Biliyormusun anne ben 40 yaşındayım?!.
Eminim sen bunu çoktandır biliyorsun, ama ben daha yeni öğrendim...
Önce korktum, sonra yıkıldım ve oturup ağladım, ama gerçeği değiştiremedim.
Diyeceksin ki, bunun böyle olacağı 39 yıl önce belleiydi!.. Haklısın!
Ama ben bunu görmezlikten gelmek için elimden geleni yaptım. Ne saçlarımda artan akları, ne de yüzümde ve özellikle de gözlerimin altında artan kırışıkları görmek istemedim. Ben sadece yılların değiştiremediği vücuduma sarıldım.
20 yıldır aynı hızla ve heyecanla hayat yarışında koşuyorum. Hep birşeylere yetişmeye, birşeyleri yakalamaya, gerçekleştirmeye ve yaşatmaya çalışıyorum...
Biliyormusun anne, bugün ilk defa yorulduğumu hissettim, başaramayacağım kaygısına kapıldım ve durdum.
Gidip aynaya baktım ve kendimle yüzleşerek, kendimi inceleyerek gerçeği gördüm.
Evet, ben 40 yaşındayım...
Bir genç kızın bedenine sahip olabilirim, ama yüzüm beni ele veriyor.
Yıllardır ağır yükler taşımaktan yorulan alnım ıyice kırışmış ve gökyüzünde birşeyler yakalamak yerine, yere sağlam basabilmek için eğilmiş...
Ya o gözlerim?!. Eskiden pırıl pırıl ışık saçan, herşeyi görebilmek için kocaman kocaman bakan gözlerimin ışığı yok olmuş ve küçülüp, ağlamaktan büzülmüş...
Burnum hala değişmemiş ve bir karış havada durabilmek için direnmekten, tıpkı bir palyaçonun burnuna benzemiş...
Sonra dudaklarım...Yaşanmamışlığın hayalleri ile yaşanmışlığın gerçeği arasında sıkışıp, büzülen dudaklarım. Beklemekten yorulan ve yorgunluktan konuşmaya bile cesaret edemeyen dudaklarım... Korkularını yenebilseler, neler anlatırlar acaba?!.
Birden ellerimi fark ediyorum anne...
Yıllarca kırılmış umutlarımı ve kanatlarımı birleştirmeye, yapıştırmaya ve dikmeye çalışmaktan yorulan ellerim...
Neden ellerimin bu kadar yetenekli olmalarına rağmen, bu kadar çabalamalarına rağmen bomboş kaldılar anne? Neden?!.
Sen değil miydin: ''..Hayatta ne kadar çok şey öğrenebilirsen, ne kadar çok güzellik yaratmaya ve yaşatmaya çalışırsan, o kadar güçlü ve mutlu olursun..''diyen.
Evet anne, ben hep daha fazlasını ve daha iyisini yaratmaya, yaşatmaya ve dağıtmaya çalıştım... Ama dağıtmaktan almaya vakit bulamadım. Veya almayı öğrenemedim anne...
Bu yüzden ellerim hep boş kaldı ve yalnızlığı hep dipte yaşadım. Benim gölgem, en iyi dostum ve asla terk etmeyen yalnızlığım...
Neden hayat bana bukadar acımasız davrandı anne?!.
Neden senin bana verdiğin, vermek istediğin herşeyi elimden aldı anne?
Önce yüreğimde tükenmeyeceğini zannettiğim sevdamı, bütün hayallerimi, düşlerimi ve umutlarımı aldı...
Sonra hayat, seni benden aldı anne?!.
Asla hazır olamayacağım ve hazır olmak istemediğim bir kayıptı bu. Çünkü hayat boyu sana bir nefes, bir damla su ve bir kıvılcım ateşin yaydığı sıcaklığa gereksinim duyacağımı bildiğim için...
En son da doğmadan, ölmeye mahküm olan çocuğumu aldılar anne...
Oysa ben onu ne çok istemiştim.
Onun küçücük ve sımsıcak yüreğini yüreğimde hissettim. Küçücük ellerini ısıtabilmek için günleri, saatleri saydım, ama o günler gelmedi ve asla gelmeyecek anne...
Neden yıllar bu kadar çabuk geçti ve herşeyimi alıp, götürdü anne? Neden?!.
Neden onları durdurmadın anne?..
Ve neden bütün bunları yaşayacağımı bilmene rağmen beni dünyaya getirdin anne?!. |
|