizlik kaplamış sanki... Bu sessizliğin yarattığı bir korku mu?!. Korkunun yarattığı bir sessizlik mi?!. Onu da bilemiyorum...
Telefonla konuşmaya korkuyorum. Çünkü bir süredir konuştuğum kişiyle aramda başka birinin varlığını hissediyorum.Hissetmenin de ötesinde, nerdeyse eminim.
Sevdiklerime, eşime, dostuma özel ve güzel bir şey söylemeye çekiniyorum. Sadece bize ait ve özel bir anlam taşıyan kelimeler, cümleler özel bir şifre olarak değerlendirilmesinden korkuyorum.
Sokağa çıkmaya da korkuyorum... Hele bir polisle karşılaşırsam elim ayağım titremeye başlıyor. Beni de göz altına alacaklarmış düşüncesini bir türlü aklımdan çıkaramıyorum nedense?!.
Sanki polisler önüne geleni içeri tıkmak için yarışıyorlarmış gibi geliyor bana.
Sabahları içmeye sevdiğim Türk kahvemden, sevdiğim kitaplarımdan, bilgisayarımdan, eşimden, evimden, rahat yatağımdan uzak kalma düşüncesi beni dehşete düşürüyor.
Tamam!.. Göz altına alınmam için bir sebep olmadığını biliyorum... Ama ya polisler bilmiyorsa veya bilmek istemiyorsa paranoyası beni rahat bırakmıyor.
Televizyonu açmaya da korkuyorum... Açtığım her kanalda, günün her saatinde karşıma çıkan adamın savurduğu tehditler, attığı fırçalar beni ürpertiyor.
Dehşete kapılıyorum söylediklerinden. Kalbim çarpmaya, ellerim titremeye ve beynim kasılmaya başlıyor.
Her ne kadar ona inanmak, güvenmek istesem de elimde değil, yapamıyorum.
Çünkü bana göre korkunun hüküm sürdüğü bir ilişkide güven, sevgi olmaz. Olsa olsa itaat olur ve zamanla köle-efendi ilişkisine dönüşür.
Gazete okumaya da korkuyorum... Eskiden saatlerce bunu yapabiliyorken, şimdi 5-10 dakkikadan fazla sürmüyor beraberliğimiz.
Başlıklar üstüme üstüme geliyor ve beynim yazılanları anlamamak için direniyor.
= Yok ormanlar kazılıp, ağaçlar kesiliyormuş... Kimin, ne zaman, niçin, nasıl oluşturduğu ve sakladığı belli olmayan cephaneler ortaya çıkıyormuş...
=Koca koca adamlar devleti koruma görevini erine getirirken aynı zamanda gizli bir örgüt kurup, o devleti yıkmaya çalışıyormuş...
= Uzun yıllar sözüm ona kendi büyüttüğü, yaşattığı ve çocuğu gibi gördüğü gazeteyi bombalamaya kalkan gazetecinin resmini görünce ne düşüneceğimi belemiyorum.
Yaşı, başı müsait olmamasına rağmen terör örgütün elebaşısı oluveriyor bir anda. Kalbinin tekleyeceğini ve bir ayağının mezarda olduğunu aklına bile getirmiyor...
= Yıllarca makamına ve verdiği kararlara saygı duyduğumuz, adeta gözü kapalı güvendiğimiz adam da nerdeyse terörist muamelesi görüyormuş... Onunla ilgili yazılanları okurken nutkum tutuluyor... Anlayamıyorum... Nasıl oluyor da yıllar önce yargıladığı ve suçlu bulduğu kişilerle yıllar sonra bir örgütte omuz omuza çalışabiliyor?!. Bu mümkün mü yahu?!.
Onun da ötesinde öyle bir örgüt kurulmuş ki, üyeler birbirini tanımıyır...
Üyeler birbirini tanımıyor ama, bir adam var ki örgütü de, üyeleri de, yaptıklarını ve yapacaklarını da biliyor...
Tuncay Güney adındaki bu zattın birkaç gün önce televizyonda yaptığı konuşma gözümün önüne geliyor. Uzaktan kumandalı bir robot misali, yurt dışında olmanın verdiği rahatlığı ile konuştukça konuşuyor.
Ruh sağlığı pek iyi olmadığı her halinden belli olan bu adamın görüntüleri ve söyledikleri nedense saatlerce, günlerce gözümüzün içine sokuluyor.
İşte benim bardağımı taşıran son damla da bu oluyor. Adamı ne zaman televizyonda görsem bana bir haller oluyor...
Avazım çıktığı kadar bağırmaya ve elime geçen her şeyi ona doğru atmaya başlıyorum.
Rahatlamak istiyorum... Onun bir şarlatan, şizofren, bir deli olduğunu ıspatlamaya çalışıyorum kendime. Ama ıspatlayamıyorum... Televizyon kırılıyor ve adam susuyor.
Bense kendimi hiç iyi hissetmiyorum ve günlerdir bu böyle devam ediyor.
Artık hiç kimseyle konuşmuyorum... Eşimle bile... Uyur gezer gibi dolaşıp, etrafa boş boş bakıyorum...
Hiç bir şey umrumda değil artık... Hiç bir şey bilmek istemiyorum...
Bu şizofrenik dünyaya ayak uydurup, bir şizofren olduğumu kabullenmiş durumundayım...
Bundan da utanmıyorum... Ben değil, beni bu hale getirenler utansın...
|
|